banner279

Şok olacaksınız! Rabıta ile Süleymancılarda unutturulan Peygamber ve yasaklanan Kur'an...

Bu yazıda tarikatların nasıl üstün İngiliz mühendislik ürünü olup müslümanları kendi dinlerinden uzaklaştırıp ahiretleriyle birlikte dünyalarını cehenneme çevirdiğini daha iyi anlayacaksınız. Sakın bunlar Süleymancılarda oluyor deyip kimse kendini kandırmasın. Tüm tarikatlar haçlılarca üretilir, kurumsal kimliği belirlenir ve başına sarık/sakal/cübbe içinde gizli ajan/papazlar atanır. İsimleri farklı olsa da hepsi bir yerden emir alır. Farklılık kızan insanlara alternatif oluşturmak ve göstermelik takva yarışıdır.

Şok olacaksınız! Rabıta ile Süleymancılarda unutturulan Peygamber ve yasaklanan Kur'an...

Süleymancıların diğer tarikat gruplarında olduğu gibi kendine has geliştirdiği ibadet şekilleri vardır. Birçok tarikatta zikirler sesli ve birlikte iken Süleymancılarda zikirler sessiz yapılır.


Rabıta ve ihlas hatmi Süleymancılığın adeta iman esasları mesabesinde ibadetlerindendir. İhlas hatmi, 1000 ihlas okumaktan ibaret bir ibadet şeklidir. Grupça
okunur. Hatim yaptıracak kişi onarlı şekilde bu ritüeli 45-60 dakika arasında gerçekleştirir.


İhlas hatmi, güya Avrupa’da çok küfür ve ahlaksızlık varmış da bu nedenle Çarşamba, Perşembe Cumartesi ve Pazar akşamları 19.00’da yapılmak zorundadır.
Avrupa’da sadece Çarşamba günleri 19.00’da bir üyenin evinde toplanılır, grup başkanı ve ihvanlar bu eve gelir ve ihlas hatmi yapılır.


Umumi hatim cumartesi olur. Ayın son cumartesi günü bütün şubelerden ihvanlar, hocalar Münih merkeze gelerek toplu halde ihlas hatmi yaparlar.


İhlas hatmi Türkiye’de hafta sonları akşam namazından sonra gerçekleştirilir.


Süleymancıları tanımayanlar ihlas hatmini Kur’an hatmi ile karıştırmasınlar. Bu cemaatte Kur’an okumak gibi bir alışkanlık yoktur. İhlas hatminin bir tarafında okunacak aşır dışında Kur’an okunmaz.


Unutmadan İhlas hatminden sonra manevi duyguları artan üyeyi para tuzağı bekler. Üyelerden alınacak para ve bağış ihlas hatminden sonra yapılır. 


Bunların bir de Evrad-ı Şerife denen bir duaları vardır ki akıllara zarar.


Sabah namazından sonra Süleyman Hilmi Tunahan efendiden el alan kişilerce yaptırılır. El almamış kişi bunu asla yaptıramaz. Allah’ın emrettiği namazı kılabilirsiniz. Ama evradı şerife o kadar büyük bir ibadettir ki el almayan kişiler asla ve asla bu duayı yaptıramaz. Tek başınıza da bu duayı
yapamazsınız.


Evrad-ı Şerife denen dua da bir ile bir buçuk saat arasında bir zaman alır. Hafta sonları cumartesi Pazar camide yapılmak zorunda.
 

Toplu yapılan bu hatmin dışında ayrıca şahsi vazife vardır. Her ihvan, sabah namazından sonra 45-60 dakika rabıta yapacak.
 

Rabıta şu şekilde gerçekleşir: Rabıta öncesi 100 istiğfar ile birlikte salavatlar okunacak. Ardından Süleyman efendiye 15 dakika rabıta yapılacak.
 

Sonra dua edilecek. Dua öyle içinden geldiği yapılan bir dua değil.
 

Cemaatin belirlediği dua yapılacak. Onların tarifi üzere yapılıp harf bile değişmeyecek.
 

Bu dualara ilave salaten tüncina, salaten müncina ile ismi azam denen dualar da tekrar edilir.
 

Her iki haftada bir kez hocalar toplantısı yapılır. Burada imamı rabbani mektubatları okunur ve okutturulur.
 

Ne okuyan okuduğundan bir şey anlar ne dinleyen dinlediğinden bir şey anlar.
 

Kur’an’ın anlamı hiç okutulmaz. Tavsiye dahi edilmez. Hatta meal okumak günah gibi görülür. Kur’an’a o kadar saygılılardır ki anlamını yanlış verir yanlış anlarız diye uzak dururlar. Tabi yerseniz...
 

Kur’an mealini yapmak hocaların işidir. Ama hiçbir hocada meal yapacak düzeyde Arapça bilgisine sahip değildir. Zaten cemaatte meal yapmak, Kur’an’ı anlamak gibi bir kaygı da yoktur.

Yüzüne okuyan kendi okur tavsiye falan yok. Ramazan ayında adeten cüz okunur.
 

Bu cemaate dair şüphelerimin arttığı dönemde araştırdım öğrendim ki bunların yaptığı ismi azam, salatan tüncina, salatana müncina gibi duaların
İslam ile uzaktan yakından alakası yokmuş.
Tamamı Şia kaynaklı içeriği şirk ve küfür unsurlar taşıyan dualarmış. Evradı şerife dedikleri duada kendi uydurmaları imiş.
Bu kadar uzun ve zahmetli dualar neden yapılır? diye çok kafa yordum.
 

Vardığım sonuç şu idi:
Allah kalplerin yatışması, nefsin mutmain olması, günah ve hatalardan korunma, şeytanı ve dostlarının tanınma yolları, şeytanın yoluna tabi kafir, müşrik ve münafıkların tanınması ve bunun karşılığında dostumuz olan müslümanların tanınması adına bize Kur’an’ı gönderiyor.
 

“Bilin ki, kalplerin yatışıp rahatlaması Allah’ın zikri ile olur.” (Ra'd Suresi, 28. ayet)
 

Sonradan öğrendim ki Kur’an’da geçen zikir, hatırlatma/hatıra anlamında Kur’an’ın kendisini ifade edermiş. Bunlar buradaki zikri kendi yaptıkları zikirlere çeviriyorlar.
 

Bunlar ise Kur’an’dan özellikle uzak duruyorlar. Kur’an’ın koyduğu dostluk ve düşmanlığın ötesinde kendilerine göre dost ve düşmanlar belirliyorlar.
 

Allah günlük beş vakit namazı, toplamda vitir namazı dahil 20 rekatta tamamlarken ve bunun uzun veya kısa kılınmasını kulun vicdanına bırakırken
bunlar saatlerce yapılan zikir ve dualarla üyeleri meşgul ederek bizim aklımızı kullanmamızın önüne geçiyorlar.
 

Aynı duaları her gün tekrar etmek yerine farklı ayetler okunmak ve anlamak üzerinde kafa yorulsa her yıl Kur’an mealen bir kez aktarılabilir. Farklı kitaplar okunarak bir ömürde yüzlerce kitap aktarılabilir.
 

Ne Ahmet Denizolgun ne de Alihan Kuriş’in zerre ilmi yoktu. Konuşma bilmezlerdi. Bunlar gibi hocaları da ilimden irfandan uzaktı.

Bu imtiyaz silsilesine dayanan ve başımdan geçen bir olayı sizinle paylaşmak isterim. Fatih Kaya Landau’da Erdoğan Şen’in, Erdoğan Şen de Köln Merkez’de Mehmet Duran’ın, Mehmet Duran’da Ahmet Arif Denizolgun’un velisi ve o da üstazımız Süleyman Efendi’in vekili olarak görülüyordu. Süleyman Efendi de Peygamberimizin, Hz. Muhammed de Allah’ın elçisi olarak kabul edilirdi.


Böyle bir zinciri, bir Müslüman’ın kabul etmesi mümkün değildir. Burada insanlar, hocalarına karşı gelmesin ve onların buyruklarını yerine getirsin ki teşkilata çok para gelsin kaygısı vardır.
 

Ben, bir gün Ahmet Denizolgun ile görüşmek için İstanbul Ümraniye’ye gittim. Kapıda bekleyen nöbetçiye kendimi tanıttım, derdimi anlattım ve mutlaka görüşmem gerektiğini söyledim. Nöbetçi, Metin Güleç isminde birini çağırdı. Almanya’dan kalkıp İstanbul’a kadar gelmeme rağmen “Siz, bu şekilde bey abiyle görüşemezsiniz.” cevabıyla karşılaştım.


“Abi ile görüşmek için ilk önce bulunduğunuz bölge, Münih’e bildirecek, orası da Köln Merkez’e bildirecek, Köln Merkez de buraya, İstanbul’a haber verecek. Ondan sonra görüşmek için kendilerine soracağız. Eğer kabul ederlerse görüşebilirsiniz.”
 

“Metin Bey, benim zaten onlarla problemim var, onlar buraya bildirmezler ki...”
 

“Ben bilemem hayırlı günler.”
 

Bunlar, birisi aklını kullanarak bir şey derse, teşkilatı sorgular, teşkilatın hatalarını ortaya koyarsa ki sorgulanan şey dine uygun şey de olsa hemen cami yasağı koyarlar ve işinizi bitirirler.


Hiçbir zaman abi, aklını kullanıp teşkilatı sorgulayanlarla tartışmaz ve tartışmamak için de görüşmez. Çünkü abi hazretleri hata yapmaz, her şeyi önceden görürmüş.
Onun için o bir ilah gibi ortaya çıkar. Bu, tam bir itikat sapıklığıdır.
 

Benim, iki çocuğum bunların yurtlarında, Almanya İngostadt’ta 4 sene yatılı okudular. Onlara kendilerine ait olan bir dergi vermişler. Orada açıkca itikat bozukluğunu yazıyor.
Benim çocukları hoca yapacaklardı. Maddi hiçbir sıkıntımız olmamasına rağmen çocuklarımız kendini İslam'a adasınlar, dinimize hizmet etsinler diye bunlara teslim ettik. İslam'ı en iyi bunlar yaşıyor sandığımızdan peşlerini bırakmadık yıllarca...

Onun için ben, yurt uzak olmasına rağmen her ay eve (yurda) götürdüm getirdim. Takriben 26.000 euro masraf ettim.
 

Birden ne oldu, anlayamadık. Bunlar, bırakın hoca filan yapmayı, yurtta Kur’an-ı Kerim, Arapça sair dini eğitim vermeyi yasaklamışlar.
Ben ve ailem Meryem Hanım, şaşırdık. Bunlara ders olsun diye bu Süleymancıları sahtekarlıktan dolayı mahkemeye dava ettim. Yakın zamanda
İngolstadt yerel mahkemesinde, Dosya Numarası: 41 0.2506 / 18 olan dava görülecek.
 

Bunlar, indirilmiş ve uydurulmuş din ayrımı yapıyorlar. İslam'ı bilmiyor, aklı kullanamıyorlar. Verdikleri eğitimle öğrencilerin aklı kullanmasını engelliyorlar.
 

Sanki, haşa, sümme haşa, Allah’ı nüfuslarına geçirmişler. Kendilerinden başkalarına Allah’ı vermek istemezler.


Süleyman Efendiyi Rabıta Edip Anmaktan Peygamberimizi Unutmuşum: 

Bundan 2 sene önce Münih’ten bana, benim gibi bunlarda 40 sene kalmış ve şu anda eleştirme sathına geçmiş olan bir arkadaş geldi. Günlerden cuma idi. Bunula beraber, Ditip Deggendorf Camisi’ne cuma namazı için gittik.

Adamın dediği aynen şöyle:

Allah Allah, yahu Hz. Muhammed diye bir Peygamber de varmış. Ben, Süleyman Efendiyi duya duya sanki Peygamber’i unutmuşum.

Kaynak: DiNiHABER.C0M / Özel İçerik

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali Ekber Sanli
Ali Ekber Sanli - 1 ay Önce

Kardesim, ne icerek bu yazilari yazdin. varsayimdan baska birsey yok. Yahudileri bukadar elestirmeyenlerdensin.

SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241