banner259

Müritlerin ihlasını puta tapmakla deneyen Gavs Hazretleri!

Son günlerde tarikatçıların can havliyle EHLİ SÜNNET kavramına sarılıp kendilerini İSLAM'a davet edenleri "Mealci, Kur'ancı, Hadis İnkarcısı" ilan ederek saldırmalarına şahit oluyoruz. Nedeni ise Tarikatın etkisinden yeni yeni kurtulmaya başlayan Müslümanların TASAVVUFUN İslam'a rağmen var olan bir din olmasının ortaya çıkmasına olan tepki ile karşı tarafı susturma refleksidir. İşte buna bir örnek...

Müritlerin ihlasını puta tapmakla deneyen Gavs Hazretleri!

Semerkand Yayınları arasında çıkan Minah isimli esere bakıldığında tasavvuf/tarikatın İslam’ın ötesinde tali bir yol/din olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Kitap baştan aşağı tasavvuf yolunda ilerleyen bir müridin nasıl Kur'an ve Sünnetten koparılıp iradesizleştirildiği, köleleştirildiğinin yollarını anlatıyor.

Allah ve gönderdiği Peygamberleri insanların AKLINA hitapla şahsi olarak iradenin aktive edilmesini emrederken İSLAM’IN YOZLANARAK KLONLANMIŞ hali olan tasavvuf, alabildiğine aklın devre dışı kalması için uğraş verip özellikle KUR’AN ve SAHİH SÜNNET’ten Müslümanları uzak tutmak için uğraş vermektedir.

Bakmayın siz bu sapıkların EHLİ SÜNNET havarisi kesildiklerine!

Bu tamamen bir tuzaktır. Ve Müslümanları birbirine kırmak için kullandıkları taktiksel bir kavramdır.

Neresinden tutsanız elinizde kalacak olan TASAVVUF DİNİ’nin kitaplarına baktığınızda İSLAM dışında her şeyi bulmanız imkan dahilinde… 

Aşağıda MİNAH isimli eserden sadece bir bölümü okuyucuların dikkatine sunuyoruz. Malumdur ki EHLİ SÜNNET maskesiyle kendini gizleyen VATİKAN’IN VELİLER ORDUSU ilim ehli olan DİYANET camiasını pek sevmemektedir. Bu sözleri bir diyenet mensubu etse TASAVVUF denen din mensupları emin olun ki o din görevlisini KAFİR ilan eder, görevinden atılması için ellerinden geleni arkalarına koymazlardı. 

Lakin aynı sözler kendi mahallelerinden biri tarafından edildiğinde pek bir müsamahakar davranıp durumu hikmete yorumlamakla işin içinden sıyrılmaktadırlar. 

Minah isimli kitaptan ilgili bölüm:

Minah-59 :

Gavs (k.s) Hazretlerinin yüce meclislerinde, ihlâs üzerine sohbet ediliyordu. Ben (Halid-i Öleki (k.s)) ihlâsı sordum. Cizreli Mevlana Ahmed (k.s)’in beytini okudu:

“Kur'an ve ayetlere yemin ederim.

Eğer meyhanenin (tarikatın) piri;

Lat’a secde edin dese,

Müridler ona uyarlar.”

”İhlas bu kadar mıdır?” dediğimde. ”Bu kafi değil midir?” buyurdu.

Sonra Gavs (k.s) bu fakire (Halid-i Öleki (k.s)) döndü: “Sen ihlas hakkında ne diyorsun?” Ben de: ‘Bana göre ihlas, hadis-i kudsinin delâlet ettiği gibi mürid, şeyhinin bütün sözleri, fiilleri, hareket ve sekenelerinin ancak Allah’ın (c.c) rıza ve emri ile olduğuna yakinen inanmasıdır.’ dedim. Gavs (k.s) bu cevabımı beğenerek ‘Gerçek ihlâs budur. Bundan başkası yukarıdaki dörtlük gibi ehl-i sekrin kelâmıdır.” buyurdu.

SAPTIRILAN İHLAS VE ANLAMI

Bu Minah’ta anlatılanlara bakıldığında ihlas, "meyhanenin pirinin (Tarikatın şeyh'i) Lat putuna secde etmeyi emretmesi karşılığında müridin sorgusuz sualsiz ona itaat etmesi" imiş.

Meyhaneci Cizreli Mevlana Ahmed  ile bu tariften pek bir hoşnut kalan GAVS Hazretlerinin halini Kur’an ve sünnete arz ettiğimizde her ikisinin de cehennemin dibini boyladığını görüyoruz.

Öncelikle İHLAS'ın anlamına hep birlikte bakalım: İhlas sözlükte, "arınmak, ayrışmak katışıksız ve dupduru olmak” anlamına gelmektedir. İhlâsın terim/dinî anlamı ise, “gizli ve açık bütün nevileriyle şirkten uzak ve tevhid üzere Yüce Allah’a kulluk edilmesi, ibadette sadece Allah rızasının kastedilmesi” demektir.

İhlas'ın anlamını Kur'an ve sünnet içinde değerlendirdiğimizde kulun Allah'a ulaşmada iradesinin önünde engel olarak duran başta GAVS, KUTUP, VELİ, MÜRŞİT gibi aracılar ile Kur'an ve Sünnetin uygulanamasına engel olacak her tür din, ideoloji, örf ve adetlerin aradan çıkarılarak doğrudan Allah'a bağlanmak olduğu görülecektir.

Ne Allah Resulü ne de ona tabi olan Sahabe, tabiin ve tebei tabiin dönemlerinde Müslümanların Allah'a ulaşmada kimseyi aracı etmediğine baktığımızda MEYHANECİ GAVSIMIZIN ne kadar büyük bir cehalet ve sapkınlık içinde olduğunu daha iyi anlıyoruz.

TASAVVUF DİNİ’nden olan EHLİ SÜNNETÇİLER pek bir Peygamber aşığı oldukları için kendilerine hadislerle cevap verelim. Kur'an'dan olabildiğine nefret eden bu zevata göre ayet okursak maazallah mealci veya Kur’ancı olabiliriz.

Tasavvuf ehlinin ağzına sakız ettiği ama hamam böceği gibi kaçtıkları Kur’an ve sünnette bu durum şu ayetin içinde yer aldığı hadisle özetlenmektedir:

HADİS 1: 

Adiy b. Hatim (r.anh) diyor ki:


Ben, Rasulullahın yanına gittim. Boynumda altın'dan bir haç bulunuyordu.
Bana dedi ki: "Ey Adiy, bu putu çıkarıp at."
Ben onun, Tevbe suresinin "Onlar, hahamlarını, papazlarını ve Meryemoğlu İsa Mesihi, Allah'tan başka rabler edindiler." (Tevbe Suresi, 31) ayetini okuduğunu işittim.
Dedim ki: "Ey Allah’ın Resulü biz onlara ibadet etmiyorduk ki..."
Rasulullah da buyurdu ki: "Dikkat edin, Yahudi ve Hristiyanlar, din adamlarına tapmıyorlardı. Fakat onlar, hahamlar ve papazlar kendilerine bir şeyi helal kılınca onu helal sayıyorlardı, bir şeyi haram kılınca da onu haram kabul ediyorlardı. Bu konuda Allah’ın kitabında ne hüküm verdiğine bakmıyorlardı. (İşte bu Allah’tan başkasını Rab edinmek, demektir.)"
(Tirmizi)

HADİS 2:

Bir defasında Resûl-i Ekrem Efendimiz hazırladığı bir müfrezenin başına ensardan Abdullah Ibni Huzâyfe radıyallahu anh’ı kumandan tayin etmiş, mücahitlere de kumandanlarına itaat etmelerini emretmişti. Nasıl olduysa yolda giderken Abdullah ibni Huzâfe askerlerin bazı hareketlerine sinirlendi. Onlara:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana itaat etmenizi emretmedi mi? diye sordu. Onlar da:

Evet, emretti, dediler. Bunun üzerine kumandan:

- Haydi, bana odun toplayıp getirin, dedi. Mücahitler odunları toplayıp getirince, onları yakmalarını söyledi. Ateş yakılıp da alevler yükselince, mücahitlere ateşe girmelerini emretti. Hepsi de sahabi olan mücahitlerin bir kısmı duraksadı, bir kısmı ise kumandanın emrini yerine getirmek üzere hazırlanmaya başladı. Kumandanlarının bu akıl dışı emrine uymayanlar, arkadaşlarını:

Ne yapıyorsunuz siz? Biz cehennem ateşinden kaçarak Resûlullah’a sığınmış kimseleriz. Şimdi ateşe nasıl atılırız! diye uyardılar.

Onlar meseleyi tartışırken ateş söndü. Kumandanın da sinirleri yatıştı.

Medine’ye döndükleri zaman olayı Resûl-i Ekrem Efendimiz’e anlattılar. O zaman Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

“Eğer mücahitler bu ateşe girselerdi, kıyamet gününe kadar bir daha oradan çıkamazlardı. Çünkü yöneticiye itaat, ancak mâkul ve meşrû olan emirler için söz konusudur.” (Buhârî, Ahkâm 4).

Bu iki hadis ve içinde geçen ayete göre demek ki bizim GAVS HAZRETLERİ Kur'an ve Sünnete aykırı bir şekilde İhlas'ı tanımlamakta ve müridleri İslam'a aykırı bir işe, küfre çağırmaktadır. Çağırıyor çünkü zaten amacı Kur'an ve Sünnetten koparmak...

Cehennem ateşinden kaçarak Resulullah'a sığındıkları söyleyen mücahitler aynı zamanda puta tapmaktan da menedilmişlerdi. Bir tarafta puta tapmayın diyen Allah, diğer tarafta müridin ihlasını puta taparak deneyen Şeytan ve havarileri...

MEYHANECİ GAVSIMIZ müridi Halid-i Öleki'nin bu cevabından pek bir memnun olacak ki "Gerçek ihlâs budur. Bundan başkası yukarıdaki dörtlük gibi ehl-i sekrin kelâmıdır." diyor. Oysa Halidi Öleki denen sapığın sözleri Cizreli Mevlana Ahmed'in sözlerinin uygulamaya geçirilmiş halinden farksız. 

Gavs Hazretlerinin SEKR HALİ dediği şeyin tasavvuftaki yerini gelin hep birlikte İlahları ve Tasavvuf Dininin teorisyeni İMAMI RABBANİ'den okuyalım: "Peygamberler, bütün varlıkların en üstünleridir. Nimetlerin en üstünü onlara verilmiştir. Velâyet, nübüvvetin bir parçasıdır. Nübüvvet bir bütündür ve velâyeti içine alır. Bunun için nübüvvet, her velâyetten daha üstündür. İster Peygamberin velâyeti olsun, ister velînin velâyeti olsun! Bundan dolayı da, sahv sekrden daha üstün, daha kıymetlidir. Velâyet nübüvvetin içinde bulunduğu gibi, sekr de sahvın içindedir. Onun bir parçasıdır." (95. Mektup) 

Görüldüğü TASAVVUF DİNİ Kur'an ve Sünnet karşıtı olması yönüyle her tarafı çelişkiler ve sapkınlıklarla doludur. Biri SEKR HALİ deyip edilen sözü kötülerken diğeri SEKR HALİNİ nübüvvetin parçası yapmaktadır. 

İşin gerçeğine bakılacak olursa bu sekr denen halin İslam'da hiçbir karşılığı bulunmuyor. Sekr, Şeytan ve avanesinin Kur'an ve Sünneti inkar eden, görmezden gelen hasta ruhlu insanlara musallat olması halinden başka bir şey değil. 

PEYGAMBERLERE VERİLMEYEN YETKİ KEFERE GAVSLARDA

"O(nun okuduğu Kur'ân) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir." (Necm Suresi, 2) ayetince Allah peygamberinin her söylediğini değil okumakta olduğu Kur'an'ı tasdikle vahiy olduğunu bildirirken sapık GAVS ile karşısında ki Halidi Öleki denen diğer kefere "İhlas, mürid, şeyhinin bütün sözleri, fiilleri, hareket ve sekenelerinin ancak Allah’ın (c.c) rıza ve emri ile olduğuna yakinen inanmasıdır" deyip şeyhin haşa peygamberden daha üstün bir şekilde Allah tarafından korunduğu ve tasdik gördüğünü iddia etmektedir. Bu inanış şia'nın imamlarının masumiyet fikri ile örtüştüğü gibi Hristiyan teolojisinde var olan aziz ve azizelerin masumluğuna da benzemektedir. 

Kaynak: DiNiHABER.C0M / Özel İçerik

Güncelleme Tarihi: 16 Kasım 2019, 11:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner140

banner255

banner141

izmir escort escort izmir porno izle anne porno porno youtube magazin
escort bayan bayan escort izmir escort porno indir türk porno anal porno