banner279

KAZANDIM DERKEN KAYBETMEK!!!

Konuşmak, ama aslında LAL olmak.

KAZANDIM DERKEN KAYBETMEK!!!

KAZANDIM DERKEN KAYBETMEK!!!

Kazandım derken kaybetmek.

İnsan en çok bu acı ama ağır hakikatle buluştuğu an yıkılıveriyor.

Bir an kendine geliyor ve “benim” dediği ne varsa her şeyi sorgulama, yeniden anlama çabası içine giriyor insan.

Kendisiyle yüzleşiyor.

Aynaya baktığında maskeleri değil de gerçekten kendi ile askıdaki kıyafetleri gibi duruma ve muhataba göre taktığı maskelerinin dışında ruhuyla, kalbiyle buluşma cesareti gösteriyor.

Anlık hazlardan, küçük hesaplardan, egodan, ihtiraslardan, komplekslerden, madde ve dünya adına verdiği canhıraş kavgadan kendini sıyırıverdiği an kendini fark etmeye başlıyor.

Zaman hızla akıp gidiyor.

Yitirilen her anın zamanın dışına çıkıp baktığında aslında bir daha geri gelmeyecek “ömür sermayesi” yani hayatı olduğunu anlıyor.

Ve her şey geride kalıyor.

Bir daha gelmemek üzere.

Ama gelecek hesabı bekler halde.

Yapılan ve yapılmayanların, söylenen ve söylenmeyenlerin bir deftere kaydedildiği, zamanın-mekânın ve nice şahitleriyle tüm tercihlerin hiçbir detayın unutulmayacağı o dehşetli ana giderken.

Aciz, çıplak ve değersizken hıçkırık ve ağlayışlarla gelinen dünyada gün geçtikçe güç bulan, aklı eren, yapan-eden-yıkan, kazanan, kazanmak için her yol mubah diyen insan gün gelir bilirken bilmez, esip gürlerken bir tas su ve uzanacak bir ele muhtaç hale geliverir.

Dünya bir han, insan ise yolcu!

Bir ağacın gölgesinde dinlenip sonrasında yoluna devam edecek bir yolcu!

Ölüm en büyük nasihat.

Kabirler en güçlü haykırış.

Ve mezarlıklar kendini vazgeçilmez zanneden niceleriyle dolu!

Ama insan; unutan, yanılan, hayrı istediği gibi şerri de ısrarla isteyip duruyor işte.

Bıkmadan, usanmadan, ibret almadan istiyor da istiyor.

Ölüm bir nefes uzağında ama hiç ölmeyecekmiş gibi koşuyor, can yakıyor, ah alıyor.

Nereye bu gidiş ey İNSAN?

Kalıcı olanı bırakıp, geçici olana aldanmak.

Hakikati bırakıp, yalana tenezzül etmek.

Doğru dururken, yanlışa el uzatmak.

Helal varken kursağı haramla doldurmak.

Hâyır duası varken bedduaya talip olmak.

Hüsn-ü zan varken, sui-zana sarılmak.

Adam gibi ilkeli, net, berrak durmak varken kılıktan kılığa girmeyi, nabza göre şerbet vermeyi, münafık olmayı bir maharet saymak.

Adam, dava, inanç, din, insanlık adına ne varsa beş kuruşa satmak.

Ve satın alınmak.

Gerçek dururken, yalana tenezzül etmek.

İyiliği emredip, kötülükten men etmek dururken zalimle bir olmak, zulme sessiz kalmak, mazlumu görmezden gelmek.

Adalete kör, ihanete sessiz, göğü-yeri inleten mazlumların çığlığına sağır olmak.

Konuşmak, ama aslında LAL olmak.

Güce, paraya, makama, koltuğa tapmak.

İçinden çıktığı insanlara tepeden bakmak, aşağılamak, alay etmek ve küstahlaşmak.

Aklını başından alan alkışa, üne, makama, servete, koltuğa, kalabalıkların uğultusuna âşık olup esir olmak.

Susamak ama susuzluğunu DENİZ SUYU içerek gidermeye çalışmak. Su içmek ama daha çok susamak!

Yığmak, yığdıklarını seyrederken keyif almak ama paylaşmamak. İhtiyaç sahibini, yığdıklarında hakkı olanların hakkını da yığınları arasında saklamak.

Sanki hep sende kalacakmış gibi.

Ateşini bu dünyadayken kendi eliyle biriktirmek.

Ve

İmtihanı UNUTMAK!

Yolu UNUTMAK!

Yolcu olduğunu UNUTMAK!

Menzili UNUTMAK!

Var edeni UNUTMAK!

Mülkün ve İKTİDARIN sahibini UNUTMAK!

Hesabı UNUTMAK!

Hesap görecek olan eşsiz gücü UNUTMAK!

KAZANDIM DERKEN KAYBETMEK!

İşte en acı olan şeyde bu.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140