banner279

Ayrılık rahmet olabilir mi?

Selim Çoraklı

Ayrılık rahmet olabilir mi?

İnsan yaratılışı itibariyle sosyal bir varlıktır. Hayatını devam ettirebilmesi için kendisinden başka varlıklara ve özellikle de kendi cinsi olan insana muhtaçtır. Bu muhtaçlık sadece maddi değil arkadaşlık, yardımlaşma, sevgi, muhabbet, dostluk vb. gibi manevi alanlarda da geçerlidir.

İslâm dini en büyük insanlıktır. Bu sebeple İslamsız bir dünya, insansız bir dünyadır. İnsansız dünyanın insafının olmayacağı da açıktır.

İslâm dini insanlığa barış ve huzuru getirecek tek dindir. Bunun için birlik ve beraberliğe çok büyük önem vermiştir. İslâm’ın vazettiği emir ve yasaklar iyice incelendiğinde bunların sadece fertlerin mutluluğunu hedefleyen bir özelliğe değil, toplum yapısını da mutlu edecek kanunlar bütünlüğüne sahip olduğunu da görürüz.

İslâm dini fert ve toplumları derinden yaralayan ve zarar veren, “şirk, zulüm, hırsızlık, alkol, zina, kumar, adam öldürme, faiz, rüşvet, yalan, alaya almak, ikiyüzlülük, gıybet, suizan, kibir, haset, bencillik vb.” çirkin ahlaki davranışları yasaklamakla kalmayıp, yine fert ve toplumu erdemli hale getirecek “İman, ilim, ahlak, namaz, oruç, zekât, hac,  doğruluk, emanete riayet, temizlik, cömertlik, sabır, hayâ, tevazu, kanaat, tevekkül vb.” gibi ibadetleri de emretmiştir.

İslâm dininin amacı insan ve toplumlara insanca bir hayat yaşatmaktır. İnsanca hayat yaşamak ise bizimle beraber yeryüzünde yaşayan başta insan olmak üzere diğer mahlûkların yaşadığı gerçeğini kabul ve onların da haklarının olduğunu düşünerek riayet etmekten geçer.

İnsanın diğer insana muhtaç olması fıtratta olan bir gerçekliktir. Allah (cc) insanı yalnız bir erkek veya yalnız bir kadın olarak yaratmamış, iki cinsi bir araya getirerek birbirlerine olan muhtaçlıkları noktasında buluşturmuştur. İnsanların bir arada yaşamaları için de onların fıtratlarına uygun ilkeler vazetmiştir.

BÜTÜN İNANANLAR KARDEŞTİR

İslâm dini bütün insanlığı muhatap alıp onlara bir arada yaşama ilkelerini “Ey insanlar” diye hitap edilen birçok ayette ortaya koyduğu gibi hususi olarak inananlar arasında da maddi ve manevi bir kardeşliğin kurulması için prensipler koymuştur.

İnananların kardeş olduğu meselesi Kur’an-ı Kerim’de açık biçimde, “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat, 10) ayetiyle ortaya konmuştur. Ayette “Mü’minler kardeştir” şeklinde değil de “Mü’minler ancak kardeştir” şeklinde gelmesinin anlamı çok önemlidir. Çünkü mü’minler arasındaki kardeşlik, Kur’an’da kesin olan bir konudur.

İman, mü’minler arasında nesep kardeşliğinden daha önemli bir bağ oluşturur. Ayetler, “İman bağının” nesep bağından daha önemli olduğunu açık biçimde ortaya koymuş ve iman bağı kesilince nesep bağının da kesileceğini beyan etmiştir.

İslam toplumundaki dayanışma ve yardımlaşma sadece maddi yön­den değildir. Bu hususta öncelikle manevi ve ruhi dayanışma esastır. İslam bu daya­nışmaya çok önem vermiştir. Zikredilen dayanışma­yı İslami toplumların dışındaki bulmak zordur. 

Resulullah (sav) dayanışma toplumunu oluşturmanın ilkelerini beyan etmiş ve Müslümanları bu hususta teşvik etmiştir.

"Sizden hiç biriniz, kendi nefsiniz için istediğiniz bir şeyi kardeşiniz için istemediğinizi sürece tam iman etmiş olamazsınız." (Buhari-Müslim)

İslam dini fertleri iman kardeşlerine karşı merhametli ve yardımsever olarak yetişmesini ister. İman şuuruyla yetişen fertler yaşatma uğruna yaşama sevdasından vazgeçebilir. Bunun İslam tarihi içinde örnekleri alabildiğine çoktur. İman edip gereğini yerine getiren bir Müslüman nesep olarak kardeşi olmayan bir ferde canından daha kıy­metli ve ihtiyacı olan malını karşılıksız verebilir. Böyle bir anlayış ve dayanışma sadece İslam'da vardır ve Sahabeler aralarında bunu gerçekleştirmişlerdir. Kur’an Sahabelerin bu destan davranışını Haşr suresi 9. ayete konu etmiş ve övmüştür:

"Onlardan önce o yurda yerleşen, imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilen ganimetlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç eğilimi duymazlar. Kendilerinin ihtiyaç­ları olsa dahi, göç eden yoksul kardeşlerini öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir."

İSLAM’DA MEŞVERET ESASTIR

İslâm, Müslümanlar arasında danışma, görüşme, konuşup bir karara varmayı (Meşveret/ Şura / İstişare) ilâhî bir emir olarak beyan etmiştir. Allah(cc)’ın Bakara suresinde insanın yaratılışı anlatılırken, meleklerle olan istişaresini nazara vermesi bizlere danışmanın, konuşup karara bağlamanın edebini, yolunu, yordamını gösteren bir öğretme biçimidir.

“Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri kendi aralarında istişare (danışma, görüşme, konuşup bir karara varma) iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.” (Şûra, 38)

İslâm dini bütün insanların sulh ve sükûnet içinde bir hayat yaşamaları için kanunlar vazettiği gibi inanalar arasında da birlik ve beraberliği neredeyse en temel meselelerden biri saymıştır. Kur’an’daki birçok ayette bu birlik ve beraberliğin nasıl olması ayrıntılarına kadar izah edilmiş ve Allah(cc)’ın getirdiği yasalara uymayanların büyük zararlara uğrayacağı beyan buyrulmuştur.

 “Allah'a ve Resul’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal, 46)

SAKIN AYRILIĞA DÜŞMEYİN

Müslüman cemaatin dayandığı ve meşakkatli büyük rolünü onlarla yerine getirebildiği, “iman, takva ve kardeşlik” gibi üç önemli nokta vardır. Bunlardan biri yıkıldı mı ortada ne bir Müslüman cemaat ne de yerine getirebileceği bir rolü kalır.

Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği gibi inanmak ve bunu devam ettirebilmek en büyük nimettir. Ardından da inancının gereğini yerine getirmek ve ölene kadar hayatın hiçbir anını kaçırmayan ve ondan gafil olmayan sürekli bir uyanıklık olarak tarif edebileceğimiz takvaca bir hayat yaşamaktır. İman eden ve takvaca bir hayat süren Müslümanların kendi aralarında kardeşlik tesis etmeleri çok kolaydır.

Kur’an Müslümanlar arasında kopmaz bir şekilde kardeşliğin tesis edilmesi gerektiğini Al-i İmran suresinde açık biçimde emreder:

“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız. Sakın ayrılığa düşmeyin ve Allah'ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde O, kalplerinizi uzlaştırdı da O'nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken O sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık açık anlatır ki, doğru yolu bulasınız.” (Al-i İmran, 103)

İman, takva ve kardeşlik temel esasına dayanan ve ancak onlarla ayakta kalabilecek bir cemiyet hayatının oluşması için Allah (cc) Müslümanlara başka önemli bir görevi ayette şöyle beyan etmiştir:

“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet olsun. İşte kurtuluşa erenler bunlardır. (Al-i İmran, 104)

Bizzat Kur'an ayetinin ifadesiyle yeryüzünde, hayra çağıran iyiliği emreden kötülüğü yasaklayan bir otoritenin bulunması emredilmiştir. Bu sebepten Allah(cc)'a inanan ve sadece Allah (cc) için kardeşlik desteğine dayanan “iyiliği emredip kötülükten sakındıran” önemli vazifenin yerine getirilmesi Müslümanların en önemli ilkelerinden biridir.

İHTİLAF RAHMET OLAMAZ

İslâm, fert ve toplumların hayatlarında iyiliğin hâkim olması, kötülüğün ortadan kalkması, insanlığın huzur ve barış içinde yaşamasını temin etmek için prensipler koymuştur. Müslümanlara da iyilikleri emredip kötülüklerden sakındırmayı vazife olarak vermiştir. İyiliği emredip kötülükten sakındırma vazifesinin yerine getirilmemesinin insanlar ve bahusus Müslümanlar arasında tefrikanın doğmasına sebep olacağı yine devam eden ayette açık biçimde ortaya konmuştur:

"Sakın kendilerine açık ayetler geldikten sonra parçalanıp çatışmaya düşenler gibi olmayınız. Böyleleri için büyük bir azap vardır." (Al-i İmran, 105)

Allah (cc) başka bir ayette de Müslümanların birbirleriyle çekişmemesini emretmiş ve bunun sonucunun güçlerinin yok olmasına sebep olacağını beyan etmiştir.

Allah'a ve Resul’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal, 46)

“Ümmetin ihtilafı rahmettir.” Şeklinde uydurulan bir sözü (Bunun hadis olmadığını delilleriyle inşallah başka bir makalede yazacağım.) asla söylemeyecek olan Resulullah (sav) ümmetim tefrikaya karşı uyanık tutarak şöyle buyrulmuştur:

Müslümanları birbirinden ayırıp bölmeye çalışan bizden değildir!"

Netice olarak diyebiliriz ki, en büyük düşmanımız tefrikadır, bölücülüktür, cehalettir, fakirliktir ve ihtilaftır. Bu büyük düşmanlara karşı zaferi ancak birlik, beraberlik, yardımlaşma, ilim, marifet, sanatla karşı durarak kazanabiliriz. Bu hususta dinimize ve vatanımıza tecavüz vaziyetini almış yüzlerce düşmanımıza karşı en kuvvetli silahımız, en metin kalemiz, imanımızdan gelen İslâm kardeşliğidir. İslâm'ın bu kalesini sarsmak için çalışan, dinimizin reddettiği ırkçılığı yaymak suretiyle kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen içimizdeki münafıklara karşı uyanık olmalıyız. .

Zillet içinde esaret altına girmek istemeyen herkes aklını başına almalı, ihtilaflardan kaçınmalı, ayrılıkları teşvik eden rivayetlerden uzak durmalı ve Kur’an’ın, “Ancak inananlar kardeştir’ kutsi kalesine sığınmalıyız.

BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİ SAĞLAYACAK TEK KAYNAK KUR’AN’DIR. HER TÜRLÜ FİTNENİN GEZDİĞİ, İHTİLAFLARIN KÖRÜKLENDİĞİ BÖYLE BİR DÖNEMDE KURTULACAK OLANLARIN KUR’AN KALESİNE SIĞINANLAR OLACAĞI AÇIKTIR.

 Not:

Bir Kurban bayramını daha idrak ediyoruz. Rabbim bu bayramı gerçek bayram olarak kutlamamızı nasip etsin. Bütün Müslümanların bayramı bereketli ve uyanışımıza vesile olsun.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241