banner279

Allah dilemedikçe biz dileyemiyorsak, neden sorumlu oluyoruz?

Ramazan sohbetlerimizde gelen sorulardan biri de şu:

Allah dilemedikçe biz dileyemiyorsak, neden sorumlu oluyoruz?

En’âm ve İnsan surelerinde buyruluyor ki, ‘Eğer biz onlara (inanmak için mucize isteyen müşriklere) melekleri indirmiş olsaydık, ölüler kalkıp onlarla konuşsaydı, ne istiyorlarsa kaldırıp gözlerinin önüne dikseydik, Allah’ın dilemesi hariç, onlar yine de inanmazlardı. Onların çoğu cahillik ediyor (111). ‘Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz, Allah Alîm’dir/her şeyi bilir, Hakîm’dir/işlerinde hikmetler vardır. O dilediğini rahmetine koyar, zalimlere ise acı bir azap hazırlamıştır (30-31)’.

Buna göre kulun iman etme, ya da başka bir eylem yapma konusunda iradesi ve seçme özgürlüğü kalmamış mı olur?

Prof. Dr. Faruk Beşer / Yeni Şafak

(Özellikle tasavvuf çevrelerinin zırva kerametlerini "Allah dilerse olur" vitesine alıp meşrulaştırmak niyetinde olduğunu görüyoruz. Oysa Allah ne dileyeceğini ne dilemeyeceğini net olarak belirtmiştir. Konuyla ilgili en güzel açıklamayı Mustafa İslamoğlu yaptığı için dikkatinize sunuyoruz.  Dinihaber.com'un alim takıntısı olmadığı gibi hakkı söyleyenleri belirleme noktasında da tarikatları/toplumu değil Kur'an'ı esas alır. Doğru tarikatların/toplumun değil Kur'an'ın söylediğidir.)

Bu meseleyi iki türlü anlayabiliriz. Birincisi şöyle; dünyanın sonuna kadar olacak her şeyi ve insanın yapacağı her eylemi, daha varlık vücuda gelemeden önce Allah’ın ilim ve kudret masasında müşahede etmekte olduğunu düşünelim. Kader meselesinde olduğu gibi burada da bizi yanıltacak olan şey zamandır. Biz zamanla şartlandığımız için, bir şey bizim şartlarımızda olmadan önce onu yok sanırız. Oysa aslında olmayan şey zamandır. Şimdi tekrar başa dönelim: Olmuş olacak her şeyi Allah’ın an olarak temaşa ettiği o ilk andan itibaren bize göre, mesela bir milyon yıl sonra gelecek olan Ahmet şu konuda iradesini şu yönde kullanacak olduğu, orada an olarak görülmektedir ve onun iradesine bağlı olarak oluşacak sonuç Allah’ın da bunu dilemesiyle orada kabul görüp karara bağlanmıştır. Zamanı geldiğinde Ahmet o işi kendi özgür iradesiyle yaparken Allah’ın onu ezelde murad edip etmediğini bilmez. Allah onu murad etmiş ve yapılabileceğine karar vermişse Ahmet son noktada onu kendi iradesiyle yapmış olur ama Allah onun dilemesine onay vermiş olmasaydı o dileyemezdi. Bazen de dilediği halde yapamaz, demek ki Allah onu murad etmemiştir. İmdi, Ahmet o işi murad etmeseydi o iş olmayacaktı, demek ki, kendi özgür iradesiyle yapmıştır ve bunun için de sorumludur. Ama Allah da o işi murad etmiş olmasaydı o iş olmayacaktı, demek ki, Allah murad etmedikçe hiçbir iş olmaz.

İkincisi, bu durum bize tabiatta bir zorunluluğun/determinizmin olmadığının ifadesidir. Yani bir işin olabilmesi için kulun iradesi yeterlidir. O murad ettiği zaman o iş olmak zorundadır diyemeyiz. Olması yine de Allah’ın iradesine bağlıdır. Bunu anlamak için de duyularımızın çalışma sistemini düşünelim; gözümüzle görürüz, kulağımızla duyarız… Biz önümüzde duran bir kitaba baktığımız zaman onu gözümüzle gördüğümüzü söyleriz. Oysa bizim hissedemeyeceğimiz kadar kısa bir süre içerisinde görünen şeyin evsafı, koordinatları, ışığı vb pek çok bilgi beyne ulaşır. Beynin ilgili birimleri bu evsafa göre onun görülebileceğine karar verir ve bu kararı ilgili merkeze bildirir. Merkez de, tamam, görülebilir diye onaylar ve biz o şeyi görmüş oluruz. Bu o kadar kısa bir sürede olur ki, sorulsa biz böyle bir şeyin olmadığını söyleriz. Aynen bunun gibi, kul bir eyleme karar verip ona yeltendiğinde onun iradesi henüz olup bitmeden Allah’ın iradesi devreye girer ve o şartlarda o işin olmasına karar verir ve o iş olur. Kul da bunu kendi yaptığını sanır. Sorumlu olması, kendisine bırakılan iradesini özgürce o yönde kullanması sebebiyledir.

Cümle işler Halik’ındır kul eliyle işlenir / İzn-i Bâri olmayınca sanma bir çöp deprenir.

Kuranıkerim’le çelişen hadis olabilir mi?

Olabilir mi? Bunu akıl da, Allah da Resulüllah da reddeder. Allah kullarına duyurmayı murad ettiği bir dini anlatmak için bir elçi göndersin ve o elçi onun söylediklerine ters şeyler söylesin? Her şeye Kadir, Alîm ve Habîr olan Allah onu hesaba çekmez mi? O ne buyuruyor? ‘Hiç bir beşer için olacak şey değildir ki; Allah ona kitap, hüküm ve peygamberlik versin de sonra o insanlara, Allah’ı bırakın, benim kullarım olun desin. Aksine o, siz kitabı öğrenenler ve ondan ders alanlar olmakla Allah adamı olun der’ (Âl-i İmran 79). ‘Eğer o söylemediğimiz bir sözü bize isnat etmiş olsaydı, elbette biz onun kolundan tutar, sonra şah damarını keserdik. Sizin hiç biriniz de buna engel olamazdınız’ (el-Hâkka 44-47).

Ancak bir ayet meselenin bir yönünü, hadis ise başka bir yönünü anlatıyor olabilir. Bizim zıt zannettiğimiz her şey zıt olmayabilir. Bunun için hadisin sıhhatini, bütün rivayetlerini ve mana ihtimallerini gözden geçirdikten sonra ancak zıtlık olup olmadığına karar verebiliriz. Her şeye rağmen zıt görünüyorsa bütün büyük âlimlerin yaptığı gibi yapar ve Kuranıkerim’le amel ederiz. Mesele bizim de o kıratta olup olmadığımız meselesidir.

Prof. Dr. Faruk Beşer / Yeni Şafak

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner141

banner140

banner280