banner279

Zehir Tüccarlarına Seyirci Kalanlar Karanlığa Yürüyorlar

“devlet politikası olabilir mi?”

Zehir Tüccarlarına Seyirci Kalanlar Karanlığa Yürüyorlar
                
        


Zehir Tüccarlarına Seyirci Kalanlar Karanlığa Yürüyorlar

      İnsanlar sadece silahlarla veya savaş uçaklarıyla öldürülmez, uzun bir geçmişi olan beyaz zehir gibi yöntemlerle de öldürülür. Ancak bu ölüm diğerlerinden farklıdır, zehir tuzağına düşeni yavaş yavaş öldürdüğü gibi, ailesini de bir kerede öldürmez.. Onlar için ölüm her gündür... Sigara ve alkole ilave olarak uyuşturucunun son birkaç yıl içerisinde, “devlet politikası olabilir mi?” şeklindeki kuşkuları doğuracak boyutta artış göstermesi toplumsal endişelerin dışa vurmasını tetikledi. Kuşkusuz birçok ülke, militarist yöntemlerin dışında kendi karşıtı olan muhalif gençliği uyuşturmak maksadıyla, bu zemini cazip hale getirdiği artık bilinen bir gerçektir. Özellikle genç nesli böyle bir zemine sürükleyen pek çok etken vardır. Bunlardan belki de ilk akla geleni karşılaştığı ve karşılaşacağı sorunları anlamaya, çözmeye yönelik bir kişilik gelişimi olmayan insanların, çaresizlikle bunlardan kaçma, bunları unutma, kendine başka bir dünya bulma gereksinimiyle kendisine tozpembe bir dünya oluşturabileceği zeminindeki, savrulma ve sapmadır. Kendini geliştirme çabası yerine başka birisiymiş gibi olmayı tercih edince bunun araçlarını da bulmaya yönelir. Bu savrulmaya yeni şeyleri deneme, yasak olanı yapma dürtüsü eklenince zihni izole eden, sanal bir kişiliği inşa eden uyuşturucunun yolu da açılmış olur. Özellikle ergenlik çağında aile içinde aile bağlarını, diyalog ve duygusal irtibatı kuramamak, toplum içinde değerlerin tepe taklak edilip başkalarından üstün olmanın acımasız ölçütünün benimsenmesi insanın yalnızlaşmasına ve kendine yabancılaşmasına yol açtığında çaresizliğin, çözümsüzlüğün bu şekilde aşılabilineceği zannedilerek; üzeri yapay çiçeklerle örtülmüş bir zehir bataklığına gönüllü olarak atlanmaktadır. Gelenekçi toplumun baskıcı, kuralcı, sert ilkeci etkileri nasıl bunaltıcı ise modern toplumun özgürlük etiketiyle sunduğu başıboşluk, disiplin kabul etmeyen, kuralsız ve sorumsuz davranışları da o derece bunaltıcıdır, kişilik çözücüdür. Bu sosyal anarşizmden en çok zararı, bu kargaşa içinde ne yapacağını bilemeyen, bilgisiz, rehbersiz ve hedefsiz gençler görmektedir. Kişilik gelişimini başarması engellenen, kimlik bunalımını aşmasına yardımcı olunmayan gençlerin içinden tek başlarına çıkamadıkları sorunlara çözüm bulma arayışlarında, yeterli bir bilince sahip olmamaları durumunda önlerine çıkan uyuşturucuları kullanma olasılıkları her zaman olacaktır. Olayların sonuçlarına takılıp nedenleri düşünmemek yanlışını sürdürdükçe, bu belanın, beyaz zehir tuzağının sınırları daha da genişleyecek ve toplumu salgın bir kanser hücresi gibi esir alacaktır. Köyleri yakılan, eğitim talepleri geçiştirilerek çözümsüzlükte dondurulan gençler, şehirlerin varoşlarındaki yoksulluğa mahkûm edilmektedirler. Türkiye’deki eğitim sıralamasında en alt sıralarda yer alan Van’a gelen bu çocukların, sosyoekonomik bocalamanın içerisinde çaresiz bırakılmasının nasıl sonuçlar doğurabileceğini düşünmek bile istemiyorum.
Böylesine bir psikoloji içerisinde şehrin varoşlarına terk edilen çocukların cazip hale getirilen, yasal boşluk bulunduğu bahanesiyle müdahale edilmeyen beyaz zehir alanında uyuşturucu ve madde bağımlılığı küçük yaşta başlayınca, bağımlılık riski de artıyor. Daha çocuk yaşta, otoriteye meydan okuma refleksiyle sigaraya başlayanların madde bağımlılığına yönelmeleri zor olmamaktadır. Arkadaş ortamı, kötü niyetlilerin baskısı, otoriter ilkeleri kabullenmeme ve diğer nedenler bilinçsiz gençlerin önünde duran tuzakları inşa ediyor. Otoriteye başkaldırma duygusuyla Orta Okulda 3 yıl sigara içmemden bunun nasıl bir duygu olduğunu iyi biliyorum.. Otoriteye başkaldırınca insanda gerçek olmayan bir özgüven başlar ve bununla birlikte,"ben bağımlı olmam, kendimi kontrol edebilirim, iradem güçlüdür, bir kere veya ara sıra kullanmakla bir şey olmaz, herkes kullanıyor ve bir şey olmuyor, sadece zayıf bireyler bağımlı olur, ‘esrar’ sigara ve alkolden daha tehlikeli değildir." şeklindeki bahaneler aklı tamamen devre dışı bırakır. Yapılan bu kısa değerlendirmeden de anlaşılacağı gibi madde bağımlılığının asrımızın en büyük vebası olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. İnsanları kişiliksizleştiren, bilincini imha eden, madde bulmak için her türlü ahlaksızlığa sevkeden madde bağımlılığı, özellikle son birkaç yılda Van’da gözle görülür derecede artış göstermiştir. Harabe evlerde, bağ-bahçede, yıkılmayı bekleyen ağır hasarlı binalarda, mezarlık ve yeterli güvenliği olmayan resmi kurumların bahçelerinde bu zehir tuzağı genişledikçe genişliyor. Yine şehrin merkezindeki iş yerlerinde gece vakitleri madde kullananlarla ilgili fazlasıyla bilgi gelmektedir. Madde bağımlıları veya kendilerini hayattan tamamen koparma eğilimi gösterenler şehrin işlek caddelerinden, parklardan bu maddeyi rahat bir şekilde bulmaktadırlar. Yapılan onca uyarıya rağmen, yeterince tedbirler alınmadığı ve toplumsal duyarlılık gösterenlerin ise farklı şekillerde adeta baskı altında tutulmak istendiğine şahit olduk. Uçucu madde ve uyuşturucu türlerini sokaklarda ucuz fiyata bulanların genellikle bağımlığı okul çevresinde kaptıklarını söylüyorlar. Yine birkaç gün önce Çaldıran’da okul önünde bir gencin bıçaklanarak öldürülmesinin yine bu bağımlılıkla ilintili olduğu söyleniyor. Madde bağımlılarının duvardan atlayarak okula ve hatta sınıfa girmeleri üzerine yetkililerin uyarıldığı, ancak gerekli önlemlerin alınmamasından dolayı bu sorumsuzluğun bir gencin ölümüyle sonuçlandığı söyleniyor.
Van’da gencecik çocukların acı verici bir şekilde eriyip yok olmaları, toplumsal vicdanı kanatıyor. Hergün onlarca gencin göz göre göre ölüme terk edilmesi karşısında yapılanlar, alınan önlemler veya bataklığın kurutulması yerine samimiyeti sorgulamayı zorunlu kılan sivrisineklerle uğraşma çabaları, bugün karşı karşıya olduğumuz dehşet verici fotoğrafı inşa etmede etkili olmuştur. Kadınlar arasında da yaygınlaşan bu felaketin toplumsal duyarlılıkla aşılabileceğine inanıyorum. İdeolojilerle beyinlerini uyuşturanlara, devletin kutsallığını her şeyden üstün görenlerin eklenmesi ilkel toplum olma vasfının değiştirilemez hale gelmesine yol açıyor. Beyaz zehir yangını toplumu kuşatma altında tutuyor. Toplumun uyanması gerekir. Aksi takdirde, hiç kimsenin bu yangının kendi evine ulaşmasına engel olabileceğinin garantisi de olmayacaktır. Van’da şu anda yaklaşık olarak 2000 (ve hatta sosyologlara başvuranların rakamına göre 4000) madde bağımlısının tedavi olmak için resmi başvurusunun olduğunu düşündüğümüzde olayın ne kadar dehşet verici olduğu daha iyi anlaşılır. Uzmanların da belirttiği gibi tedavide en önemli ayak, psikolojik tedavidir. Zehir bataklığında boğulanların feryadı gökkubbede çınlamaya başladı bile… İmkân sahibi olanların büyük şehirlerde veya yurt dışında tedaviye gitmesi de bu rakama eklendiğinde, Van’da karşı karşıya olduğumuz manzara daha da netleşmiş olur. Yetkililerin yaptığı bazı açıklamalara göre, Van’da yaklaşık 16 bin madde bağımlısı olduğu söyleniyor. Bu dehşet verici manzara, “toplum ajite ediliyor, Van’ın adı kirleniyor, devlet önleyici çabalarını sergiliyor, abartma var!” şeklindeki bahanelerle gizlenemez. Önlenemeyen bir vahşet veba gibi toplumu kavuruyorken, yapılanlar yok denecek kadar silik. Elazığ’da Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM)’in kapanmasıyla birlikte yoğun talep üzerine Van Bölge hastanesinde hem de bütün bölgeye hizmet edecek şekilde 14 yataklı bir tedavi merkezinin 15 Mart'ta açılması kararlaştırılmıştı. Ancak bugüne kadar açılmaması için bahaneler üretilmeye devam ediliyordu, nihayet bugün AMATEM ile birlikte, Çocuk İzleme Merkezi (ÇİM) törenle açıldı.
Bataklık kurutulmadan bu tedavi merkezlerinin sadece pansuman görevi göreceğine inanmakla birlikte, nihayet bir yerden başlamak gerektiği gerçeğinden yola çıkılarak böyle bir tedavi merkezinin açılmış olması da sevindiricidir. Kaybolan bizim geleceğimizdir, zehirlenen bizim gençliğimizdir. İnsan hayatı üzerinden rant elde edenlerin bu vahşiliklerine artık dur demenin zamanı geldi geçti. Uyuşturucu geçmişiyle ilgili bilgiler M. Ö. 4000’li yıllara dayanmaktadır ve günümüzde uyuşturucu ticaretinin şu anda 400 milyar doların üzerinde bir ranta tekabül etmektedir. Dünyada yakalanan uyuşturucunun önemli bir kısmının geçiş noktasının Van olduğu bilinen bir gerçektir. Sadece Türkiye’de bir yıl içerisinde yakalan 23 ton esrar, 10 ton eroin ve 77 kilo kokainin bile durumun ne kadar tehlikeli olduğunu göstermeye yetmektedir.
İçinde bulunduğumuz dehşet verici zahir bataklığının gerçeğine işaretle bir kez daha Van’da sorumluluk sahibi bütün çevreleri duyarlı olmaya çağırıyorum. Van Emniyet İl Müdürlüğü’ne, Van Valiliği’ne, Van Büyükşehir Belediyesi’ne, bütün siyasi partilere, Sivil toplum kuruluşlarına, duyarlı insanlara, canı zehir tacirlerinden dolayı yananlara sesleniyorum: Gözlerinizi açın ve gençlerinize sahip çıkın. Uyuşturulmuş bir gençlikten kimseye bir hayır gelmez, onların o bataklıkta batmaları toplumu felakete sürükler. Felakete yuvarlanmayı kabullenmiş bir toplum ile de bir adım ileriye gidilmez. Bugün başkasının evinde olan bu yangının, yarın sizin kapınıza dayanmayacağına dair hiçbir garanti yoktur. Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir. Zehir tüccarları, caydırıcı olmaları gereken güçler ve beyinleri ideolojilerle, manifestolarla inhirafa uğramış/donmuş kesimler bu ölüme seyirci kalarak insanlığın ölümüne duyarsız kalıyorlar. Uyuşturucu madde ve öldürücü silah satmak ekmek parası değildir cinayet aracıdır lütfen buna bir ‘DUR’ diyelim.   
 
Güncelleme Tarihi: 19 Nisan 2014, 18:37
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241