banner279

Yüzyılın Keşfi: `Başörtüsü Yasağı Eşitlik İlkesine Aykırı!..`

GÜNDEME DAİR...

Yüzyılın Keşfi: `Başörtüsü Yasağı Eşitlik İlkesine Aykırı!..`
 
Yüzyılın Keşfi: "Başörtüsü Yasağı Eşitlik İlkesine Aykırı!..”
 
Hükümet kanadından Bekir Bozdağ, katıldığı bir televizyon programında`Kamuda başörtüsü yasağı eşitlik ilkesine aykırı bir uygulama`` diyerek şöyle devam etti:
 
"Kamuda başörtüsünü yasaklayan bir anayasa hükmü ya da yasa hükmü bulunmamaktadır. Bu konuda bir idari düzenleme olduğunu biliyoruz. Onun dışında herhangi bir şey yok. Umuyorum ki kamudaki haksızlık, eşitsizlik de zaman içinde ortadan kalkacak. Benim görüşüme göre, bir düzenleme yapmaya ihtiyaç yok.”


Ne kamuda, ne okullarda ne de herhangi bir yerde başörtüsünün yasak olduğuna dair bir uygulama zaten bulunmamaktadır. Bozdağ`ın da işaret ettiği gibi düzenlemeler, "idari” niteliktedir. Yani yönetmeliklerle yasakçı düzenlemeler hayata geçirilmektedir.

"İdari” düzenlemelerin siyasi iktidarların tasarrufu altında olduğunu herkes bilmekte, nitekim Bekir Bozdağ da bunu teyit etmektedir. O halde iktidar olmasından dolayı bugüne kadar neden "idari” herhangi bir düzenleme yoluna gidilmedi? Başörtüsünden dolayı nice insan mağdur oldu, hatta kızlarını başörtülü okula gönderdiği için anneler yargılanıp hapis cezalarına bile çarptırıldı. Gerekçelerin tamamı da, kanunda yasaklanmayan bir uygulamanın yönetmeliklerce yasaklanmış olması idi.

On yıllık iktidarları boyunca bu sorunu aşmak adına sonuç alıcı hiçbir girişimde bulunmayan bir hükümetin, bugün için geldiği noktanın "Başörtüsü Yasağı Eşitlik İlkesine Aykırı…” demekle olağanüstü bir keşif sayılamayacağını herhalde Bekir Bozdağ da iyi bilmektedir.

 İmralı Süreci ve Demokratik Bilinmezlik”

Taraf gazetesinden Lale Kemal "Apo"dan Kürtlere: Şam`a desteği çekin” başlıklı yazısının bir bölümünde, Öcalan`ın İmralı`da Ayla Akad ATA ve Ahmet TÜRK ile yaptığı görüşmede söylediğini belirttiği bazı sözlere dikkat çekerek şu hususlara dikkat çekti:


"DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Öcalan ile yaptığı ilk görüşmelerin ayrıntılarına ilişkin televizyonlarda kimi detaylara girmişti. Ancak Öcalan`ın, kamuoyuna yansımayan diğer bazı mesajlarının satırbaşlarının şöyle olduğu bilgisine ulaştık;

1- BDP başta Kürtler, Suriye muhalefetine destek versin. (Bu noktada AK Parti hükümetinin, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine karşı yaklaşık iki yıldır direnişini sürdüren muhalefete açıkça destek verdiğini hatırlatmak lazım),

2- Anayasa`da Kürtçe dilde eğitim konusunda ısrarcı olmayın, ileride yasal düzenlemeler ile bu sorun aşılır,

3- Demokratik Özerkliği abartmayın ve dayatmayın. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesinde, Türkiye`nin çekincelerini kaldırmasıyla birlikte Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı`nın uygulanması önemli.”

Burada çatışan tarafların hangi hususlar üzerinde pazarlık yaptıkları ve birbirlerini ne şekilde ikna edecekleri meselesi kendilerinin bileceği iş.

Ancak dikkatinizi çekmek istediğim husus, bir Öcalan projesi olan ve çokça abartılan "Demokratik Özerklik” denen bayağı da yuvarlak olan projenin yine Öcalan tarafından "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” ile tebdil edilmiş olmasıdır.
Bildiğiniz gibi "Demokratik Özerklik” projesinin hayata geçirilmesi adına DTK denen bir kurum bile ihdas edildi, Öcalan`ın projesi bu kurum tarafından ilan edilme yoluna gidildi. Adına nice toplantılar yapıldı, nice kesimlere dahletme dayatmasında bulunuldu.

Hatta bizzat Öcalan, diğer kesimleri, varlıklarını sürdürmenin tek şartı olarak bu çatı altında bir araya gelmeleri gerektiği, aksi halde kuşatılıp imha edilecekleri fermanını bile emir buyurdu.
Nitekim geleceklerini garanti altına alma telaşına düşen kimileri de, bu çatıyı adeta Nuh`un gemisi gibi gördü ve "Büyük felaket”ten kurtulmanın tek yolunun bu gemide yer edinmekten geçtiğine karar verdiler.

Ve şimdi bu çatı, yağmur sızdırıyor gerekçesiyle yine Öcalan`ın yıkım tehdidiyle karşı karşıya. Niye kuruldu? Neden yıkılacak? Yıkılırsa, altına sığınmış bulunanlar kimlere emanet edilecekler?

"Demokratik Konfederalizm”, eskide kaldı unutuldu. "Demokratik Özerklik”, miadını doldurdu. Yeni söylem de, sürecin ruhuna uygun olarak herhalde "Demokratik Bilinmezlik” üzerine kurulacak!

 "Endişeli Alkolikler”

Aslında uzun süredir kendilerini "Endişeli Laikler” diye bildiğimiz modern liberal tayfanın meğer ne de çok endişe kaynakları varmış.

Hak ve özgürlükler noktasında atılan her adımı "Laiklik elden gidiyor” sloganıyla bastırmaya çalışanlar, bugünlerde kendileri açısından hayli düşündürücü başka bir "endişe” kaynağına odaklanmış bulunmaktadırlar.
Uçaklarda alkol yasağı…

Olmadık yerlerde kendini ispat etme derdindeki şımarık veledler gibi oynak hareket tarzlarıyla dikkatleri üzerlerinde toplamaya çalışan bu kesimin son günlerde en fazla irdeledikleri konu, hostes kıyafetlerinden sonra gündeme gelen ve uçuş güvenliğini tehlikeye attığı herkesin malumu olan uçaklarda alkol kullanımına getirilen ya da getirilmesi düşünülen alkol sınırlaması olmuş durumdadır.

Son günlerde dünyanın başka ülkelerinde de uygulanmaya başlandığı görülen uçaklarda alkol kullanımı, ilgili ülkelerde ideolojik tartışmalara yol açmazken, Türkiye`de bu durumun malum kesimlerce "endişe” kaynağına dönüşmesi, Müslüman halklar arasında yer edinmeye çalışan modern yaşam tarzının, aslında şişede göründüğü gibi masum ya da sıradan bir görüntü olmadığını da ele vermektedir.

Uçuş güvenliğinden dolayı alkol kullanımına getirilmesi düşünülen sınırlama üzerine "mahalle baskısı” kurmak isteyenlerin öne sürdükleri gerekçelere bakılırsa, kendileri açısından alkolik kafayla havalanmanın, ahalinin can güvenliğinden daha mühim bir meseleye tekabül ettiği görülecektir.

Milliyet`ten Kadri Gürsel`in "Muhafazakar Hava Basıncı” başlıklı yazısından aldığımız şu alıntı, laiklikle harmanlandığında alkolizme atfedilen önemin ne denli köpürtüldüğü de ortaya çıkmaktadır:

"İranlı kadın yolcular THY uçağında başlarını açabilirler ama bu uçak İstanbul`a doğru yol almaktayken hostesten bira bile isteyemezler. Malum, THY`nin İran seferlerinde içki servisi mevcut değildir.
Suudi Arabistan seferlerinde de içki servisi yoktu; son olarak içkisiz hatlara Mısır, Kuveyt, Pakistan, Irak, Somali, Senegal ve Nijer uçuşları da eklenmiş.

Görülüyor ki THY bir "ara rejim” havayolu olmuş.
THY`nin uçağıyla nereye gidiyorsanız orada uygulanan fiili ya da müesses rejim daha siz oraya varmadan uçakta başlıyor.
Mesela, Türkiye`nin modern ve liberal hayat tarzlarıyla sorunu olmayan dünyaya açık kentlerine uçacaksanız, bu THY uçaklarının business class kabininde isterseniz içki servisi alabiliyorsunuz.

İstanbul, İzmir, Antalya, Ankara, Bodrum ve Dalaman böyle...

Ama koyu muhafazakar ve umumiyetle de farklılıklara tahammülsüz, kapalı kentlere uçacaksanız, o hatların business classlarında isteseniz bile artık içki servisi yok.

Neden?

Diyorlar ki talep yok...

Gerekçe, gerekçe değil. Talep az da olsa, kendisine "küresel” sıfatını yakıştıran bir havayolu şirketinin, sadece bir müşteri belki ister diye uçağında içki bulundurması gerekir.
Evet, gerekir. Ama muhafazakar Anadolu hatlarında "talep yok” değil, talep olsa bile ona karşı "mahalle baskısı” var.
Ve belli ki business classlarda mahalle baskısı talepten daha güçlü.”

Mantığı görüyorsunuz… Örneğin yüz kişilik bir yolcu kitlesi içerisinde sadece bir kişinin isteğinin bile doksan dokuz kişinin iradesine baskın gelmesi gerektiğini savunan bu gerekçe, aslında bir yönüyle azınlığın çoğunluğa tahakkümünü savunan geleneksel Türk siyasal hayatına duyulan özlemin şarap şişesinden fışkırması gibi vahim bir mantık kurgusunu ele vermeye yetmektedir.

Peki ama, durum gerçekten de "Endişeli alkolizm” ideologlarının söylediği gibi midir? Böyle bir kısıtlama sadece THY ile mi sınırlıdır? Dünyadaki uygulamalar ne yöndedir? Laikliğin, liberalizmin, hatta alkolizmin beşiği olan ülkelerde durum ne yöndedir?

"Vurun THY`ye…” başlıklı yazısıyla bu yönde meseleyi irdeleyen Fehmi Koru, şu tespitlere yer vermektedir:

"Bazı hatlarda alkol sunumunun kaldırılması daha ciddi bir saldırı konusu... Sanki dünyanın bütün havayolları her hatta alkollü içki sunuyor ve bir tek THY bu uygulamaya kısıtlama getiriyor... Gürültüyü duyan böyle bir evhama kolayca kapılabilir.
Kıyafet ve alkol kısıtlaması bir arada Türkiye`nin farklı bir yöne doğru yol aldığının kanıtı olarak tartışılıyor. "Muhafazakârlaşıyoruz, hayat tarzlarına müdahale THY`ye de sıçradı” deniliyor...

Acaba öyle mi? Acaba her havayolu şirketi alkol sunuyor mu yolcularına? Yoksa THY, ismi önünde ‘İslâm cumhuriyeti` sıfatı bulunan ülkelerin havayollarının peşine mi takılmış durumda?

Amerika`nın iki büyük havayolu, US Airways ve United yolcularına alkol ikram etmiyor; hem iç hatlarda hem de dış hatlarda... Air Canada, AirAsia, Austrian Airlines, Bangkok Airways, Egyptair, Finnair, Jetblue Airways, Royal Brunei Airlines, Spirit Airlines, Thai Airways de, kimi yalnız iç hatlarda kimi hem iç hem de dış hatlarda, alkol ikramı yapmayan havayolları...
Listeyi konuyla ilgili bir örgütün internet sitesinden aynen aldım. Görüldüğü gibi, tek bir mahallenin tercihiyle izahı zor bir durum söz konusu. Küçük bir araştırmayla, hava yolu şirketlerinin giderek yaygınlaştırdıkları ‘non-alcoholic beverages` uygulamasının, uçuş güvenliğiyle ilgili olduğu anlaşılıyor.”

Başka ülkelerde tablo bu şekilde olduğuna göre, herhalde şunu sorabiliriz:
Can güvenliğini tehlikeye attığına dair dünyada yaşanan yüzlerce örnek ortadayken uçaklarda alkol kullanımına sınırlama getirmek ya da yasaklamak "Muhafazakar hava basıncı” mıdır; Yoksa "Alkolik hava basıncı” mıdır?
AHMET SELAM/ DOĞRUHABER

Güncelleme Tarihi: 19 Şubat 2013, 10:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140