banner279

“Yoldaki Mühendis”in Bir Anneye Hatırlattıkları

"Onlara (çocuklarımıza) sahte kahramanlar yerine gerçek kahramanlarımızı anlatmalı..."

“Yoldaki Mühendis”in Bir Anneye Hatırlattıkları
 RAZİYE NUR ÖZKÖSE YAZDI:

YOLDAKİ MÜHENDİS’İN BİR ANNEYE HATIRLATTIKLARI
 

Günlerdir zihnimde dolanan bu cümleleri kağıda dökmek hiç kolay değil benim için.


 Hep zor yazarım yazılarımı…


 Yazmayıp, aklımdayken sildiklerim daha çoktur kağıda dökülenlerden.


 Hep korkarım çünkü…


 Yazmak daha çok sorumluluk getirir bana.


 Daha ağırlaştırır hesabımı.


Bir de konu “çocuk eğitimi” olunca, daha bir çekinir kalemim.


 Bir yandan kendini eğitmek, bir yandan çocuklarına güzel örnek olmaya çalışmak ve onların eğitimiyle uğraşmak gibi ciddi bir sorumluluğu taşırken omuzlarımda, daha yolun başındayken yani; eğitim yazıları yazmak zor olsa gerek…


 O yüzden bu yazı, sadece bir hatırlatma kendime ve kardeşlerime…


 “Hatırlatma mü’minlere fayda verir.” (Zariyat-55)  Rabbim’in sözü ile…


 Ve zindandaki kahraman, gölgelerin prensi Abdullah Bergusi’nin Siyonist zindanlarından bana hatırlattıklarına binâen…


 Abdullah Bergusi’nin hayatını anlattığı ‘Yoldaki Mühendis’ kitabı; bana bir çok güzelliği tekrar hatırlattığı ve bir çok özelliğiyle örnek olduğu gibi, çocuk eğitimi konusunda da o alana has yazılmış çoğu kitaptan daha fazla yararlı oldu diyebilirim…


 Her birimiz hayatın bir başka yönüyle imtihanda iken, en çok kendimizle mücadelede iken ve de, anne-babalar olarak ortak bir imtihanımız daha var.

  
 Bizlere emanet olarak sunulan çocuklarımız… Ellerimize bırakılan, gözlerimizin içine bakan, hareketlerimizi kopyalayan, biz nasıl şekil verirsek öylece şekil alan, masum, tertemiz, biricik sorumluluklarımız…


 Teknolojinin gelişmesi, ya da belki de daha genel söylersek dünyanın ayaklarımız altına serilmesi, maddi imkanların fazlalaşması, ihtiyaç yerini lüksün, israfın alması, Müslümanlar olarak bizi derinden etkileyip sarstı. Hayatlarımız, ideallerimiz, hayallerimiz, eylem ve söylemlerimiz bu bombardımandan ciddi yara alırken, çocuklarımız ve onlara dair beklentilerimiz, eğitimlerimiz de bu yaralanmalardan kurtulamadı.


 Dünya ve dünya ile imtihanımız bir çok yönden ele alınabilecek ayrıntılı bir konu…


 Ben bunu ideallerimiz, hedeflerimiz ve özel olarak çocuklarımızdaki çaba ve gayretimizle özetlemeye çalışacağım.


 ‘Bir zamanlar böyleydik veya ah eski zamanlar’ özlemine girmeyeceğim…


 Her durum ve şartta nasıl olmamız gerekiyorsa, dimdik onu korumalıyız. Zamanın eskitemediği duruşları örnek alarak, modern çağın; gözlerindeki cennet özlemini en süslü reklamlarıyla boyayamadığı kahramanları gündemlerimize, evlerimize taşıyarak…


Ben inanıyorum ki;  eğer biz büyükler, günlerimizi Allah’a adanmış bir bilinçle geçirirsek, her anımızın hesabını vereceğimiz bir duyarlılığımız ve gayretimiz olursa, Allah’ın kitabını anlamaya ve yaşamaya dair samimi ve ciddi çabalarımız, geceleri ribatlarımız, gündüzleri koşuşturmacalarımız olursa,  onca şatafat ve gösteriş arasında sadeliği tercih edersek;   yüreği tertemiz, sayfaları bembeyaz, fıtratları bozulmamış yavrularımız da, en güzel bir şekilde bizi örnek alacaklardır…
 Bununla beraber, yavrularımıza dair dualarımızı da, hedeflerimizi ve isteklerimizi de yüksek tutmalıyız.


 Onlara sahte kahramanlar yerine gerçek kahramanlarımızı anlatmalı, dünyalarını hayâlî, gerçek dışı varlıklarla kirletmek yerine, örnek alabilecekleri güzel şahsiyetlerle süslemeliyiz.


 Peygamberlerimiz ve onların arkadaşları evimizde sanki bizden biri gibi tanınırken, yakın tarih ve günümüzdeki kahramanları da çocuklarımıza örnek şahsiyetler olarak anlatmalıyız.


 Daha küçük yaşlardan itibaren boş vakit geçirmemelerini, her an yaşlarına uygun yararlı işlerle uğraşmalarını onlara sözlü ve örnek olarak hatırlatmalıyız.


 Yavrularımıza cenneti özlemeyecekleri, her şeyi tattıkları bir dünya sunmamalıyız. Her şeyi yaşayan, her istediğine ulaşan, zayıf karakterli, bedel ödemeyen, dünyanın tat ve zevkleri, davasından ve hedeflerinden önce gelen kimseler olarak yetiştirmemeliyiz.


 Onları zorluklara da alıştırmalıyız…


 İmanı en büyük nimet bildiğimizi, mutluluğumuzun Müslümanlığımızdan kaynaklandığını hissettirmeliyiz.


 Mutluluğu; para, makam, şan, şöhret, yeme, içme, gezip tozmada zanneden çoğunluğun, selin üstündeki çer-çöpe tutunduklarını, aslolanın ise kalıcı salih ameller olduğunu, ihlasla yaptığımız salih amellerimizle göstermeliyiz.


 Her şeyin herkes görsün diye yapıldığı bir ortamda, hayatını sadece Allah için yaşayanların, tüm her şeyini Rabbine sunanların, kimi zaman adlarını dahi bilmediğimiz kahramanların dünyanın dört bir yanında var olduğunu onlara anlatmalı, gizli yapılan güzelliklere alıştırmalıyız.


 Teknolojik aletleri boş vakit geçirmek, günahlara dalmak yerine, Müslümanların hayrına çok daha iyi kullanabilecekleri imkanları onlara sunmalı, her birini kendi kabiliyetinde uzmanlaştırmalı ve güçlü bir mü’minin dünyalara bedel olduğunu onların kalbine yerleştirmeliyiz.


 Şehid Abdullah Azzam’ın ifadesiyle; “evlerimiz arslanların ini gibi olmalı…”  


 Dünyaya verdiğimiz kayıplarımız artık yetmeli…


 Ellerimizden kayıp giden, hedefsiz, başıboş bir gençlik artık bizden çıkmamalı…


 Son olarak;
 Günlerimize yeniden heyecanı getiren, Allah için yaşamayı ve bu uğurda her şeyi göze almayı dünyalıklardan daha sevimli gösteren, imanlı ve gayretli bir mü’minin nasıl da güçlü olduğunu bize yeniden hissettiren Abdullah Galib Bergusi’ye, Yoldaki Mühendis’e, Rabbimiz’den en yakın zamanda zindandan kurtuluş diliyoruz…


 O, Siyonist zindanlarında olsa da, henüz yaşları küçük olan ve oyuncaklardan yaptıkları icatlarıyla ‘biz yoldaki mühendisiz’ diyen, onun kahramanlıklarıyla büyüyen yeni öğrencileri olduğunu müjdeliyoruz…


 Şüphesiz Rabbimiz dilerse, 13 yıldır dört duvar arasında olan bir mü’minin hayatını da, örnekliğini de bereketlendirir…


 Bize emanet olarak verilen kendimiz ve çocuklarımızın hayatlarını, en güzel bir şekilde Rabbimiz için adamamız duasıyla…


MÜSLÜMANANNELER.NET

Güncelleme Tarihi: 04 Mayıs 2015, 09:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241