banner259

Yazacak bir şey yok!

İsmail Kılıçarslan

Yazacak bir şey yok!
 Ankara'daki ilk gençliğimde tanıdığım Demetli bebeler vardı. Her akşam ya o parkta ya da o tepede mutlaka içerlerdi. Ve içmek için de mutlaka bir sebep bulurlardı: 'Babam işten çıkmama kızdı', 'o kız mektubuma cevap vermedi', 'Ankaragücü yine yenildi.'
'İçme sebepleri' bahsinde bazen işler çıkmaz yola girerdi. Akşamüzeri zihinler zorlanır, bir türlü içmek için bir neden bulunamazdı. Sonunda o beklenen cümleyi patlatırdı biri: 'Bugün de içecek bir şey yok! İçelim mi?'

Bugünkü yazım ile ilişkim, bizim bebelerin içmeyle kurduğu ilişkiye çok benziyor: 'Bugün de yazacak bir şey yok! Yazayım mı?'
Masaya oturduğumda 'Türkmen Dağı'nı mı yazsam acaba' diye düşündüm aslında. Mesela anlı şanlı bir paralelcinin 'ne yani, MİT tırlarının durdurulmasını bahane ediyorsunuz, hani içlerinde insani malzeme vardı?' diye sorup mantık ilminin anasını ağlatmasını gündeme getirebilirdim. Ya da İbrahim Halil Baran'ın 'Türkmen Dağı diye bir yer yok. Oranın adı Kürtçede Xirabe Mezre' yazdığı tweeti ile dalga geçebilirdim. Fakat Abdullah Fakiroğlu gereken cevabı vermiş işte: 'Kıyamet kopsa o kıyamet değil, onun Kürtçedeki adı 'heşir' diyecek.'

Türkmen Dağı'nın vurulmasının altındaki 'stratejik nedenler'den de bahsedebilirdim aslında. Suriye konusunda insani olarak son derece doğru bir yerde duran Türkiye'nin güçlenmesinin öneminden dem vurabilirdim. Ancak ne zaman Türkiye'nin güçlenmesinden bahsetsem iki ayrı gruptan iki ayrı tepki alıyorum. İlk grup son derece kıt bir mizahi düzeyle 'alışsanız iyi olur, etimiz ne budumuz ne' diyerek gönüllü ev köleliği pozisyonundan konuşuyor. İkinci grupsa içinde 'dünya lideri', 'Osmanlı', 'stratejik derinlik' ve benzeri kalıpların geçtiği bir 'biz çok güçlüyüz' nutku patlatıyor.

En iyisi bir istatistikten bahsetmek… Uluslararası kurumların verilerine göre 2011'den bu yana Esed denen diktatörün Suriye'de öldürdüğü sivil sayısı 180.000 kişiye ulaşmış. DAEŞ denilen şebekenin öldürdüğü sivil sayısı ise 1.702 kişi. Fakat haklılar tabii amatör şebbihalar. Esed, anti-emperyalizm fikrine sahip devrimci bir lider çünkü. DAEŞ ise, bir cinayet örgütü. Aradaki 178.000 insanın sadece rakamlardan ibaret oluşu da tam bu yüzden. Şimdi sorsak Ceyda Karan'a, Fehim Taştekin'e falan, mutlaka hepimizi ikna edecek argümanları vardır bu meseleyle ilgili. Dolayısıyla istatistikten bahsetmek de anlamsız. Hem Allah aşkına söyleyin. Rusya'nın işlediği cinayetlere kulp bulabilmek için kendisini paralayan insanlara bir şey anlatmanın bir yolu, imkanı var mı?

Sonra dedim ki kendi kendime: 'En iyisi şu 'modern cult' bahsini yeniden açmak.' Fakat onun da müşterisi yok. Çünkü kimse aslında 'meselenin ne olduğu' ile ilgilenmiyor. İstisnasız bütün Hıristiyan modern cultlar bağlılarını 'gerçek Hıristiyanlığın günümüzdeki tek temsilcisi biziz' cümlesine inandırarak ayakta kalıyorlar. 'Kurtuluş anahtarı' dağıtıyorlar yani. Tam bir modern cult olarak yapılanan ve özellikle Amerika'daki benzerlerine parmak ısırtan paralel yapının da bunu tam olarak böyle yaptığını; esaslı bir mücadele gerekiyorsa buradan ilerlenmesi gerektiğini falan anlatayım mı? Ne gerek var? Metin tetkiki, mesajların çözümlenmesi, paralel yapının ağına düşen insanların psikolojik onarımları falan gibi bahisler açıp meseleyi derinleştirmek ne işe yarayacak ki? Nasılsa ananas muhabbeti, 'gübre olsunlar' bedduası, 'mizan pasaportu işlem merkezi' falan gibi şeyler var ortada. Oradan yürünür.

İyi de arkadaş. Ne yazayım ben peki? Hah. Buldum. Celal Şengör ile dalga geçeyim. Ama artık ortada dalga geçilecek bir mesele dahi yok. Bunun adı artık 'beyaz Türklerin büyük çaresizliği.' Adam 'insan dışkısı yedirmek işkence değildir, ben de yerim' diyor yahu. Bunun neresiyle dalga geçeceksin? Bu zavallılık biçimiyle dalga geçmek insana yakışır mı? Sadece ibret alırsın böyle durumlardan ve şu cümleyle şükür edersin: 'Bizi böyle insanlar haline getirmeyen Rabbimize şükürler olsun.'

Hay Allah. Yazacak mesele bulamadan yazı bitti iyi mi? Oysa ben 'Galatasaray böyledir. Bir kara çocuğa fazla bile dayandılar' deyip futbol meselesine sosyolojik bir giriş denemesi de yapabilirdim. Artık bir başka yazıya…

Ne diyordu Maradona: 'Bana da oluyor bazen böyle hafız. Kilitlenip kalıyorum. 5 kişi markaj yapıyormuş da bir türlü istediğim pası veremiyormuşum gibi. Keşke sesi duyulmayan, izine rastlanmayan mermilerle yapılmış algı suikastlarını yazaydın. Gideri vardı onun.'
Güncelleme Tarihi: 24 Kasım 2015, 11:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner140

banner141