banner279

YA İNİŞ YA ÇIKIŞ…

Toplumun dengesini belirleyecek güçteki bu meselede, birlikte yaşam imkanları aramak ile siyasal ve toplumsal olarak yırtılmak, açık toplum olmak ile otoriter bir doku oluşturmak arasında bir noktada duruyor, ikisi arasında gidip geliyoruz.

YA İNİŞ YA ÇIKIŞ…
Yenişafak/Ali BAYRAMOĞLU
Açık toplumların pusulası özgürlüktür, özgürlük fikridir.
İstikamet “açık düzen”se hiçbir gerekçe, hiçbir gelişme, hiçbir doğrulama özgürlükten geri düşmeye vesile olamaz.
Türkiye’nin bu açıdan bir geçiş döneminde olduğu söylenebilir.
Geçiş dönemini simgeleyen, bir regülasyon aracı olarak özgürlük kavramına gönderme yapan bir kaç kritik meselemiz var.
Kürt sorunu, Taner Akçam’ın ifadesiyle “Kürt reformu” meselesi bunların başında geliyor.
Bugün ülkeyi kuşatan eylemler, şiddet, operasyonlar, bunun etrafında dolaşan siyasi tutumlar, söylemler aslında bu konuda yaşanan tıkanıklığın bildik sonuçları. Rejimin rengini, demokrasinin dozunu, toplumun dengesini belirleyecek güçteki bu meselede, birlikte yaşam imkanları aramak ile siyasal ve toplumsal olarak yırtılmak, açık toplum olmak ile otoriter bir doku oluşturmak arasında bir noktada duruyor, ikisi arasında gidip geliyoruz.
Bir başka geçiş dönemi sıkıntımız siyaset ve devlet alanı yapılanmasıyla ilgili.
Vesayet düzeninde devletin, siyasi ve toplumsal alanı uydusu kıldığı yıllar yaşadık. Gün geldi, 2000’lerle birlikte siyaset alanı özerkliğe kavuştu, devlet tahakkümünden kurtuldu. Ancak bu aşamadan sonra siyaset sahasının demokratik kurallarla yeniden yapılanması sağlanamadığı için, bu kez bu sahanın diğerleri üzerinde, toplum, kültür, ahlak alanları üzerinde kurduğu hegemonyayı solumaya başladık. Bu meselede de ara bir yerdeyiz. Hukuk ve sosyolojinin tokuşturulduğu, siyasetin mutlak güç olma eğiliminin sosyolojik meşruiyete bağlamaya çalıştığı çiğ bir nokta…
Ve asıl mesele:
Son 15 yılda Türkiye’de siyasi iktidarlar, özellikle AK Parti 1920’lerde kurulan bir cumhuriyet modelini yeniden kurgulamaya soyundu. İlk modelin dışladığı, dışarıda tuttuğu toplumsal kesimlere ön açtı, bu kesimlerle modernist modelin öne çıkardığı kesimleri eşitledi. Bunu dayanışmacı politikalarla, yükselen hizmet çıtasıyla perçinledi. AK Parti’nin bugün hala, yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen yüzde 40 civarında oy almasını açıklayan bu “devrimsel hamle”, başka bir “devrimsel adım” daha gerektiriyordu. İkinci adım atılamadığı oranda, birincisi de eksik kaldı. İkinci adım eşitlenen kitleler arasında bağlar, köprüler, geçişler kuracak, hepsini kuşatacak bir yeni siyasal ve hukuki modelin temellerini atmak ve bunun etik gereklerini inşa etmekti. Değer sistemi tercihleri bu gereği gölgeledi ve maskeledi.
Türkiye’nin bugünkü halini biraz da “araf”taki bu durumlar resmediyor.
Ve hemen hepsi özgürlük dozu, fikri, telakkisinin azalmasından kaynaklanıyor
Terazide ağırlık bu yüzden açık toplum kefesine değil, zor düzen kefesine kaymış durumda. Bu yüzden fayda fikrinin, her kesimde, her tutumda ilke ve siyaset fikrinin önünde durması doğal kabul ediliyor, doğal sanılıyor.
Tekrar vurgulayalım.
Her genel seçim, her siyasi tartışma, her kriz şuna işaret ediyor:
Ya ciddi bir iniş dönemine gireceğiz, krizli yıllar içinden yeni bir çıkış arayacağız ve bu dönemde kapalı düzen kurallarına tabi olacağız.
Ya da yukarıda andığım kesimler arası köprüler yapma siyasetini öne çekip, en azından bunu deneyeceğiz. Eğer inşa yolunu seçeceksek, açık toplum inşasının farklı gerekleri olduğunu, bunlarda ilkenin faydaya galebe çalması gerektiğini unutmayacağız. İnşa dönemlerinin mutabakat, uzlaşı, siyasi talep-siyasi karar etkileşimine kapı açma, katılım çıtasını yükseltme gibi daha derin demokratik bir iklimi icap ettirdiğini öğreneceğiz…
Bu, herkes için geçerli, AK Parti, CHP, HDP, ve diğerleri…

Güncelleme Tarihi: 17 Eylül 2015, 10:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241