banner259

Vali Mehmet Emin Bilmez, Van Postası Gazetesi Yazarları ile bir araya geldi

Van Postası Gazetesi Köşe Yazarlarının Van gündemini müzakere etmek üzere yaptığı toplantının bu haftaki konuğu, Van Valisi Mehmet Emin Bilmez oldu.

Vali Mehmet Emin Bilmez, Van Postası Gazetesi Yazarları ile bir araya geldi

Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Emin Bilmez, Van Postası Gazetesi Köşe Yazarlarının daveti üzerine, Van’ın konu ve sorunlarının müzakere edildiği toplantının konuğu oldu. 

Bu formatta Van’da ilk defa yapılan programda köşe yazarlarıyla araya gelen Vali Bilmez, bu toplantıların konu bazlı yapılmaya devam etmesinin, sorunların çözülmesine ve Van’ın gelişmesine katkı sağlayacağını söyledi. 

İskele öğretmen evi VIP Toplantı Salonu’nda yapılan programa Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Emin Bilmez, Gazeteci Ziya Türk, Prof. Dr. Menaf Turan, Prof. Dr. Esvet Akbaş, Yrd. Doç. Oruç Yunusoğlu, Dr. Zübeyde Doğruöz Kul, İrfan Gülaçar,Mahmut Gedik, Veysel Dinçer, Doğan Öztürk, Yunus Tuğrul, Nergiz Gönül Kayman, Ayşe Şahinoğlu, Emine Bişeng Sabırlı ve Ayfer Gözütok katıldı. 

Programda gündeme getirilen konular hakkında görüşlerini dile getiren ve sorulan soruları cevaplayan Van Valisi Mehmet Emin Bilmez, şunları söyledi; 

ARTIK KADIN ERKEK HERKES, HER ZAMAN ÇALIŞMALI
Van’ın daha iyi noktalara gelebilmesi için herkesin ve her kesimin birlikte çalışması gerekiyor. Hayat artık eskisi gibi değil. Eskiden 3 ay çalışıp 9 ay geçiniyorduk ama şimdi öyle değil, her ay çalışmamız gerekiyor. Evin erkeği ve kadını herkes çalışıyor, çalışmalı da. Artık keskin rol ayrımları da kalmadı, eskiden babalar çocuklarını okula bırakırdı, şimdi ise anneler daha çok bırakıyor. 

ÖĞRENCİLERİ HAYATA HAZIRLAYALIM
Öğrencilerimizin yüzde 10’nunu bilme ve temel bilgilere yönlendirelim, geri kalanları ise hayata hazırlayalım. Biz vasat öğrencimizi hayata hazırlamak yerine, onu da en başarılı öğrencimizle birlikte aynı tornadan geçirmeye çalışıyoruz. Bu kentin sadece yüzde 10’u sınavlara hazırlanıp yarışa girmeliyken, öğrencilerimizin yüzde 80’i sınavlara hazırlıyoruz. 

Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanı ile İl Halk Kütüphanesi’ne gittik. Öğrencilere  “enstrüman çalan var mı, bir spor dalıyla ilgilenen var mı?” diye sordu.  Aldığımız cevap olumsuzdu, çünkü hepsi sınava hazırlanıyordu. Bize hayata hazırlanan öğrenci lazım, 100 sorudan 95’ini çözen öğrenci lazım değil. Tüm öğrenciler 100 sorudan 95’ini zaten çözemez, bu fıtrata da aykırı. Çözemeyenleri de hayata hazırlamak aileler ile birlikte hepimizin görevi.

ÇOCUĞUMUZU AĞA GİBİ YETİŞTİRMEK ONA HAKSIZLIKTIR
Bugün velimize “senin çocuğun üniversiteye gitmeye değil, tornacı, mermerci, tamirci, sanatkar, esnaf, usta olmaya uygun. Bu tür çalışmalar yapabilecek durumda, hayata hazırlayalım” dediğimizde,  Veli bize “sen çocuğuma geri zekâlı muamelesi mi yaptın" diyor. Sonra da torpille çocuğumuzu en başarılı sınıfa almaya çalışıyoruz. 

Kültürümüzde nasıl herkes ağaysa, biz de çocuğumuzu ağa gibi yetiştirmeye çalışıyoruz. Fakir olsak bile zengin durmaya çalışıyoruz. Ağzımızdan kan akarken kızılcık şerbeti içtik demeyi tercih eden bir kültüre sahibiz.

“DIŞARIDAN BAKANLAR NE DER” KORKUSUYLA YAŞAMAYALIM
Bir evde karı-koca küs misafir geldiği zaman çok güzel anlaşıyorlar.  Hanımla küsüz, biraz limoniyiz, misafir geldiği zaman barışabiliyor, güzel güzel anlaşabiliyorsak, misafir gittikten sonra da bunu yapabiliriz. Huzurumuz bize lazım, komşuya veya misafire lazım değil.  Biz misafir için istediğimiz huzuru, kendimiz için istemiyoruz. Dışardan bakanlar ne der korkusuyla yaşıyoruz, kendi hayatımıza bakmıyoruz. Kültürümüz bu olduğu sürece işimiz zor. 

ÇOCUKLARIMIZI KOYUNLARIMIZ KADAR SEVMELİYİZ
Muradiye’de 20 yıl önce kaymakamlık yaptım. Bir gün duydum ki Dağören Okulu öğretmeni bir haftadır yok. Köye döndüğü gün okula gittik, “hocam bir haftadır sen yoksun, neden?” diye sordum. Hoca sessiz, saç sakal bir birine karışmış, 5-10 köylü de toplandı. Köylü okulda olmayan öğretmen için yemin ediyor, “Vallahi de billahi de bizim öğretmen buradaydı” diye. 

“Vallahi çobanlarınız bir gün koyunlarınızı terk etse, en kibarınız onu kovar, döver ve küfreder.  Bu öğretmen bir haftadır yok, çocuklar okula bir haftadır gitmiyor. Öğretmen zarar görmesin diye, onun yerine yemin ediyorsunuz, ne olursunuz çocuklarınızı koyunlarınız kadar sevin” dedim. 

Bu yılda bütün ilçelerimizi gezdim, her yerde sordum “öğretmenle ilgili her hangi bir şikâyetiniz var mı?”  Yok.  “Sizin bir sıkıntınız var mı?”  O da yok. “Okul servisinden bir şikâyetiniz var mı” Yok. “Servis sıcak mı, soğuk mu, geç mi geliyor vaktinde mi geliyor?” hiç bir sıkıntı yok.  “Aile hekiminiz var mı?” diyorum “var” diyorlar, “ismi ne” diye soruyorum? “Bilmiyorum” diyorlar, “köye geliyor mu” diyorum? “Görmedik” diyorlar, “bir şikâyetiniz var mı?” diyorum, “Yok” diyorlar. İlgi bu olunca, bizim de yapabileceğimiz bir şey yok. 

Söylemelerini beklediğim şey ise, “Allah razı olsun okul servisimiz zamanında geliyor, sıcak ve iyidir. Öğretmenimiz çok ilgilidir veya değildir.”  Ama asla ne iyi ne de kötü bir şey yok. 

Öğrenci taşıma ihalesi, okulların kömür ihalesi ve öğrencilerin yemek ihalesiyle ilgili konular ise tüm ilçenin ve kahvelerin gündeminde.  Ama hiç kimse “servis veya okul sıcak mı, soğuk mu, öğretmen iyi mi, kötü mü?” demiyor. 

Bu sadece Van’ın değil doğunun kaderi. Koyunlarımıza duyduğumuz ilgi kadar çocuklarımıza ilgi duymadıkça sorunlarımız çözemeyiz.

ZEKİ ÖĞRENCİLERİ VE BİLİM ADAMLARINI ÜLKEMİZE GETİRMELİYİZ
Milli Eğitim Bakanımızla konuştuğumuzda, “Osmanlıyı, Osmanlı yapan şey, devşirme kültürüydü, bugün biz yapamıyoruz, bugün batı yapıyor. Sayın Bakanım batı nasıl yapıyor?” dedim.  “En zeki öğrencileri alıp götürüyor al sana devşirme”  dedi. Dünyanın en iyi bilim insanlarını alıp kendi ARGE’lerinde çalıştırıyor, bu şekilde devşirme oluyor. 

Biz Suriye’den, Azerbaycan’dan, İran’dan, zeki bilim adamlarını buraya getirmemiz lazımken, bizim kendi çocuklarımız yurt dışına gidiyor. Bir dönem FETÖ Anadolu’da ki en zeki çocukları aldı, hem aile ile bağını kopardı hem de okuttu. Bunların çoğu okulu bitirdikten sonra batıya götürüldü.  Bizim ne yapıp edip Osmanlı döneminde etkin bir şekilde uygulanan, devşirme kültürünü tekrar geri getirmemiz ve yurtdışından ülkemize beyin göçünü başlatmamız lazım. 

RUSYA, DIŞARIDAKİ BİLİM ADAMLARINI ÜLKESİNE ÇEKMEK İÇİN PARA HARCIYOR
Rusya bilim adamları noktasında büyük çalışmalar sergiliyor ve ciddi bütçe harcıyor.  Rusya’da Enderun sistemiyle çalışan bir okul var, devlet memurlarını üç yılda bir süzgeçten geçiren, bilgilerini güncelleyen, çağın gelişimine göre revize eden bir okul. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’den 40 kişi ile bu okulun öğrencisi ve misafiri olduk. 

Şuan dünyanın her hangi bir yerinde okuyan, eğitimini tamamlayan işe girmiş, bilim insanı buluyor ve “Fransa’dan Rusya’ya gel, ilkokulda, ortaokulda, lisede, üniversitede ne kadar harcama yaptıysan, günümüze kadar faiziyle sana vereyim” diyor.

RUSYA’DA 3 ÇOCUK SAHİBİ OLANA EV VERİLİYOR
Rusya’da üç çocuk sahibi olan ailelere ev veriliyor. Türkiye’de ise Cumhurbaşkanımız “3 çocuk” deyince, bizim aydın kesimimiz bu durumla dalga geçti. Rusya’da bir memurun ömrü boyunca çalışıp ev alması imkânsız, üç çocuk doğurana, bir ev veriliyor. Hatta bu durumdaki kişiyi askerlikten de muaf tutuyor. 

Dünya nereye gidiyor, biz nereye gidiyoruz, çocuk sayısının arttırılması teşvik edilince bu ilkellik midir?  “Özel hayatımıza da mı karışıyorlar” diyorlar. 

Keşke biz dünyada olup bitenlerden biraz fazla haberdar olabilseydik

BİRAZ AHLAK PROBLEMİMİZ VAR
İŞGEM ile başlayıp gelişen başarı hikayesi, TEKNOKENT’in özlenen seviyeye gelmesiyle Van, bir üst lige çıkacak. Teknoloji konusunda okuyanlarımızdan olmasa da, dışarıdan gelen kendini ispatlayanlar nedeniyle umutluyuz. Tabi onu da devşirme yöntemi ile maalesef uluslararası firmalar kendi bünyesine çekiyor. Eğitimini tamamlamış ve profesyonelleşmiş birini nasıl tutabiliriz. Onu burada tutmak için firma olacak, o firmanın ARGE’si olacak ki kalsın. 

Ankara’da bir projenin koordinatörlüğünü yürütüyordum, belli bir noktaya geldik. 8 pilot seçtik ve ekibin şefine başka bir firma üç katı maaş vererek transfer etti. Bu nedenle kadro düştü ve projenin hayata geçmesine engel oldu. Projeler kişi üzerine kurulduğu zaman, başkaları üç kat maaş verince kişiler kaçıyor. Batıda bir servet verseler de o projenin ortasında, projeyi bırakıp kimse kaçmaz. Bizde maalesef gayri ahlaki yaklaşımlar da olabiliyor. Kurumlar ve kişiler olarak biraz ahlak problemimiz var. Neticede kurumlar da insanlardan oluşuyor. 

NAMAZLARIMIZ GÜNAHLARIMIZA ENGEL OLMALI
Ülekmizde özel sektör genellikle kamudan beslendiği için büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Mesela Erciş’in toplu taşıma ihalesi geçtiğimiz yıl 31 milyona yapılmış. Bu sene ihalenin şartnamesi rekabet ortamını sağlayacak şekilde ihale yapılınca, ihale 15 milyona gerçekleşti, bu duruma ne diyebiliriz ki? 

O insanların içinde namaz kılan, belki gece namazına kalkan insanlarımız var.  Allah kabul etsin. Ancak namazlarımız günahlarımıza engel olmuyorsa bir problem var demektir. 

İLKELİ İNSAN YETİŞTİRMELİYİZ
İlkeli insan yetiştirmekte problemimiz var. Bu bölgede tarih boyunca yaşanan bir realite var. İnsanları duruma göre davranmaya iten, aile içinde, mahallede dayatmalar var. Duruma göre pozisyon aldığınızda maalesef makbul oluyorsunuz. 

En büyük sıkıntımız ilkeli olamamak. Biz bu sıkıntıları aşamadığımız müddetçe, iktidara Ali veya Mehmet gelmiş çok şey değişmez. Dileğimiz toplumun değişmesi, biz kendimizi ve toplumu değiştirmeden devleti düzeltmeye ve değiştirmeye çalışıyoruz. Biz kendimiz iyi olmadan, “iyi bir belediye başkanı seçelim, iyi bir vali getirelim, sorunlar çözülsün” diyoruz. Oysa öyle bir dünya yok. 

ANTALYA VAN’IN CADDELERİNDEKİ HAREKETLİLİĞİ ÖRNEK ALIYOR
Turizm Fuarı açılışı için Van’a gelen Antalya grubu, Edremit’teki seyir tepesinde bir kenara çekildi. Kendi aralarında fuar ve Van değerlendirmesi yapıyorlardı. Ben de bir sandalye çektim yanlarına oturdum ve dinledim. “Van’a günlük birkaç bin turist geliyor, Antalya’ya ise bir kaç milyon geliyor. Buna rağmen Van’ın caddeleri akşam cıvıl cıvıl, bütün dükkânları açık, bizimkilerin ise hepsi kapalı. Biz bu modeli Van’dan Antalya’ya nasıl taşıyabilir ve Antalya’da nasıl hayata geçirebiliriz” dediler.

İRANLILARIN VAN’A GELMESİNE ENGEL OLMAK İSTEYENLER VAR
Van şuan iyi duruma ve cıvıl cıvıl hale getiren İranlılar. Zengin İranlılar özel araçlar ile Van’a geliyor. Burada konaklıyor, alışveriş yapıyor, şehir içi seyahatte Van’ın taksilerini kullanıyor. Sadece gelip giderken özel araçları ile seyahat ediyorlar. Kanaat önderi olarak bilinen bazı kişiler ise bilerek veya bilmeyerek, zengin İranlıların Van’a gelmesine engel olacak adımlar atıyor. 

Erzurum ve Trabzon gibi şehirler İranlıları şehirlerine çekmek için ücretsiz seferler düzenlerken, biz ise İranlıların Van’a gelmesine engel olacak adımları atarsak olmaz. Van’a gelen İranlının azalması demek,  esnafın ticaretine, çalışanların işine engel olmak demektir. 

Bu konularda bireysel düşünmek yerine, büyük fotoğraftan bakıp tüm Van’ı düşünerek, sorumlu hareket etmek büyük önem taşıyor.  Bu açıdan herkesi dikkatli ve daha sorumlu davranmaya davet ediyorum.

MÜSLÜMANIN ÖZELLİĞİ  KINAYICININ KINAMASINA ALDIRIŞ ETMEMESİDİR
Evine veya taziyesine gelen düşmanın elini dahi tutan bir kültüre sahip olan kent, gündüz yan yana durur, akşam bir birinin kuyusunu kazar. Bizi bu noktaya kim nasıl getirdi? Bunu el birliğiyle çözemezsek,  bu toplumun sorunları da çözülemez. Bunun için yapacağımız çalışmanın ve duruşumuzun doğru olduğuna inanıyorsak, bu doğruyu bizim yaşamamız lazım. Müslümanın en önemli özelliği kınayanın kınamasına aldırış etmeden,  inandığı ve doğru bildiği yolda yürümeye devam etmesidir. 

VAN’IN KUTUPLAŞMAYA DEĞİL, BİRLEŞTİRİCİ ROL MODELLERİNE İHTİYACI VAR
Van’ın kutuplaşmadan hızlı bir şekilde kurtulması lazım. Kutuplaşmayı bize halk değil, aydın dediğimiz kesimler aşıladı. Vekiller kavga ederken, başkanlar kavga ederken, toplumun vitrini olanlar kavga ederken, çocuklara ve gençlere şunu yapma dememiz çok zor.  Bu kentin aydını dediğimiz, eşrafı dediğimiz, kanaat önderi dediğimiz kişilerin daha birleştirici olması gerekiyor. Van’ın kutuplaştırmayan, birleştirici rol modellere, kirlenen zihinlerin arındırılmaya ihtiyacı var.

DEREYİ ARAMIZDAN ÇIKARMADAN SORUNLARIMIZ ÇÖZÜLMEZ
Yıllar önce Van’da görev yaptım, o dönemde aşiret vurgusu bu günkü kadar güçlü değildi. Bugün herkes aşiret vurgusuna çok önem veriyor. Bu da bölgede ciddi sıkıntılar yaşanmasına neden oluyor. Bu sıkıntıları aşmamız için gelin bu duvarı yıkalım.  

Size bir hatıramı anlatmak istiyorum. 1990 yılında Rize İkizdere’de görev yaptım, orada ilçenin ortasından geçen bir dere vardı. Şehir derenin iki tarafına kurulmuş ve derenin her iki taraf bir biri ile akraba. Derenin iki tarafında da “Derenin karşı tarafındaki bir adaya kardeşi bile olsa oy verirse ona en adi adamsın" derler. “Sen nasıl derenin diğer tarafına oy verdin” diye dışlarlar. 5 yıl boyunca kimse taziyesine gitmez, düğünlere çağırılmaz, dışlanır. 

Bunu gelip doğuda anlatsan, “ne kadar geri kalmışlar, ne kadar cahil kalmışlar, bunlar denir mi?” derler. Onların dediği ile buradaki aşiretler arasında ne fark var? İkizdere’de arada bulunan dereyi görüyoruz, ama burada aşiretlerin arasındaki kendi deremizi görmüyoruz. 

Aşiretine bakmadan niteliği ve başarısına göre belediye başkan adayı belirlense. Biz de oyumuzu Graviyan, Ezdinan, Gevdan, Alan, Jirki, Mamhuran, Şidan, Mehmet Piran, Haviştan, Halilan, Gevaş Beyleri, Görentaşlılar, Brukiler, Kürhesünniler, Milan, Özvanlı, Haniler, Bekiran, Şemsikan, Arvasiler, Menzik, Celali ve Pinayanişi aşireti ayırımı yapmadan, “bu aday bu işi bilir ben de oyumu ona veririm” dediğimiz gün, sorunlarımız çözülmüş demektir.

Burada hala “bizim aşiretin adamı aday oldu, oy vermesen dinden çıkarsın” muamelesi yapıyoruz. Dereyi aramızdan çıkarmadığımız sürece sorun yaşamaya devam edeceğiz.

KİTABIMIZ VE COĞRAFYAMIZ BİZİ KARDEŞ YAPMIŞ
Geçtiğimiz günlerde İran’a gittik, namaz kılmak için camiye girdim, gittiğimiz yerde secde yerine Kerbela taşı bırakıyorlar. Biri geldi Sünni olduğum için önümde ki taşı aldı. “Kerbela yalnız sizin mi, bizimdir de, ver taşımı” dedim. Adam şok oldu ama çok hoşuna gitti. İslam bölgesi hem Sünnilerin, hem Şialarındır, hem Kürtlerin, hem Türklerin, hem de Ermenilerin. Coğrafya bizi kardeş yapmış, hele inançlı isek kitabımız da bizi kardeş yapmış. Ne kitabımıza uyuyoruz, ne de coğrafyamıza uyuyoruz, sadece çıkarlarımıza göre yürüyoruz.

TOPLUMSAL DEĞİŞİM KADINLARIN ELİNDE
Kadınlar toplumda önemli bir yere sahiptir. Kadın annedir, eştir, kardeştir. Okul aile birliğinde bayanın sayısı arttığında, erkeğin sayısı azalıyor. Allah kadınların sayısını bu anlamda arttırsın ve erkeklerin sayısını da azaltsın. 

Van Muradiye Açıkyol Köyü’nde bir kadın merkezi kurmuştum,  çeşitli kesimlerin desteği ile sayımız arttı 700 kişilik bir gurup oldu. 

Ben o kursa gelen kızlara, “Bu kursa geldiğiniz için eğitiminizin önü açık, babanızın ve abinizin sizin bu kursa gelmenize karşı çıkmaması için, daha önce evi bir defa süpürüyorsanız iki defa süpürün. Babanızın gömleğinin haftada bir ütülüyorsanız, her gün ütüleyin ki, babanız sizdeki değişimi olumlu görsün, olumsuz görürlerse yolunuzu keser” diyordum. 

Bir gün bir kızımız ağlaya ağlaya kadın yaşam merkezine kadar gelmiş, içeri girince de daha şiddetli ağlamaya devam etmiş. Babası da birkaç dakika sonra peşinden gelmiş. Yönetimle “Allah belanızı versin, kızımı yoldan çıkardınız” diye kavga ediyor. Sebebi ise, dokuz yaşındaki kardeşi okuldan geliyor ablası yemeğini hazırlıyor, suyunu falan bırakıyor, odasına çekilip açık öğretim sınavlarına hazırlanıyor. Kardeşi sesleniyor “abla su” diye, kızımız da “su önünde bardak önünde onu da kendin koy” deyince, baba “sen o kursa gittin dilin uzadı” diye, küçük çocuğa sopa veriyor ve ablasına vurmaya başlıyor. Babası 19 yaşındaki ablayı, 9 yaşındaki kardeşine dövdürtüyor.

Öğretmenlerden de cesaret alan kız bir yandan ağlıyor diğer taraftan da arkasından gelen babasına konuşuyor, “Baba ne dedin de yapmadım, bende senin evladın değimliyim, sen beni dokuz yaşındaki çocuğa nasıl dövdürürsün?” diyerek kız ağlamaya devam ediyor, bir süre sonra baba da ağlamaya başlıyor ve bir birlerine sarılıyorlar. O zaman açık öğretim lise sınavları sadece il merkezinde yapılıyor, biz de minibüs tutuyoruz, kumanyaları hazırlıyoruz, kızları sınava gönderiyoruz. O baba koşa koşa gelmiş ve “ne olur minibüsü bekletin kızım gelecek” diye. O kızın gözyaşları babayı bile yola getirdi. 

Olumsuzluklarımız var, onları sabırla aşacağız. Toplumu düzelten kadındır, toplumsal değişimi kadınlar sağlayabilir, yuvayı kuran kadındır, aileyi yapan kadındır, evi toparlayan, düzenleyen kadındır.

BİZİ DEĞERLİ KILAN KONUMUMUZ DEĞİL İNSANLIĞIMIZ
Van’da doktor eksiliği var, ama gelen doktoru burada birlikte tutacağız. Hastane yönetimi bir gün de hastane temizliği yapan insanları toplayıp onlarla bir sohbet etse, güvenlik çalışanları ile toplanıp onlarla sohbet etse, hep üst kesimlerle sohbet olduğu için, işlerde elbette aksama olacak. 

Meslek hayatımda en çok haz aldığım işlerden birini geçtiğimiz Ramazan ayında yaşadım. Bizim evde çalışanlar var, onların eşleri ve çocuklarını davet ettik. Çalışanlardan biri “25 yıldır ben valilikte bahçıvan olarak çalışıyorum, 25 yıldır ben bu evde hizmet ediyorum ve ilk kez bu evde yemek yiyorum” dedi. 

Biz bu maneviyatın farkında değiliz. Hep yukarıya bakan bir toplumuz. Astımızı unutur, hep üstlerimize bakarız. Bu yüzden de tolum değişmiyor. Bu ne kadar çağın gerisinde olduğumuzun, aslında en bariz örneğidir. 

Empati kısmı bizde çok eksik, bu yüzden okulumuzu, sınıfımızı temizleyen kişiyi öğrencilerimiz tanımıyor. Öğretmen sınavda “sınıfı temizleyen ablanın adı nedir” sorusunu sordu, çocukların çoğu bu soruyu cevaplandıramadı. Hiç kimse tanımıyor, ancak her gün o sınıfı, o çocuk için temizleyen, hazır hale getiren, kişinin ismini bilmek gerekir. Valinin, Mili Eğitim Müdürünün, öğretmenin ismini öğretiyoruz çocuklarımıza, ama kalorifercinin ismini öğretmemişiz. Bizim için onların bir değeri yok, bir hükmü yok, yukarının hükmü önemli. Bu yaklaşımımız bizi değiştirip geliştirmiyor, bunu terk etmeliyiz.

Eve misafir gelir 3-5 yaşında ki çocuğumuza “teyzenin, amcanın elini öp” diyoruz ve bunu da kültür adına yapıyoruz. Misafire “Amcası Ayşe’yi bir sev, teyzesi Aliyi bir okşa” demiyoruz ve baskıyı çocuklara kuruyoruz. Bu kültürü terk etmeden bir yere varamayız.

SEÇİMLE GELMEDİM, POLİTİK BİR YANIM YOK
Geçtiğimiz günlerde S.B.Ü. Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni ve kavşak yapımını incelemek üzere bir ziyaretimiz oldu. Yanıma bir bayan yaklaştı, “randevu almaya çalışıyorum ama  alamıyorum” dedi.  “Buyurun konu iş değilse başım gözüm üstüne” dedim. Çocuğuyla ilgili konuştu, mesele yine işe bağlandı. Bende “abla benim işe alma durumum yok” dedim. Abla bana "oyum haram olsun" dedi.  Bende “abla sen bana oy vermedin, senin oy verdiğin parti kaybetti, o kazanmadı, ben o değilim” dedim. 

Van Büyükşehir Belediyesi’ni herhangi bir siyasi parti adına değil, devlet adına yönetiyorum. Çünkü bana bu görevi sandıkta seçmen değil, devlet verdi. O nedenle politik bir yanım yok, devlet adına Van’a ve Vanlıya hizmet ediyorum. 

KEŞKE İŞLER KAYYUM ATANACAK DURUMA GELMESEYDİ
Keşke, kayyum ihtiyacı olmasaydı. Keşke Van Büyükşehir Belediyesi’nde işler kayyum atanacak dereceye gelmeseydi.  Netice de bu ilin Valisi olduğum için bu görevi de bana verdiler. Yani politik hiçbir tarafım yok. Bana gelen taleplerin yüzde 99’u bireysel konularla ilgili, biz ise topluma hizmet etmeye çalışıyoruz. Bireysel talepler ile toplumsal konuların arasında sıkışıp kalıyoruz, işimiz gerçekten çok zor. 

KAYYUM ATAYINCA PARA AKMIYOR 
Kayyum atanınca memlekete para akıyor algısı var, oysa kayyum atanınca memlekete ekstra para gelmiyor. HDP döneminde ne geliyorsa aynı bütçe geliyor. Bir şey istemek çok kolay, millet soruyor “bunu yapar mısın, şunu yapar mısın” diye. Bütçemiz yapmak için yeterli değilse, neyle yapacağız?  

VAN’IN SOKAK VE CADDELERİ TEMİZLENİYOR
Büyükşehir olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz, kaldırım, yol ve parklarla ilgili seyyar denetimlerimiz sürüyor. Biz hem büyükşehiriz hem de turizm kentiyiz. Sokaklarımızı insanlarımızın gezebileceği hale getirmemiz lazım. Kentin sanayisi yok, petrolü yok, şuan ekonomimizi en çok canlı kılan ise turizmdir. Biz kentin daha temiz olması ve gezilebilmesi konusunda çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmalarımıza kararlı ve başarılı bir şekilde de devam edeceğiz. 

Van’da semavercilerle mücadele ederken her kesimden ciddi destek aldık. Çalışmalarımız Ramazan ayında başladı. İlk başta karşı çıkanlar oldu, “bu HDP’li karışmayın etmeyin” diyen oldu ve bu da aşıldı. Adam “tamam ben HDP’ye oy verdim ama bunu doğru bulmuyorum” dedi. Bu konuda kamuoyundan destek bekliyoruz, amacımız esnafa, milletimize ceza kesmek değil. Anlayışlı bir şekilde kentimizi daha temiz ve daha düzenli tutalım. Toplumsal bir hassasiyetin oluşması lazım ki, yetkilileri de harekete geçirsin.

ÜNİVERSİTENİN ULAŞIM SORUNUNU ÇÖZECEĞİZ
Üniversite ile ilgili ulaşım sorununu çözme noktasında çalışmalarımız sürüyor. Sabah ve akşam seferlerini çoğalttık. Burada denetimleri de arttıracağız, ciddi bir yığılma var. Elimizde bulunan iki otobüsü de tahsis ettik. Ulaşım ile ilgili sıkıntıları çözmek için çalışmalarımız var, yakında açıklayacağız. 

HENÜZ BELİRLENEN BİR STAD YERİ YOK
Herkes bu kentte yeni bir stattan söz ediyor. Belediye'de ve Gençlik Spor'da, bu stat nerede olmalıdır, nerede yapılmalıdır, bununla ilgili hiçbir bilimsel çalışma yok. Kente sorarsan, sanki yarın stat yapılacak. Biri diyor “hastanenin karşısında”, biri diyor “hastanenin yanında”, bu şekilde olmaz. Kentin 50 yıl sonrası planlanır ve bunun çalışması yapılır.

Van’da gördüm ki bir şeylerin hayali yeni yeni kurulurken, kent onu satın alıyor. Bazen öyle şeyler duyuyorum ki,  ben bile şaşırıyorum. 

VAN’IN BİR ÇOK SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ ÇEVRE YOLUNA BAĞLI
Şuan Van’da çözülmesi gereken en önemli şey çevre yoludur. İlçe terminali olması gereken yer şu an Van Otogarı görevini görüyor. Çevre yolu konusu çözülmedikçe bunu da masaya yatıramıyorsun.  Sebze hali projesi yapılmış durumda, ama onu da yapabilmem için çevre yolu gerekli. 

VAN GÖLÜ’NÜN HDP’LİSİ AK PARTİ’LİSİ OLMAZ
Şuan bu kentin atığının yüzde 75’i Van gölüne akıyor, Dolayısıyla Van gölü ölüyor.  HDP döneminde, biyolojik arıtma tesisi inşaatının kredi konusu sıkıntı oldu, ben aradım, “Van gölünün HDP’lisi Ak Partilisi yok. Bu HDP olsa ne olur? Bunun kredisini verin” dedim. “Van gölünü temizleyelim” diyorlar, ne temizlemesi, Van gölünü biz kirletiyoruz, önce kirletmeye son verirsin, sonra temizlemeye başlarsın. 

TEZ ELDEN KATI ATIK BERTARAF TESİSİ BİTMELİ
Geçtiğimiz günlerde onay çıktı, müteahhit ile görüştük, inşallah tez elden katı atık bertaraf tesisinin bitmesi lazım.  Herkesin bu konuda bizi sıkıştırması lazım. Her toplantımızda hangi aşamada olduğu sorulması lazım. Katı atık ve biyolojik arıtma tesislerinin yapılacağı güne kadar dünyayı bize dar etmelisiniz. 

300 TEKNE YAĞINI VAN GÖLÜNE BOŞALTIYOR
Van’da 300 tekne var, hepsinin yağı Van Gölü’ne boşalıyor. Bugüne kadar binlerce litre yağ Van Gölü’ne boşaltıldığı ve kentte kimse bunun farkında dahi değil. Belediye de, aktivistler de farkında değil.  Geçtiğimiz günlerde Kocaeli Belediye Başkanı’na “ne olur sizden para istemiyorum, biri gelsin, bu yağ nedir, nasıl toplanır bize öğretsin” dedim. 

VAN GÖLÜNE KORUMA KANUNU OLMADAN DA SAHİP ÇIKMALIYIZ
Van gölü için kimse ne yağla ilgilenmiş, ne katı atık tesisi ile ilgilenmiş. Herkes sinek ilacı ile uğraşmış, çünkü ilaç alımı ile oluşan bir rant var. Van gölünü koruma kanunu çıkmadan da korumamız ve sahip çıkmamız gerekiyor. Biyolojik arıtma tesisimiz tamamlandığında, katı atık tesisimiz yapıldığında, tekneler yağlarını göle boşaltmadığında gölü kirletmemiş oluruz. Sıra gelir kirlenen bölümlerin temizlenmesine.

Tüm katılımcılara özel ilgi gösteren ve tek tek sohbet eden Van Valisi Mehmet Emin Bilmez ’in, samimi bir havada gerçekleşmesini sağladığı program, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
 

Kaynak: Van Postası Gazetesi

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner270

banner241

banner247

banner140

banner255

banner141

izmir escort escort izmir porno izle anne porno porno youtube magazin
escort bayan bayan escort izmir escort porno indir türk porno anal porno