banner279

Vahyi Taşıma Misyonunda Kimlik Bunalımı Sendromu

Sevtap Mendi

Vahyi Taşıma Misyonunda Kimlik Bunalımı Sendromu
 Bütün varlığı yaratan Allah, hem iradesiz varlıklarla, hem de insan gibi iradeli varlıklarla ilişkisinde ‘’vahyetme’’ eylemiyle irtibat kurmaktadır.

 

Allah’ın iradesiz varlıklara vahyetmesi; her varlığın kendi potansiyelini gerçekleştirebilecek bir donanımla programlanması demektir. Kur’an’da Allah’ın bal arısına (nahl:68) ve her göğe ona ait emri vahyetmesi (fussilet:11-12) bu minvalde anlaşılması gereken ayetlerdendir.

 

Bir de sevgili peygamberimiz gibi kendi halinde bir insanı devrimci, mücadeleci bir ruhla toplum içinde aktive eden bir vahiy çeşidi vardır ki, bu vahiy bütün peygamberlerin risalet görevini üstlendikleri toplumsal ıslaha yönelik vahiydir.

 

Allah önce diğer insan türleri arasından homo sapiens (düşünebilen insan) olan Adem’i, Ademoğulları arasından peygamberleri ve dünya toplumları içinden peygamberler gönderilen milletleri seçerek vahyi taşıma misyonu ile görevlendirmiştir.

 

Toplumu kurucu dinamik ilkelerin toplumsal hayatta ikame edilmesi için Allah insanoğluyla vahiy aracılığıyla konuşmuştur. Kalıcı değerlere ait evrensel mesajlar, Allah’ın insanlık tarihine insanla birlikte müdahale etmesi için gönderilmiştir. Allah böylelikle kendi iradesine insan eylemlerini dahil ederek, insana önce yeryüzünde cenneti inşa edebilmeyi öğretmek istemiştir.

 

Geçmişte İsrail oğullarının dünya toplumları arasından seçilmeleri ve kendi içlerinden peygamberler gönderilmesi Kur’an’da onlara sunulan bir nimet olarak hatırlatılmaktadır. Fakat İsrail oğulları bu nimetin kıymetini bilememişler, bu seçilmişlik sebebiyle kendilerini üstün ve ayrıcalıklı görme hatasına düşmüşlerdir. Vahyin evrensel ahlaki değerlerine yönelmek yerine hakkı batılla karıştırarak, dünyevi çıkarlarını önceleyerek, üstün ırk kimliğini, Müslüman kimliğiyle değiştirmişlerdir.

 

Diğer peygamberler gibi son peygamber olarak gönderilen Hz. Muhammet de inançlarına şirk bulaştırmış ve ahlaksızlığa gömülmüş bir toplumda vahyin yol göstericiliği ile mücadele vermiştir. Vahiy almadan önce zaten muhteşem bir ahlaka sahip olan peygamberimiz vahyin inişiyle başkalarının da dürüst ve ahlaklı olduğu bir toplumsal sistem kurabilmek için çaba sarf etmiştir. Bu mücadele peygamberimizin vefatından sonra Kur’an’ı ellerinden bulunduran Müslümanlara devredilmiştir. Fakat tıpkı İsrail oğulları gibi Müslümanlar da bu kutlu mücadeleye sahip çıkamamışlardır.

 

Müslümanlar, kardeşini kıskanan ve katleden kabil gibi, saltanatıyla övünen ve zulmeden firavun gibi, zenginliğini kendi çabasının sonucu bilerek kibirlenen Karun gibi, söylemleriyle eylemleri bir olmayan münafıklar gibi davranışlar sergileyerek içinden çıkılmaz bir kimlik bunalımına sürüklenmişlerdir.

 

Kimlik bunalımı psikolojide bireyin ben kimim sorusuna cevap veremediği, kimliğini tanımlamakta ve hayatını hangi ilkeler üzerine kurması gerektiğine dair içsel çatışmalar yaşadığı durumlarda ortaya çıkmaktadır.

 

Müslümanların şahsiyetlerinin bozulmasına dayanan kimlik bunalımlarının neticesinde, dünyaya kötülüklerin hakim olmasının faturası Allah’a çıkarılmakta, çarpık bir kader anlayışıyla Müslümanlar kendilerini kandırmaktadırlar. Dünyadaki kötülük problemi Allah’tan değil insandan, vahyin misyonunu taşıması gereken biz Müslümanlardan kaynaklanmaktadır.

 

Müslümanlar eğer vahyin değerlerini hayata taşıma noktasında görevlerini yerine getirebilselerdi, örnek bir toplumun nasıl olabileceğini dünyaya gösterebilirlerdi. Herkesi eleştirip, kimseyi beğenmeyip, oturduğu yerden elini taşın altına koymadan, dikenli yollarda yürümeye çalışanlara dil uzatıp her şeyin güllük gülistanlık olmasını bekleyenlerin şikayet etmeye de hakları yoktur.

 

Ali Şeriati’nin, ‘’sizi rahatsız etmeye geldim’’ sloganında belirttiği gibi, atıl kalan vicdanlarımız harekete geçmedikçe Müslüman olmanın sorumluluklarını yerine getirmemiz mümkün olmayacaktır.

 

İğneyi kendimize, çuvaldızını başkalarına batıralım. Bir iç hesaplaşma yapmadıkça, kendi kimliklerimizi sorgulamadıkça, nüfus cüzdanı pasif Müslümanlıklarımızın ne bu dünyamıza ne de ahiretimize hiçbir faydası olmayacaktır.

 

Diğer insanlara sahici erdemlerle donanmayı öğütlerken sıra size gelince terk mi ediyorsunuz; üstelik Kitabı da tilavet edip dururken? Siz hiç kafanızı çalıştırmayacak mısınız? Bakara/2:44


HİLAL HABER

Güncelleme Tarihi: 04 Nisan 2018, 09:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner141

banner140

banner280