banner279

UYDURMA HADİSLER

Mustafa AKMAN

UYDURMA HADİSLER
UYDURMA HADİSLER
 
Peygamber'in (s) sağlığında, O'nun adını kullanarak yalan haber üretilmesi gayet zordu. Çünkü Peygamber'e, arkadaşlarının yalan söz isnat etmesi düşünülemezdi. O'na inanmayanların ya da münafıkların ise O'nun ağzından yalan söz yaymaları, akamete uğrayan ufak tefek çabaların da gösterdiği gibi kalıcı olması mümkün değildi. Zira kendisinin böyle bir yalanı tespit edip arkadaşlarını uyarması ya da arkadaşlarının O'na te'yidi gayet kolaydı. O yüzden uydurma hadis problemi Peygamber'in (s) ölümünden sonra ortaya çıktı denilse yanlış olmayacaktır.
O'nun ölümünden kısa bir süre sonra, İslam toplumunda bazı karışıklıklar oldu. Başta siyasî nedenlerle Peygamber'in (s) arkadaşlarının da içinde yer aldığı iç çekişmeler başladı. Bir ayaklanma hareketi sonunda üçüncü halife Osman (575–35/656)(r) öldürüldü. Onun yerine yönetime geçen Ali (600–40/661)(r), bazılarınca Osman'ın (r) ölümünden sorumlu tutuldu. Böylece, cahiliye döneminden beri süregelen, ancak Peygamber'in (s) sağlığında küllenen Kureyş kabilesinin Emevî ve Haşimî kolları arasındaki cahilî mücadele yeniden canlanmış oldu. Ayrıca ilk asrın ortalarına doğru başlayan bu çatışmaların yol açtığı bazı fikrî ayrılıklar da hadis uydurma faaliyetini körüklemişti.
Siyasî ve sosyal nedenlerle başlayan bu iç çatışmalara karışan bazı taraftarlar, kendi haklılıklarını kanıtlamak adına Peygamber'i devreye soktular. Örneğin Ali (r) taraftarlarından bazı kimseler, onu ve soyunu öven ve yönetimin onların hakkı olduğunu ifade eden hadisler uydurdular. Buna karşılık Emevî taraftarları da Ali'nin (r) siyasî rakibi olan Muaviye b. Ebi Süfyan'ı (602–60/680) öven hadisler ürettiler. Her iki taraftan bazı kimseler birbirlerini kötülemek amacıyla da hadis uydurdular. Sözgelimi; Ali benim vasim, kardeşim ve benden sonraki halifemdir. Onu dinleyin ve itaat edin, rivayeti uydurma bir hadistir. Çünkü bilindiği gibi Peygamber (s) kendisinden sonra yerine kimseyi önermemiştir. Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır, sözü de Ali'yi övmek için uydurulmuştur. Daha aşırı gidenler, Peygamber'e, ‘Ali insanların en hayırlısıdır, bunu reddedenler kâfirdir’ sözünü nispet etmişlerdir. Diğer taraftan, Muaviye'nin Peygamber'den hemen sonra yönetici olacağı, onun, Allah katında güvenilir kimselerden olduğu, onu sevmenin farz olduğu ve cennetlik olduğunu belirten uydurma rivayetler de vardır. Bu rivayetlerin aksine onun cehennemlik olduğu, Müslüman olarak ölmeyeceği, Peygamber'in (s) minberi üzerinde görülürse öldürülmesi gerektiği gibi birbiriyle çelişik rivayetler hep siyasî amaçla uydurulmuştur.
Hadis uydurma nedenlerinin en önemlilerinden biri de insanları dinin buyruklarını yerine getirmeye teşvik ederek onların daha dindar olmalarını sağlama gayreti olmuştur. Toplumu iyiliğe teşvik ve kötülükten sakındırma amacıyla ilk devirlerde, özellikle vaizler ve hikâye anlatıcıları (Kussas) tarafından üretilip halka aktarılan bu rivayetlerin bir kısmı, iyi davranış içinde olanları aşırı övüp, onlara abartılı mükâfatlar vaat ederken, bir kısmı da kötü davranış sahiplerini bekleyen ağır cezaları tasvir etmektedir. Terğip (iyiliğe teşvik etmek) ve terhib (kötülükten sakındırmak) amacıyla uydurulan bu hadislerden bir kısmı, bazı âlimlerin bu konuda yumuşak tavır takınmalarıyla oldukça yaygınlaşmıştır. Örneğin; amellerin faziletleri konusunda, zayıf hadislerle amel edilebileceğini savunan bazı hadisçiler, böylesi rivayetlerin yaygınlaşmasını kolaylaştırmışlardır. Ayrıca insanları nafile ibadete ve Kur'an okumaya yöneltmek için uydurulan hadisler de vardır. Bunlar için öngörülen mükâfatlar oldukça abartılıdır.
Bu tür uydurma haberleri iyi niyetle, hatta Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla ürettiklerini söyleyen bazı kimseler bulunsa da Peygamber'e bile bile yalan söz isnat etmek büyük bir hatadır. İslam dininin kurallarını insanlara anlatmak için ilave açıklamalar ve yorumlar yapmak her zaman mümkünken bunu yeterli görmeyip anlatılanların etkisini arttırmak için Peygamber'i devreye sokarak O'nun adına hadisler uydurmak, hangi amaçla olursa olsun, asla doğru olamaz.
Örneğin daha dindar olunacağı düşüncesiyle dünyadan el etek çekmeyi tavsiye eden bazı rivayetler bu türdendir: Dünya bir leştir, onu isteyenler köpeklerdir. Allah'ın zikri dışında, dünya ve içindekiler melundur, rivayetleri Peygamber'e dayandırılan uydurma haberlerdendir.
Bazı kendini bilmezlerce birçok kötülüğün kaynağı olarak gösterilen kadınlar hakkında da bir hayli hadis uydurulmuştur. Örneğin onların dinen ve aklen eksik varlıklar oldukları, cennete girebilmelerinin şartının kocalarını razı etmek olduğu gibi rivayetler bunlardan bazılarıdır.
Hadis uydurma nedenlerinden biri de insanların kendi soylarını, kavimlerini, dillerini, yaşadıkları belde ve ülkelerini övmek ya da başka soyları, ulusları, dilleri ve şehirleri yerip küçümseme amacıdır. İslam tarihinde bu niyetle çok sayıda hadis uydurulmuş ve bunların Kur'an'ın ilkelerine, Peygamber'in (s) sünnetine uyup uymadığı pek önemsenmemiştir.
Kur'an, iman ve ahlakî fazilet dışında hiçbir üstünlük ölçüsü kabul etmediği halde, bazı ırklar, toplumlar ve diller alabildiğince övülmüş ya da yerilmiştir. Mesela, Peygamber'in (s) Arap, Kur'an-ı Kerim'in ve cennet dilinin Arapça olması sebebiyle Arapların sevilmesi gerektiğini bildiren rivayet uydurmadır. Bunun gibi, başta Türkler ve İranlılar olmak üzere diğer ırkları öven ya da yeren hadisler de uydurmadır. Bir uydurma habere göre, Allah'ın en sevmediği dil Farsçadır. Bu tür uydurma hadisler arasında birçok şehri öven ya da yeren rivayetler de vardır. Örneğin; Mekke, Medine, Kudüs, Yemen, Şam, Horasan gibi şehirler övülmekte, Kostantiniyye, Antakya ve San'a gibi şehirler yerilmektedir. Bir uydurma habere göre Peygamber; Medine'de ölmeye imkânı olan orada ölsün. Çünkü ben orada ölene şefaatçı ve şahit olurum, demektedir.
İslam dininin gelişmesinden rahatsız olan farklı din ve kültürlere mensup bazı kimseler de, İslam tarihinin ta ilk dönemlerinde hadis uydurmuşlardır. Bunların amacı, İslam dinini ve onun Peygamber'ini (s), yeni Müslüman olanlara ya da olacaklara yanlış tanıtmak, dinin ilke ve kuralları hakkında insanları şüpheye düşürmekti.
Uydurma hadisleri doğuran sebeplerden birisi de, insanlık kültür ve tecrübesinin birikimi olan bazı hikmetli deyişler, atasözü ve vecizelerin Peygamber'e isnat edilerek nakledilmesidir. Bunlar, ya böyle sözleri ancak Muhammed aleyhisselam gibi bir Peygamber'in söyleyebileceği inancıyla veya bu sözlerin etkilerini artırmak amacıyla ya da bilmeyerek Peygamber'e (s) isnat edilmiştir. Örneğin; hadis olarak nakledilen, Kendini bilen Rabb'ini bilir, rivayeti Peygamber'e dayandırılmış hikmetli bir sözdür.
Geçmiş din ve kültürlerden aktarılan bazı olaylar ve hikâyeler de başına bir isnat eklenerek Peygamber'e atfedilmiştir. Bu kabilden Tevrat ve İncil'de yer alan bazı kıssalar, muhtemelen Yahudilik veya Hıristiyanlıktan İslam'a geçen ravilerin anlatımıyla, İslam kültürüne girmiş ve hadis olarak kaynaklara geçmiştir. İsrailiyat ve mesihiyat olarak bilinen bu tür haberlerin birçok örneği hadis kitaplarında mevcuttur.
Elbette bunları bizzat Peygamber'in (s) söylemiş olması da mümkündür. Ancak kutsal kitapları okuyup incelememiş olan Muhammed aleyhisselam'ın bu haberleri ancak sözlü kültürde mevcut olan bilgilerden aktarmış olması gerekir ya da daha kuvvetli bir ihtimalle, o kitapları okumuş kişiler bu haberleri İslam kültürüne mal etmişlerdir.
İslam tarihinin ilk asrında cereyan eden siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeleri tasvir eden, yorumlayan ve sebeplerini açıklamaya çalışan bazı sahabe ve tabiilerin bu açıklamalarının sonraki nesiller tarafından Peygamber'e dayandırıldığı görülmektedir. Bu olaylardan bir kısmı kıyamet alameti gibi kabul edilmiş, bir kısmının gerçekleşeceği ise Peygamber (s) tarafından önceden bildirilmiş olduğu var sayılmıştır. Örneğin Peygamber'in (s), daha sonra ortaya çıkacak siyasî çatışmalardan haber verdiği, Hüseyin'in (4/626–61/680)(r) şehit edileceğini söylediği, İstanbul'un fethini müjdelediği gibi rivayetler çeşitli nedenlerle ona atfedilen sözlerdir.
Hadis uyduranlardan bir kısmı bu fecaatlerini sonradan itiraf etmişlerdir. Bunlardan birisine, Kâbe'yi tavaf esnasında, ağlar vaziyette rastlayan hadis bilgini İbn Ebi Şeybe (159/776–235/849), ağlama sebebini sorunca yaşlı adam, Resulullah'a karşı yalan söyleyerek 50 hadis uydurdum, onları halk arasında yaydım, şimdi ben ne yapacağım! demiştir. İtirafçılardan bazıları halkı iyiliğe teşvik ve kötülükten sakındırma amacıyla yani Allah rızası için hadis uydurduklarını söyleyerek yaptıklarıyla övünmüşlerdir. Örneğin, Abdurrahman b. Mehdi (135/752–198/813), Meysere b. Abdirabbih'e, bir kimse Kur'an'dan şunu okursa bu kadar sevap, bunu okursa şu kadar sevap alır, hadislerini nereden naklediyorsun? diye sorunca, insanları bu konuya teşvik etmek için uydurdum, demiştir. İslam dinine düşmanlıkları sebebiyle hadis uyduran bazı kimseler de, yakalanıp sorguya çekildikleri zaman yaptıklarını itiraf etmişlerdir. Örneğin; bunlardan biri olan Abdülkerim b. Ebi'l-Arca, yakalanıp cezalandırılacağı zaman, ben dininizde helâlı haram, haramı helal gösteren dört bin hadis uydurdum, demiştir.
Ne kadar güvenilir ve meşhur olursa olsun mevcut hadis kitaplarındaki bütün hadislerin sahih olduğunu iddia etmek olası değildir. Öte yandan dördüncü hicrî asır geçtiği halde bu kitaplara girmemiş, muttasıl bir senedi bulunmayan ve daha çok va'z, tefsir, siyer, tarih ve tasavvuf kitaplarında yer alan rivayetlerin hemen tamamı uydurma olarak kabul edilmiştir. O nedenle, bu kitaplardan faydalanırken dikkatli olmak, hadis olarak nakledilen her rivayetin Peygamber'e ait olmayabileceğini düşünmek gerektir.
Kur'an'a aykırı unsurlar içeren bir rivayetin uydurma olduğu kesindir. Zira Peygamber (s) insanlara tebliğ ettiği ilahî mesaja aykırı bir beyanda bulunamaz. Misal olarak; zinadan doğan çocuk cennete giremez, rivayeti, kimse kimsenin günahını üstlenmez, (İsra 15/15) ayetiyle çeliştiği için uydurmadır.
Keza, kim yöneticisinde hoşlanmadığı bir şey görürse sabretsin. Çünkü sultana itaatten bir karış ayrılan cahiliye ölümü üzere ölmüş olur, rivayeti de Kur'an'ın birçok yerinde geçen iyiliği tavsiye kötülükten sakındırma, hakkı tavsiye, iyilikte yarışma prensiplerine aykırıdır. Bu rivayet muhtemelen, zalim sultanlara itaati sağlamak amacıyla üretilmiştir.
Sünnetle kastedilen şey, Peygamber'in (s), bizzat yaşadığı hayatı, davranış ve uygulamalarıdır. Eğer rivayet edilen bir hadis, O'nun yaşantı ve yapıp ettikleriyle çelişiyorsa o hadisin uydurma olduğu anlaşılır.
Sözgelimi; Peygamber'in (s) 10 yaşına geldikleri halde namaz kılmayan çocukların dövülmesini istediği şeklindeki rivayet böyledir. Çünkü Peygamber (s) kendi sağlığında hiçbir çocuğa bu şekilde davranmamış, aksine onlara sert ve şefkatsiz davrananları kınamış ve uyarmıştır. Dolayısıyla O'nun kendi uygulamasına aykırı bir tavsiyede bulunması düşünülemez.
Hadis bilginleri, Peygamber'e atfedilen, şu tarihte şunlar olacak, şeklinde geleceğe yönelik rivayetlerin uydurma olduğunu belirtmişlerdir. Hadis kitaplarında gelecekle ilgili pek çok haber yer almaktadır. Bunlardan, Peygamber (s) sonrası ortaya çıkan somut gelişmelere işaret edenlerin Peygamber'e ait olmadığı anlaşılmaktadır. Örneğin; bazı rivayetlerde, Cemel ve Sıffin olaylarına, Ali ve Hüseyin'in (r) şehit edilmelerine, Emevî yöneticilerine, I. hicrî asırda meydana gelen diğer siyasî, sosyal ve kültürel gelişmelere açıkça atıflar vardır. Peygamber'in (s) kendi ölümünden sonra ortaya çıkan bu gelişmeler hakkında bilgi vermesi beşerî ölçüler içerisinde mümkün gözükmediği gibi, peygamberlik misyonuna da uygun değildir. Yine hilafet benden sonra 30 senedir; sonrası melikliktir, anlamındaki rivayetler bu kabilden olsa gerektir. 
Öte yandan bir din ancak ana kaynakları aracılığıyla doğru şekilde öğrenilip anlaşılabilir. İslam dini açısından asıl kaynak Kur'an’dır. Peygamber'in (s) sünneti ise onun yaşama geçirilmesinde olmazsa olmazıdır. Kur'an-ı Kerim, Peygamber'in (s) sağlığında titiz bir şekilde korunup sonraki nesillere bu titizlikle aktarıldığı için, kötü niyetli kimseler tarafından bozulmaktan korunmuştur. Ancak, bilahare hatalı bir şekilde sünnetin bizzat kendisi olarak algılanmış hadisler ise önce büyük ölçüde sözlü, sonra yazılı olarak bir asırlık süreçte toplanıp kitaplara alınmaya başlandığı için çeşitli müdahalelere maruz kalmış ve Peygamber'e ait olmayan birçok söz ve uygulama, değişik yollarla bu kaynaklara girmiştir. İslam dinini kendi amaçları için kullanmak isteyenler, Kur'an-ı Kerim'e müdahale edemeyecekleri için hadislere yönelmiş ve kendi çıkarlarına Peygamber'i alet etmekten çekinmemişlerdir.
Bu vesileyle daha yoğun olarak hicrî I. asır içinde görülen uydurma hadis faaliyetinin tehlikesi sahabe ve tabii neslinin âlimleri tarafından da fark edilmiş ve böylece II. asrın başlarından itibaren hadis ravilerinin durumu araştırılarak, yalan söyleyenler deşifre edilmeye çalışılmıştır.
Uydurma hadislerin İslam dini ve kültürüne verdiği en büyük zarar, dinle alakası olmayan hatta dine ters düşen şeylerin, cahil insanlarca dinden sayılması olmuştur. Örneğin, zühtle ilgili uydurulan pek çok rivayet, İslam dininin sanki dünyadan el etek çekerek yaşamayı öğütlediği, Peygamber'in (s) de böyle bir hayat sürdüğü anlayışına yol açmıştır. Bu manada Dünya sevgisi her türlü günahın başıdır. Dünya ahiret ehline, ahiret dünya ehline, her ikisi Allah dostlarına haramdır, türü rivayetler buna örnek verilebilir. Bu çeşit uydurma hadislerin etkisinde kalanlar ya mübah ve helal olan birçok dünya nimetini kendilerine haram etmişler ya da böyle bir dinî hayatı yaşamaktan ümit keserek dinin kurallarına boş vermişlerdir.
Siyasî amaçlı uydurulan rivayetler ise sanki Peygamber'in (s) kendisinden sonraki siyasî gelişmelerde taraf olduğu, zaman zaman bunlardan birini destekleyip diğerini kötülediği düşüncesini doğurmuştur. Böylece, ilk dönem İslam toplumunda ortaya çıkan farklı siyasî, sosyal ve dinî oluşumların hepsi kendilerine Peygamber'den bir dayanak icat ederek varlıklarını güçlendirerek sürdürmeye çalışmışlardır.
Bu bağlamda; siyasî mücadelede Ali'yi (r) destekleyenler, onun haklılığını toplumsal düzeyde savunmayı yeterli görmemişler, Peygamber'in (s) yanında yetişip O'nun damadı olmasını bir üstünlük kabul ederek bunu destekleyen hadisler uydurmuşlardır. Mesela; ehl-i beyt olarak kabul edilen, Ali, Fatma, oğulları Hasan ve Hüseyin ve bu nesilden gelenlerin (r) fazileti ile ilgili uydurma haberler bu türdendir. Buna karşılık Muaviye taraftarları da kendi haklılıklarını ispat için aynı yolu izlemişlerdir. Bu yüzden, sahabe, özellikle de siyasî mücadelede taraf olanlar hakkında kaynaklarımızda övücü ve/ya yerici çok sayıda asılsız rivayet yer almıştır.
Oysa bilindiği gibi İslamiyet, insanları ırk ve soya göre değerlendiren bir din değildir. Peygamber'in (s) soyundan olmak bir fazilet ölçüsü olmadığı gibi, Kur'an ve sünnet de soyla övünmeyi şiddetle yasaklamıştır. Günümüzde bile, Peygamber'in (s) soyundan olmayı bir ayrıcalık gibi görüp bunu maddî manevî nüfuz ve çıkar aracı olarak kullananlar vardır. Bunun bariz örneği seyyid (Arvas, Geylani, Gayda, İnan vs. aileler) – İhlâs Holding ilişkisinde kendini göstermektedir. Biri ötekini yüceltmekte, öteki berikinin bu yüceltme üzerinden sağladığı itibara paye vermekte ve böylece ikisi birlikte malı götürmektedirler. Allah'ın her kesimden salih kulları böylesi çarpık ilişkilerden beridir.
Nafile ibadetlerin, zikir ve tesbihatın önemini vurgulayarak bunlara abartılı mükâfatlar vadeden uydurma hadisler, müminlerin dinlerini yaşamalarını zorlaştırmıştır. İnsanları iyi şeylere teşvik edip kötülüklerden sakındırma konusunda, Kur'an ve sünnetin tesis ettiği kuralları sanki yetersiz gören bazı kimseler, aşırı vaat ya da tehditlerle insanları ya boş ümitlere veya korku ve ümitsizliğe sevk etmişlerdir.
Aşırı milliyetçilik duygusuyla uydurulan hadisler, çeşitli uluslar arasında nefret ve düşmanlığa yol açmıştır. Takva dışında hiçbir fazilet ölçüsü kabul etmeyen Kur'an'ın ve Arab'ın Arap olmayana takvadan başka bir üstünlüğü yoktur, diyen Muhammed aleyhisselam'ın öğretilerinin tersine, ırkçılığı körükleyecek rivayetler uydurulmuştur. Arapları, Türkleri, İranlıları, zencileri öven ya da yeren rivayetler bu türdendir.
Hadis uydurma faaliyetine ilk tepki o dönemde hayatta olan sahabeden gelmiştir. Örneğin; Ayşe (r), kendisine iletilen bazı rivayetleri düzelttiği gibi, aslı olmayan bazı haberleri de Kur'an, sünnet ve akıl kriterleri çerçevesinde reddetmiştir. Mesela; Ebu Hureyre'nin ‘namaz kılanın önünden geçen kadının o kişinin namazını bozacağı’ rivayetini, kendisinin, namaz kılan Peygamber'in (s) önünde yatmasını örnek vererek reddetmiştir.
Hadis bilginleri, uydurma hadise karşı tedbirler alırlarken büyük ölçüde senet üzerinde durmuşlar, hadis metinlerini fazla inceleme konusu yapmamışlardır. Bu yüzden, hadis edebiyatında ravileri inceleyen ciltlerce esere karşılık, metinleri inceleyip eleştiren eserler yok denecek kadar azdır. Hadisleri uyduranların, o rivayetlerin başına güvenilir ravilerden oluşan senetler eklemeleri de söz konusu olduğu için, sadece isnattaki ravileri incelemek, hadisin sahih veya uydurma olduğunu tespitte her zaman yeterli olmamış ve bazı hadis kaynaklarına bu tür rivayetlerin girmesine engel olunamamıştır.
 
 

Güncelleme Tarihi: 27 Mart 2013, 12:55
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140