banner279

UMACI

MUSTAFA BOZACIOĞLU

UMACI
 ‘Ölümle korkutulup, sıtmaya razı edilme’ psikozu/narkozu veriliyor, oyunu oynanıyor, süreci işletiliyor, yoğun bir propaganda ile. Hep beraber işletiliyoruz.
Hemen her kavmin masalında, hikayesin de, hayatlarının bir yerinde bu kavramla karşılaşmamız olasıdır. Bir öcü, kötü niyetli ve kötü görünümlü, korku(tma)lık anlamlarıyla biliyoruz. Özellikle yaramaz çocukları korkutmak, uysallaştırmak amacıyla üretilen, en çok da ‘üç harfliler’ denilerek telaffuzundan dahi sakınılıp sakındırılan ‘cin taifesi’… Bir korkutma ve sakındırma içeren, şartlı refleks halinde bir tavra, tutuma dönüşmesini istedikleri bir yasak alana işaret eden kavrama bizleri yakinen ilgilendirdiğini düşündüğümüz güncel meseleler, siyaset etme, kişileri ve algıları yönlendirme boyutlarıyla öteden beri ve sıklıkla karşılaştığımızdan bir analoji yapma niyetiyle başvurduk! Bu arada da ‘yaramaz çocuk’ nitelemesini bir potansiyel oluşturan, ne zaman, ne yapacağı kestirilemeyen, sakıncalı kesim, kitle olarak okuyalım! Bakalım hissemize neler düşecek?
Söylenceye göre Çinliler halklarını ve çocukları Hunlar geliyor/gelir diyerek hizaya getirirlermiş. Bizler de de mesela; Ramazan’da oruç tutmalarını temin için çocuklara ‘bayramda dolaba konulacak’ denilirdi, oruca temayül oluşsun diye. Üç harflilerle ilgili de ‘küle bevletmemek’, ‘soğan kabuğu, yumurta kabuğuyla oynamamak’, gerektiği söylenir, ‘gece tırnak kesmek’ yasaklanırdı. Neyse meram anlaşıldı herhalde!
Çok genel anlamda batıl batılı dünyada İslama karşı oluşturulan bir ‘İslamafobia’ malumaliniz… 28 Şubat sürecinde birileri işe koşulmuştu ya acizlerinden, Fadimelerinden, kılıç kalkan ekibinden vs. İHL’ler umacı olarak kullanılmıştı! 11 Eylül’de de benzer senaryo… Şimdilerde de yakın coğrafyalarımızdakilerini herhalde İşit’mişsinizdir! Öncesinde yeşilçam senaryolarında bunların çok daha bayağılarını görüp izlemiştik; gönüllü gönülsüz! Ha bu arada unutmadan; tüm bunlar göz önündeyken ve senaryo sahipleri niyetlerini çok da gizleme endişesi gözetmezken, belli zamanlarda batıni, heretik, senkretik yapılar allanır pullanır, servis edilir oldu; keza, C. Rumi’nin dünya çapında anılır oluşu.. aklınıza karpuz kabuğu düşürmüyor mu; bunda ‘bir bit yeniği’ yok mu?!
Neyse, meseleyi biraz daha özelleştirip analizimize devam edelim: cumhuriyetten bu yana, milletten ulusa evrilişte uygun yurttaş tipi yetiştirmek, hazırını torna tesviyeden geçirmek için bir sürü senaryo işe koşulmuş, ahali sürü yerine konulup sürülmüş, süründürülmüş! O kronik, müzmin bakış, uzantıları ile de bugünlere taşınmıştır, maalesef! ‘Endişeli laikler’ kitlesini, arka bahçelerini hep bu umacı jargonu ile muteyakkız tutmak istemiştir ve tutmaktadır. Özellikle her seçim sürecinin diline ve sonuçlarında ‘İzmir imgesine’ ve sahil şeridine bakmanız yeterli olacaktır. ‘Yaşam alanınız daralacak, kılık kıyafetiniz değişecek, özgürlükleriniz yitecek..’ türünden söylem ve gereğince eylemler. Sanki kendileri o karşı devrimi, benzer iddialarla yapmamışlar gibi! Bir manifesto, program üzerinden de değil, tamamen bir şartlı refleks boyutunda, ‘nedir, ne değildir’ diye düşünmeden, anlamaya çalışmadan, karşıtlık ve antitez üzerinden, yel değirmenlerine açılan savaş benzeri, tepkisellikle! Bir mobilizasyon amaçlanarak. Bakınız bu tavrın nasıllığı, nice’liği kapsamlı bir tartışma konusu aslında. Hem de farklı boyutlarıyla. Yüzeysel bir değiniyle: İlk bakışta haksız da sayılmazlar aslında; zira eğer o resmetmeye çalıştıkları, katikatürüze ettikleri tarzıyla ve de hele, kendi kurgulayıp, organize ettikleri ihtimalden uzak tutulmadığında böyle bir senaryo gerçekleşirse ‘ört ki ölem!’, o zaman grisi de yok, siyahı da! Ya o, ya değil! Ya ondansın ve onun gibi üstelik, ya da canın cehenneme, hem de onun eliyle, palasıyla, kör testeresiyle! Diğer boyutuyla da endişelerindeki haklılık; kurdukları zulüm ve sömürü çarkının sona ereceği, diğer insanlarla aynı yekün içinde sayılıp çizilecekleri, sınıflarını ve çıkarlarını yitiricekleri endişesidir! Bu da az bir şey midir?!  Ancak; hak ve hakikatin yegane kaynağı, mahza adalet, sırf selamet ve güven olan İslam aynıyla, olduğu, iletildiği, son elçinin hayatıyla örneklendiği gibi, asli kaynağından damıtılarak olduğunda ise o zaman herkes kazanacak, rahat edecek. İnsanlık kurtulacak. İnananlar iki kere ve iki katı(!)-farklı yerlere çekilmesin!- kazanırken, inanmayanlar ve bun da zorlanamayacak olanlar da en az bu dünyada kazanmış olacaklardır. Kula kulluktan, sömürüden, kölelikten, zulümden kurtulmuş olacaklardır. Bu ise çok şeydir!
Allah’ın günleri aramızda evirip çevirmesi ve farklı bir iddia ile sistem içi bir reorganizasyon neticesi, kadrolardaki güncellemeler ve renk değişikliği, sisteme aldırdığı rahat nefes dışında, şimdilerde de ‘endişenin’ yönü ve de rengi değişti! Artık endişeli muhafazakarlar çağındayız (Bu başlıklı -içeriğinde ve sunuşundaki bir çok sıkıntıya rağmen- kitaba atıfla..)! Kazanımlar çoğaldı; kayıplar arttı! Ne çelişik ifade değil mi? Çık işin içinden çıkabilirsen çöz düğümü çözebilirsen! ‘İmkanlarımız arttı, imkanlarımız azaldı/kalmadı!’ denir ya, işte eyle!
Dindarlığın arttığı, görünürlüğün çoğaldığı.. tezleri malumunuz -elbette farklı yazılarla ele alınması gereken konular bunlar- ve fakat işin aslı hiç de öyle değil! İşin faklı boyutları, sebep ve bileşenleri var. Yüzeysel bakılıp değerlendirildiğinde, görünen o ki herkesi yanıltmaktadır. Hele içeriğe, niteliğe, olması gerekene bakıldığında! Başörtüsü meselesinden bakarak; üniversiteye gidenler örtünmeye mi başladılar ya da daha öncesinde umacı kılınan, önlerine setler çekilenler, yasaklarla/yasakçılarla yüz yüze getirilenler, engellenenler mi üniversitelerde daha çok görünmeye başlandı? Bazı alanlar açıldı da haramlar ve harama giden yollarla ilgili bir kapanma/azalma mı var? Başörtülü nevzuhur tipleri gördüğünüzde kaçınız, ‘Keşke hiç kapanmasaydı!’ diye içinizden geçirmediniz?
Şimdilerde ‘endişeli muhafazakarlarımız’, sakın ha; ‘Biz gidersek, bunlar/biz olmazsak başkaları gelir, sizi beter eder, gerisin geri döndürür, kazanımlar yiter, açılan alanlar kapanır..’ diyerek bir algı operasyonu peşindeler. Katılırsınız, katılmazsınız; bizim de endişemiz bu! Bir bunu mu çok göreceksiniz?
‘Ölümle korkutulup, sıtmaya razı edilme’ psikozu/narkozu veriliyor, oyunu oynanıyor, süreci işletiliyor, yoğun bir propaganda ile. Hep beraber işletiliyoruz. Mübarekler işletme fakültelerinden icazetli, doktora sahibiler… Ne de olsa bolca üniversitemiz var ve de dağıtılacak hayli fahri ünvanımız!
‘Bu hal ve gidişattan Allah razı olur mu?’, ‘Bu yapıp edilenler Hz. Muhammed’in hayatından, sünnetinden onay alabilir mi?’ diye bir endişemiz kaldı mı? Kalanlarımızın kaygı eşiği ve niteliği de bir bahsi diğer!
Bakınız, genelde tarzım değil ama, köylü, emekli, asgari ücretli, küçük esnaf üzerinden öyle bir propaganda yürütülüyor ki evlere şenlik! Üstelik bu kesimlere yönelik elle tutulur, gözle görülür bir iyileştirme de yapılmamışken. Nasıl bir paradokstur ki, tüm bunlara rağmen o kitleye yüksek perdeden nutuklarla seslenilip olumlu bir hava estirilerek bu kesimlerin desteği devşirilebiliyor! Umutlar pazarlanabiliyor, neması da cabası! Kapitalizm, sekülerleşme, laiklik, bireysellik tüm ana artellere, kılcal damarlara sirayet etmiş halde iken kimi, kimden, ne ile sakındıracaksınız?! Buna umacı dahi az gelir! Firavunun halka, Musa peygamberin daveti karşısında ‘Sizi dininizden çevirecek!’ sözündeki çelişkiyi bir ironi ile güncelleyiniz bakalım! Keza aynı durumla tüm elçiler karşılaşmamışlar mıydı?
Eğer Müslümanım diyenler olarak hala çocukluk çağındaysak, diyecek bir şeyim yok, oyalanın umacı söylemiyle! Kalın ayartıcılarınızla baş başa! Isırılacak yeriniz kaldıysa bilmem… Daha ne kadar yılanlara/yalanlara sarılacaksınız; üstelik deniz/uçurum kenarlarında dolaştığınızdan şikayet hakkınız da kalmayarak?!
Aklımızı başımıza almanın zamanı geldi, geçiyor! Zararın neresinden dönersek, kârdır! Bir silkelenelim, kendimize gelelim! Mitler, efsaneler çağını çoktan geçmiş olmalıydık! Gerçekler acı da olsa yüzleşmekten kaçınmayalım! Özümüze dönelim! Hesabı burada tutturmaya, yalnız Allah’ı razı etmeye çalışarak, sadece ona yönelelim!
Güncelleme Tarihi: 17 Temmuz 2015, 06:38
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241