banner279

TRUMP SEÇMENİNİ ALDATTI MI

Akif EMRE

TRUMP SEÇMENİNİ ALDATTI MI
Seçim sonuçlarında asıl yanıltıcı kriter zihinlerde var olan Amerika imajıdır. ‘Amerikan rüyası’ndan uyanmak istemeyen, Amerika’nın siyasal, toplumsal değerleri ile gücü arasında doğrusal ilişki kurmaya yatkın algının yanılgısıdır… Amerikan sisteminin bu derece vandal bir ırkçı söyleme, popülizme itibar etmeyecek kadar tutarlı ve güçlü olduğu efsanesine olan tutkulu inanç yatmaktadır yanılgıda.
Amerikan başkanlık seçim sonuçlarının pek çok çevre tarafından bu denli şaşırtıcı, beklenmedik şekilde karşılanmasında medya algı yönetiminin etkisi olduğu kesin. Adeta medyatik linç ölçülerine varan tek yanlı yayınlar en başta Amerika dışından yapılan analizleri fena yanılttı.
Seçim sonuçlarında asıl yanıltıcı kriter zihinlerde var olan Amerika imajıdır. ‘Amerikan rüyası’ndan uyanmak istemeyen, Amerika’nın siyasal, toplumsal değerleri ile gücü arasında doğrusal ilişki kurmaya yatkın algının yanılgısıdır. Demokrasi, çoğulculuk, teşebbüs ve rekabet özgürlüğünün yani kapitalizmin efsunlu gücü… Dünya gücünün dünya cenneti sayılmasının doğrudan iyi, doğru, güzel ne varsa tümünün toplumu ve siyasal tercihlerini yansıttığı yanılgısı… Amerikan sisteminin bu derece vandal bir ırkçı söyleme, popülizme itibar etmeyecek kadar tutarlı ve güçlü olduğu efsanesine olan tutkulu inanç yatmaktadır yanılgıda.
Asıl yanılgılardan biri de mutlaklaştırılan Batılı ölçülerde ‘ileri demokrasi’nin bir tür gizli totalitarizm içerdiğinin görmezden gelinmesi… Siyasal bilincin en parıltılı örneği olarak gösterilen demokratik modellemelerin temelde siyasal yabancılaşma üretmiş olması ve bu yabancılaşma ile baştan malûl hale geldiğinin itiraf edilmemiş olması; siyaset kuramcılarının da açmazıdır. Ortaya çıkan sonuç yeni bir duruma işaret etmiyor ve sadece Amerika ile sınırlı yapısal bir sorun da değildir. ‘İleri demokrasi’ olarak Batı dışı toplumlara standart belirleme, dikte etme hakkını kendisinde gören Avrupalılar için de bu derin çelişki geçerli…
Herhangi bir Batılı demokratik ülkede seçime katılım ve seçimi kazananın genel popülasyona olan oranını kıyaslamak bile demokrasinin aslında belli azınlıkların, baskı gruplarının, elitlerin sonucu belirlediği bir sisteme indirgendiğini görebilir, etkili bir azınlık grubunun sermaye, medya despotizmi ile kitleler adına yönetimleri belirlediği gizli bir diktatoryaya dönüştüğünü göstermeye yeter.
Donald J. Trump’un bize ezberletilen Batılı evrensel değerleri yerle bir eden vaadleri ve bu kampanya ile seçimi kazanmasının iki farklı, çelişik yapısal sorunu ortaya çıkartıyor. İlki, Amerikan rüyasının aslında derinden derine çoktan bir kabusa dönüşmüş olduğudur. En saldırgan, en ayrımcı, açıktan ırkçı ve İslamofobik söylemin bu denli destek buluyor olmasının anlamı üzerinde yeterince durulmuyor. Gücünü biraz da cazibe merkezi olarak dünyadan farklı entelektüel sermayeyi, kültürel çeşitliliği toplama kapasitesinden alan bir sistem için alarm işareti sayılmalıdır. Bu tür marjinal, uç tepkilerin merkezi ele geçirmesi sosyal, siyasal anlamda marjinalleşme işaretidir. Bunun temel nedenlerinden biri de ekonomik göstergelerin gerilemesidir. Bu durum Amerika’nın dünya sistemini belirleme kapasitesinin çoktan gerilediğini gösterir. En azından toplumsal olarak bu özgüveni yitirişinin habercisi olarak okunabilir.
ABD hala en büyük ekonomik ve askeri güç olma konumunu koruyor olsa da toplum psikolojisinde ve bunun siyasal yansımasında bunu destekleyecek özgüveni hızla kaybettiği söylenebilir. Gücünü ‘evrensel insan hakları ve değerler’den aldığını iddia eden bir sistemin/toplumun bu ilkeleri ciddiye almayışının siyasal sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Ve bu sonuçların sadece ABD seçmenini değil oy verme hakkı olmayan yüz milyonlarca dünyalıyı etkileyecek olması durumu vahimleştiriyor. Mesela Ortadoğu’nun geleceğinde büyük ölçüde Amerikalıların dörtte birinin oyunu alabilmiş bir yönetimin belirleyecek olması gerçeği… Seçimin ikinci yanıltıcı, çelişkili sonucu popülist söylemle müesses nizamın gerekleri, gerçekleri arasında ortaya çıkan siyasal pratiktir… Sosyal rahatsızlıkları kaşıyarak oy alan Trump, iktidar olunca da seçim vaadlerinin ne kadarını hayata geçirecek? İktidar gerçeği ile karşılaştığında pek çok söylemini unutması mukadder. Mesela 7 Ekim 2016’da tüm Müslümanların Amerika’ya girişini yasaklayacağı vaadi. Tüm dünyada tepki çeken ama seçmenleri nezdinde kabul gören bu İslamofobik söylemin ne kadar uygulama şansı var? Nitekim seçimi kazandığının kesinleştiği gün bu açıklamasının yayınlandığı resmi web sitesinden kaldırıldı. Bu nefret söyleminin prim yapıyor olması ile daha görevi devralmadan yayından kaldırılmasının anlamı üzerinde düşünmek gerek.
Yani, hala kurumları, askeri ve ekonomik gücü ile dünya sisteminin en belirleyici gücü olan Amerika’da temel stratejik yönelimler kişisel tercihlerle hatta siyasal iktidarlarla değişmez. Tıpkı olanca barış söylemine rağmen Obama’nın Afganistan ve Irak ve de Ortadoğu politikalarında temel bir değişimin olmaması gibi. Trump da müesses nizamın temel stratejilerini uygulamak zorunda kalacaktır. Siyasal tercihlerini de bu çizgi içinde gerçekleştirecektir.

Yenişafak/Akif EMRE
Güncelleme Tarihi: 12 Kasım 2016, 10:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241