banner279

TEVHİD

Tevhid, sâdece sözde olan değil, hayatta görünür kılınandır.

TEVHİD
Hârûn Görmüş 
“Göklerde ilah ve yerde ilah O’dur. O, hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir” (Zuhrûf 84).
Tevhid lûgatta; Birleme. Bir Allah’tan başka İlâh olmadığına inanma. Lâ ilâhe illallah sözünü tekrarlama” diye geçer. Fakat bu tanım, “canlı” bir tanım değildir. Sanki sâdece bir tanımlama yapmak için söylenmiş bir tanım gibidir. Sâdece sözde kalan tanımlar tevhidi anlatamaz. Tevhid, sâdece sözde olan değil, hayatta görünür kılınandır. Hattâ hayatta görünür olmadığında tevhid olmaz. Bakın, şu-anda Dünyâ’da tevhid yoktur. Tevhid yürürlükte değildir. Tevhid, tasavvurlara hapsedilemez zîrâ. Tevhid, tasavvur ve hayâtın ikisinin birlikte olduğu anda ortaya çıkar. Bu bağlamda tevhid, sözde olanın hayâta dönüştürülmesidir. Allah’ın sâdece sözde ve gökte kalması değil, yeryüzünde de hâkim olmasıdır tevhid. Tevhid, Allah’ın göklerde istisnâsız ilah olduğu gibi, yeryüzünde de ilah olduğunu bilmek, kabûl etmek ve o ilahlığı yeryüzünde hâkim kılmak demektir.
Seyyid Kutup:
“Tevhidi sırf kâlben tasdik etmek, onup pratik hayattaki gereklerini yerine getirmemek fesadın başlıca nedenidir. Tevhidî gerçeğin en başta gelen özelliği, Rubûbiyetin (terbiye edicilik) ve ubûdiyetin (Allah’a itaat) birlenmesidir. 
Ulûhiyetin ve rubûbiyetin sâdece Allah’a âit olması demek; İnsanların yalnızca O’na boyun eğmesi, O’na kulluk etmesi, O’na itaat etmesi ve yalnızca O’nun -kulları için seçtiği ve râzı olduğu- hayat-sistemine ortak koşmadan uyması demektir. Ulûhiyet ve rubûbiyetin Allah ile berâber  veya O’nsuz başkasına verilmesi; kulların hayâtında Allah’tan başkasına boyun eğme, itaat etme, kulluk yapma ve insanlardan bir kısmının diğerleri için Allah’ın kitabına ve  otoritesine dayanmayan; başka otoritelere dayalı kânunlar, değer yargıları ve ölçüler benimsetme şeklinde ortaya çıkar. Bundan sonra, Allah’a îmandan ve İslâm’dan söz edilemez. Bu, apaçık şirk, küfür, fısk ve isyândır.
İslâm’ı savunduğunu zanneden bir-çokları, bâzı şiarları tashih etmeye çalışmakta veya ahlâkî çöküntüden dem vurmakta yada kânunlara muhâlefet edenleri ıslah ile meşgûl olmaktadır. Ancak bu kişilerin, hâkimiyetin aslı ve İslâm akîdesindeki yerinden söz ettikleri görülmemiştir. Bu temel ilkeye oranla ayrıntı niteliğinde olan bâzı kötülükleri bertarâf etmekle meşgûl bu kişiler, hayâtın tevhidin dışında bir temel üzerinde yapılanmasına îtirâz etmiyorlar. Oysa tevhid, hâkimiyet de dâhil her konuda Allah’ın birlenmesidir. 
İslâm bir îman-amel bütünlüğüdür. Sâdece îman etmek yetmez ve îmansız amel etmek de anlamsızdır ve sürdürülebilir de değildir. Kur’ân’da bunu göstermektedir. “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler zâlimlerin ta kendileridir. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler fâsıkların ta kendileridir” (Mâide 44-45-47). 
Çünkü Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, Allah’ın ulûhiyetini kabûl etmediklerini ve Allah’ın ulûhiyetini reddettiklerini îlan etmiş oluyorlar. Bunu, ağızları ve dilleriyle söylemeseler de davranışları ve pratik hayatlarıyla söylüyorlar. Davranış ve pratik hayâtın dili sözden daha açıktır” der. 
Tevhidin zıddı şirktir. Şirkten, sâdece Allah’ın kânunlarını kabûl etmekle kurtulunamaz. O kânunları hayatta hâkim kıldıktan başka, câhili-tağûti sistemlere-kânunlara düşmanlık derecesinde karşı olmakla şirkten kurutuluş ve tevhide dönüş tamamlanır. Tevhid sâdece ulûhiyeti Allah’a vermekle değil, rubûbiyeti de Allah’a vermekle tamamlanır. İlah kim ise, terbiye eden (Rabb) de o olmalıdır zîrâ.
Îman, hem Allah’ı ulûhiyette ve rubûbiyette ortaksız ilâh kabûl etmek, hem de Allah’tan başka güç vehmedilenleri reddetmektir. Tevhid, “yıktıktan sonra olan bir inşâdır”. Yoksa çürük temelin üzerine tevhid inşâ edilemez. Yanlış bir yolda giderken sırat-ı müstakime ulaşılamaz.
Tevhid, işin sâdece bir yönüyle ilgilenip de diğer tarafını askıya almanın önündeki engeldir. Tüm zamanların câhiliyelerinin yaptığı tek-taraflı düşüncesine karşı çıkar. Bugün müslümanlar müslümanca yaşamanın mücâdelesinde değil, müslüman olarak rahat yaşamanın hesâbındadırlar. Bu da kendine güvenini yitirmiş, psikolojisi bozulmuş tipler ortaya çıkarmıştır.
Şirk, “tevhidin olmama” durumudur. Şirkin varlığı aslî değildir yâni. Işığın yokluğu hâli olan karanlık gibidir. Tevhid olmadığında yada azaldığı oranda şirk çıkar ortaya. Şirkin tek panzehiri tevhiddir.
Tevhid, Allah’ın gökte olduğu gibi, yeryüzünde de ilah olduğunun tasdiklenmesi ve uygulanmasıdır. İslâm’ı-tevhidî sâdece söz ile değil, gerçek anlamda hayatta görünür kılarak hattâ hayâta hâkim kılarak göstermek gerekir. Ramazan Yazçiçek:
“Allah’tan başka ilâh edinmenin somut tezâhürlerinden birisi, gökte ilâh kabûl edilenin yerde ilâh kabûl edilmemesidir. Bu tarz ilâh edinme Allah’tan başkasını yaratıcı olarak kabûl etme değil, Allah’a rağmen yaşama yönelik kurallar vâz etme şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bununla gelinen nokta, üretilmiş değerlerin mutlaklaştırılması yâni aklın ilâh edilmesidir. Günümüz toplumlarının en belirgin sapmalarından biri kuşkusuz bu noktadır. Bununla, âlemlerin Rabbi olan Allah, sâdece göklerin Rabbi kabûl edilmekte, sosyâl-siyasâl alana âit yetkileri ise reddedilmektedir. 
Risâletin öncelikli hedefi dîni Allah’a has kılmaktır. Allah’tan başka edinilen sahte ilahların yaşamda hüküm-fermâ oluşu, bu hedefi dikkate almamak, sınırı ihlâl etmektir. Bireysel ve toplumsal yaşamın bozulması, Allah’a âit yetkilerin yaratılmışlara verilmesinin kaçınılmaz sonucudur. Oysaki hukûkî ve sosyâl hayâta yönelik emir ve yasaların sâhibi olarak Allah’ı bilmek, birleme (tevhid) taahhüdünün kendisidir. Bu durum, insanın kulluğu açısından içinde bulunduğu ânın vâcibini mudrîk olması; fitnenin kaldırılıp dînin Allah’a has kılınmasıdır” der.
Tevhidin sözlü ifâdesi olan “Lâ ilâhe illallah” kelimesinin milyarlarca, trilyonlarca kez tekrarlanması tevhidi ortaya çıkarmaz ve tevhid olmaz. Tam-aksine bu, tevhidin ortaya çıkmasını engelleyebilir-engelliyor. Tevhid, tevhid kelimesini söylemek değildir. “Birliyorum” demekle birlenme olmaz olmuyor. Lafla peynir gemisi yürümez.
“Hüküm sâdece Allah’a âittir. O size kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler” (Yûsuf 40). “Gökteki İlâh da, yerdeki İlâh da O’dur” (Zuhrûf 84). “Bilesiniz ki yaratmak da emretmek de O’na mahsustur!” (A’raf 54). “O’nun mülk ve saltanatında ortağı yoktur” (Furkân 2).
Tevhid öz olandır, şirk ise köpüktür ve kalıcı olamaz. Tevhidde renkler çok nettir, ya siyah yada beyaz. Gri renkler ve tonlar yoktur, olmaz tevhidde. Tevhid %100 tevhiddir. Bulanıklık olmaz ve her şey şeffaftır. Tevhid, kesin ve net olandır. Anlaşılamayacak tarafı yoktur. İdrâk edilmesi gereken şey şudur: “Tevhid sâdece kâlplerde değil, hayatta da hâkim olacak ve hayâtı düzenleyecek”. Kâlp-îman ve hayat birliğidir. Hayâtı, câhil olan insan değil de âlim olan Allah düzenlediğinde, tevhid olur. Allah’ın göklerdeki hâkimiyetini ister-istemez herkes nasıl kabûl ediyorsa, yeryüzünde de O’nun hâkimiyeti geçerli olduğunda tevhid de gerçekleşmiş olur.
Zihinlerdeki-kâlplerdeki tevhid, en nihâyetinde vahdete dönüşünce yâni hayatta bir karşılık bulunca kemâle erecek ve insana huzur sağlayacaktır.
Tevhid sâdece, “Allah’ı birlemek” söylemiyle ifâde edilen ve genelde Allah’ı birlemenin ne demek olduğunu bilmeyenlerin dediği gibi değildir. Tevhid, Allah-kul arasındaki ilişkiyi gösteren akâid-ibâdet-duâ gibi hükümler ve düzenlemeler, ikincisi ise, sosyâl ve siyâsal hükümler ve yönlerdir. İşte tevhid, bu ikisinin birleştiği bir Dünyâ ve din kurmak demektir. Yoksa sâdece, şeytan, tağut ve modernitenin istediği ve arzu ettiği gibi, sosyâlden ve siyâsaldan soyutlanmış bir din ve Dünyâ değil. Her ne kadar bâzıları tevhidin bu ikinci yönünü yâni sosyâl ve siyâsal yönünü gereksiz ve zamansız görüyor olsa ve “bu zamanda olacak iş değil” dese de, İslâm-Kur’ân ve onun ilkesi olan tevhid, tüm çağlarda şu tespiti yapar ve şu hedefe yöneltir:
“Allah, suçlu-günahkârlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir” (Yûnus 82).
“O, suçlu-günahkârlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu” (Enfâl 8).
“Ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, kendi nûrunu tamamlamaktan başkasını istemiyor” (Tevbe 32).
Eğer Dünyâ’da şu-anda olduğu gibi, tağutların hükmü geçerliyse orada tevhid yok demektir. Ne zaman ki hayat, Allah’a yâni vahye göre şekillendirilirse o zaman tevhid olmuş olur. Birleme, Allah’ın tüm kâinatta birlenmesi, tevhid edilmesidir.
İslâm, ne savaş dîni ne de barış dînidir. Savaş ve barış dînidir. Tâ ki Allah’ın sözü Dünyâ’da hâkim oluncaya kadar sürecek bir savaş ve kıyâmete kadar sürecek bir barış. Tevhid budur.
Tevhidin olmadığı yerde ne samîmiyet, ne ciddiyet, ne fedâkârlık, ne ahlâk, ne gayret ne de cihad vardır.
Tevhid, tasavvufun dediği gibi, “her şeyi aynılaştırmak yâni her şeyi bir görmek” demek değildir. Tasavvuftaki vahdet-i vücut anlayışında tevhid, her-şeyi Allah kabûl etmek demektir. “Her şey birlenip Allah îlan edildiğinde tevhid olur” diyorlar. Allah’tan başka bir varlık kabûl etmemeyi (lâ mevcûde illallah) tevhid zannediyorlar. Hâlbuki tevhid, “Allah’tan başka hüküm koyucu, otorite, güç-kudret sâhibi olmaması” anlamındadır. “Varlığın toplamı Allah’tır” demekle tevhid ettiğini zannedenler var. Oysa ki bu, en büyük şirktir. Sonsuz şirk. Tabî ki sonsuz şirkin cezâsı da sonsuz cehennem oluyor.
Tevhid=Lâ havle velâ kuvvete illâ billah (Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur) demektir.
Tevhid=İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn (Biz yalnızca Sana ibâdet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz) demektir.
Tevhidin bilgisi tevhid değildir. Tevhidin bilgisini edinmek tevhid etmek anlamına gelmez. O sâdece tevhidin bilgisini edinmek demektir. Fakat tevhid, sâdece bilgi ile gerçekleşmez.
Tevhid, Allah ile peygamberin, yâni bilgi-bilinç ile amel-eylem bütünlüğü ve birlikteliğidir.
En doğrusunu sâdece Allah bilir.
Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2016, 10:05
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241