banner279

'Terörist Başı' ile 'Ulusal Önder' Arasında Abdullah Öcalan Algıları

Abdullah Öcalan'ın yakalanması üzerinden 15 yıl geçmişken, PKK önderinin Türkiye'deki algısı zaman içinde ve özellikle de çözüm sürecinde değişime uğradı.

'Terörist Başı' ile 'Ulusal Önder' Arasında Abdullah Öcalan Algıları

'İyi ki Öcalan var'

Vahap Coşkun

1984 yılında PKK silahlı mücadeleye başladığında Türkiye'de devlet bunu hiç önemsemedi. PKK'nın Eruh ve Şemdinli'ye yaptığı ilk saldırılar gazetelerde yer buldu, ancak yetkililer ciddi bir durum ile karşı karşıya olduklarını düşünmüyorlardı. Dönemin başbakanı Turgut Özal'a göre ortada 'büyütülecek bir olay yoktu', olan biten 'basit bir eşkıyalık, bir terör olayından' ibaretti. Devlet için PKK '12 Eylül kalıntısı teröristlerden' ve başındaki Abdullah Öcalan da 'Kürt kökenli bir komünistten' fazlası değildi.

'Birkaç çapulcu', 1990'lara kadar devletin resmi söylemi olageldi. Ancak yaşananlar bu söylemi boşa çıkarıyordu. PKK bölgede etkisini artırıyor ve her geçen gün devlet güçlerine karşı daha büyük saldırılar gerçekleştiriyordu. Bu durum devletin hem politikasını, hem de söylemini değiştirdi. Devlet, daha fazla güvenlik ve daha vurucu operasyonları içeren sert bir politika uygulamaya başladı. Güneydoğu politikasında inisiyatifi ele alan askerler, PKK'lıları artık 'bir avuç eşkıya' olarak değil, 'düşman' olarak tanımlıyorlardı.

PKK'nın ve yandaşlarının 'düşman' olarak kodlanmasıyla birlikte sorun boyut değiştirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne göre Güneydoğu'daki tehdit, polisiye tedbirle halledilebilecek kriminal bir vaka olmaktan çıkmıştı. Orada 'milli' bir tehdit vardı ve bu tehdit profesyonelce ele alınması icap eden gayrinizami bir harbi gerekli kılıyordu. Ağustos 1989'dan sonra devlet tamamen bu düşünceyle hareket etmeye başladı.

Uygulanan bu güvenlikçi politika, PKK'nın kitleselleşmesi sonucunu doğurdu. Devletin (köy yakmalarla, zorunlu göçle, yargısız infazlarla ve sistematik işkenceyle) halka kan kusturması, ona karşı mücadele eden PKK'nın gücüne güç kattı. Demokratik siyaset kanallarının kapatılması ve siyasi-sivil bütün grupların tasfiye edilmesi de Kürt taleplerinin taşıyıcısı olarak ortada sadece PKK'nın kalmasına sebebiyet verdi. Bu da örgütün itibarını yükseltti.

'Ulusal önder' ve 'Terörist başı'

PKK'nın toplumsal tabanının genişlemesi ve güç kazanması, Öcalan'ın konumunu da iki yönlü olarak etkiledi. Bir taraftan Öcalan, Kürt siyasetindeki en önemli aktör haline geldi. PKK bütün kazanımları Öcalan'ın hanesine yazdı, onu bir "ulusal önder" olarak takdim etti. PKK'lıların indinde Öcalan, salt bir örgütün lideri değildi, o halkın tamamını temsil ediyordu ve tüm bir halkın kaderi de ona bağlıydı. PKK'nın etkinlik sahası genişledikçe Öcalan'ın kült pozisyonu da tahkim ediliyordu.

Diğer taraftan ise Öcalan, Türk kamuoyunun gözünde şerrin temsilcisiydi. Meydana gelen her kötülük ondan biliniyor, her ölümden o sorumlu tutuluyordu. Hiçbir insani haslete sahip olmadığı belirtiliyor, vahşi bir mahluk olarak resmediliyordu. Türk medyası Öcalan'ın itibarsızlaştıracak görselleri tercih ediyor, akla gelebilecek en kötü sıfatları onun için kullanıyordu. O, 'eli kanlı teröristti', 'bebek katiliydi', 'terörist başıydı'.

Bu bölünmüş kamuoyları Şubat 1999'da Öcalan'ın yakalanmasına farklı tepki verdiler. Kürtlerin genelinde bir şaşkınlık ve belirsizlikten duyulan bir endişe vardı. PKK'lılar kızgındı. Türkiye'de ve Avrupa'da nümayişler düzenliyor; bazı gençler protesto için kendini yakıyordu. Türk kamuoyuna hakim olan duygu ise sevinçti. Bayraklarla sokağa çıkılıyor, Öcalan'ın bir an önce idam edilmesi talep ediliyor, davullar çalınıyor, kurbanlar kesiliyordu.

Medyada ise (az sayıdaki sağduyulu kalemler dışında) iki duygu öne çıkıyordu. Biri, intikamdı. Hürriyet 17 Şubat 1999 tarihli nüshasının birinci sayfasına, çatışmalarda kurşunlanan bir bebeğin yanına Öcalan'ın fotoğrafını yerleştiriyor ve altına da "Rahat uyu bebeğim, katilin yakalandı" yazıyordu. Başyazar Oktay Ekşi yazısına "Şimdi hesap zamanı" başlığını veriyordu. 19 Şubat 1999 tarihli Sabah, iki ay yıldızlı bayrak önünde elleri kelepçeli duran Öcalan fotoğrafının yanına "Bak Apo, bak işte, bu bayrak" manşetini atıyordu. 17 Şubat 1999 tarihli Milliyet'te Güneri Civaoğlu da "Bugün büyük bayramdır. Kutlu olsun… Kanları yerde kalmayacak" diyordu.

Diğeri ise zaferdi. 17 Şubat 1999'da Hürriyet "İşte büyük zafer" manşetiyle çıkıyordu. Ertuğrul Özkök yazısında Öcalan'ın yakalanma anının duyurulmasını nasıl karşıladıklarını anlatıyordu: "Televizyonun etrafındayız, beklediğimiz cümle geliyor: Bölücübaşı Abdullah Öcalan Türkiye'de. Yazı işleri müdürlerimiz, bölüm şeflerimiz, yazarlarımız, muhabirlerimiz, ofis boylarımız… Bir anda alkış kopuyor. Başbakan Ecevit'in sesi titriyor. Bizler ağlamaklıyız. Herkes birbirini tebrik ediyor. Hepimiz gururluyuz." Emin Çölaşan "Ohhhhh! Helal Olsun" başlığıyla çıkıyordu okuyucunun karşısına: "Sinek yakalandı. Kaçmaktan yorulmuştu. Hepimiz derin bir ohhhhh çektik."

Hürriyet'in 18 Şubat 1999'daki manşeti ise "Tükeniş" oluyordu. Kar maskeli iki özel timci arasında elleri kelepçeli ve dalgın duran Öcalan fotoğrafının altına "Tükenişin fotoğrafı" başlığı döşeniyor ve büyük puntolarla da "Eşkıyalığın hazin sonu: Hizmetinize hazırım" ibareleri ekleniyordu.

Sabah'ın 17 Şubat 1999'daki manşeti "Gözün Aydın Türkiye, İblis Kafeste" idi. Başyazar Güngör Mengi şöyle yazıyordu: "Çok şükür Apo yakalandı. Bize bu günleri gösteren Allah'a şükürler olsun. Şehitlerimiz müsterih olsun, devletimiz var olsun." Milliyet "Acılardan Bayrama" manşetiyle çıkıyor ve manşetin üstüne "Türkiye'nin tarihini değiştirecek müthiş operasyon" ifadesini taşıyordu. Hasan Cemal, operasyonu "tarihi bir an, bir dönüm noktası" olarak tanımlıyor ve "mücadelede bayrağın zirveye dikilerek zaferin tescillendiğini" yazıyordu.

Dönüşen algılar

Bugün, 15 yıl önceki bu ruh halinin büyük ölçüde değiştiğini söylemek mümkün. Bunda en mühim etken, beklenenlerin gerçekleşmemesi. Her şeyden evvel, Öcalan'ın yakalanmasıyla birlikte PKK (umulduğu gibi) büyük bir çöküş yaşamadı. Aksine varlığını devam ettirdi, zaman içinde gücünü artırdı ve sadece Türkiye'de değil bölgede siyasetinde hesaba katılan bir aktöre dönüştü. Keza yakalanıp mahkum edilmesi Öcalan'ın liderliğine de bir halel getirmedi. Bütün itibarsızlaştırma çabalarına rağmen Öcalan hem PKK, hem de taban üzerindeki belirleyici konumunu muhafaza etti.

Aradan geçen 15 yıl içinde Öcalan'ın hem devlet hem de Türk kamuoyu nezdindeki algısı değişti. Devlet açısından bunun iki nedeni var: İlki, Öcalan'ın bağımsız bir devleti içermeyen ve 'Türkiyelileşme' düşüncesine yaslanan bir çözümü savunması. İkincisi ise, PKK'yı kendi çözüm çerçevesi içinde tutabilmesi. Yani hem PKK'yı kontrol edebilme gücüne sahip olduğu, hem de tüm topluma sunulabilir bir çözüm perspektifi sunduğu için devlet Öcalan ile görüşüyor, müzakere ediyor. Eğer Öcalan, maksimalist taleplerde bulunsa veya PKK'ya sözünü geçiremeseydi, muhtemelen devlet Öcalan'la böyle bir ilişki kurmazdı.

Toplumun Öcalan'a bakışını değişmesine gelince, burada da iki sebepten bahsedilebilir. Birincisi, çözüm süreci: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte süreci başlatan iki aktörden biridir Öcalan. Ölüm oruçlarını durdurdu, ateşkes çağrısı yaptı, silahın devrinin kapandığını ilan etti. Süreci sabote etme potansiyeli taşıyan eylemlere karşı sürekli uyarılarda bulundu, Kandil'in raydan çıkmasını engelledi, sürecin süreklilik kazanmasını sağladı. Çatışmaları durduran ve ölümleri sonlandıran süreç toplumun desteğini arkasına aldı. Toplum sürecin başlamasında ve devamında Öcalan'ın çok büyük bir rolünün olduğunu teslim etti.

İkincisi ise, Öcalan'ın Gezi olayları ve 17 Aralık'ta takındığı tavrı: Öcalan ve Kürt siyaseti, burada ilkesel doğruları savundu ama kitleyi sokağa sürmedi, hükümeti iş yapamaz bir duruma getirmedi. Kendisine yapılan çağrılara siyaset dışı yollara iltifat etmedi. 'AKP ile barış olmaz' diyenlere karşın süreci sürdürdü. Bu, hükümeti destekleyen muhafazakar ve mütedeyyin toplumsal kesimlerin Öcalan'a ilişkin değerlendirmelerinde önemli bir değişim yarattı. Öcalan'ın krizden istifade etme yoluna gitmediği, ülkeyi ateşe atmadığı, sorumlu davrandığı düşüncesi yaygınlaştı. Öyle ki 'İyi ki Öcalan var' diyenlerin sayısı çoğaldı.

Bu algı değişimi, hem Öcalan'ın muhataplığını doğallaştırıyor ve onunla yapılan görüşmelere olan desteği büyütüyor, hem de bundan sonra yapılacak olan daha geniş çaplı düzenlemelerin toplum tarafından kabulünü kolaylaştırıyor.

Vahap Coşkun, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi. Lisans ve yüksek lisans öğrenimini Dicle Üniversitesi'nde gördü, doktorasını ise Ankara Üniversitesi'nde tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda makalesi yayımlandı. İnsan hakları, demokrasi, Kürt Sorunu ve bunun hukuki yansımaları üzerine çalışmaları bulunuyor.

Al Jazeera

Güncelleme Tarihi: 20 Şubat 2014, 14:42
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241