banner259

Taşgetiren: Danimarka'daki karikatür olayından daha vahim

Politik Eksen'de gündemdeki gelişmeleri değerlendiren Ahmet Taşgetiren'den Şefkat Tepe dizisine tepki göstererek; 'Danimarka'daki karikatür olayından daha vahim' dedi

Taşgetiren: Danimarka'daki karikatür olayından daha vahim
'Politik Eksen' programında Kabataş'ta başörtülü kadına saldırı olayı ve Şefkat Tepe'deki görüntüler üzerine konuşuldu. Dün çıkan görüntülerin şuan yürütülen operasyonun bir parçası olduğunu söyleyen Taşgetiren, ayrıca mağdurun medya tarafından da linç edildiğini aktardı. Şefkat Tepe hakkında yorumda bulunan Ahmet Kekeç, Danimarkalıymış gibi, bu hassasiyetleri bilmiyormuş gibi karşıma çıkma diyerek sert tepki gösterdi.

YÜRÜTÜLEN OPERASYONUN BİR PARÇASI

Bu yürütülen olayın kampanyanın bir parçası olduğunu söyleyen Ahmet Taşgetiren şunları söyledi:

Ortada iki gerçeklik var. Bir; mağdure hanımefendinin anlatımları var. Bir de bu sözü edilen görüntü var. Bu görüntünün ne kadar sıhhatli olduğu tartışılması lazım. Yani çok sınırlı bir görüntü, çok flu bir görüntü ve olayın bütün boyutlarını verip vermediği bilinmeyen bir görüntü. Türkiye bugünlerde en çok montajları konuşuyor. O çerçeveden baktığınızda bu görüntülerin ‘nasıl bir montajlama ile Kanal D ekranlarında yayınlandı’ sorusu bence yabana atılır bir soru değil. Sanki Türkiye’de başörtü konusunda çok rahat geçmişten geliyoruz biz. Yani başörtülü kadınlar konusunda hiçbir sorun olmadı da böyle bir olaya asla ihtimal verilmez gibi bir kanaate dayanıyor.

GAZETECİLER BUNU YAZMAMIŞ OLSALARDI BU OLAY HİÇ DUYULMAYACAKTI

Halime Kökçe, gazetelerde özür dilesin gibi bir kampanyaların başlaması üzerine, aslında mağdureden dilenmesi gerektiğini söyledi. Kökçe şunları söyledi:

Bu konu medyaya mağdur hanım tarafından yansıtılmış değil. Gazeteciler ‘bir özür dilesin’ gibi kampanya başlattılar. Burada bir özür olacaksa mağdure hanımdan dilenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü gazeteciler bunu duyup yazmamış olsalardı o asla konuşmayacaktı. Sadece bizim hiç haberimiz olmayan bir yargı süreci devam edecekti. Medyaya asla konuşmayı düşünmeyen ve nitekim halen konuşmuş değil ve belki de hiç konuşmayacak birisinin bütün bu olayları kurguladığı söyleniyor bu akıl alır gibi değil. Bir de içinde bir çelişki barındırıyor.

MEDYA LİNCİNE DE UĞRADI

Ahmet Taşgetiren, saldırıya, lice uğrayan kadının bir de medya tarafından linç edildiğini söyledi. Taşgetiren şunları aktardı:

Başından beri aslında o olayı yaşadı ve bir lince uğradı. Bir de o günden bu güne medya lincine uğrayarak geliyor. O kadının travmasını Halime Kökçe de gördü, Elif Çakır da gördü, Balçiçek İlter gördü. Ama siz bütün bunlar bir roldü gibi bir noktaya getiriliyor. Buna da insafsızlık diyorum. Geziyi bu işin gölgesinden kurtarmaya çabası olarak görüyorum.

BAŞÖRTÜLÜLER İLK YILLARDA “SIKMA BAŞ” DİYE HAKARET EDİLİYORDU

Türkiye’de başörtüsü örtünmenin ilk defa görünür hale gelmeye başladığı dönemde başörtülü bir kadının adı; SIKMA BAŞ’tır. Yani hakaretler oradan geliyor. Başörtüsünün kamu alanında meşruyeti birkaç ay önce gerçekleşen bir şeydir. Parlamentoya başörtülü olarak girilemeyen bir ülke. Türkiye’de çarşaf yırtıldı mı? Evet yırtıldı. İstanbul’da Baykal çarşaflıya rozet taktı, Mersin’de CHP’liler çarşaflının çarşafını çıkardılar. Türkiye’de böyle bir nefret boyutu var. Gezi olayları gibi tansiyonun son derece arttığı bir atmosferde bu tarz bir olayın olması son derece beklenebilecek bir şeydir. Ama hakikaten keşke olmasaydı. Bugüne kadar başörtülülere yapılan zulüm olmasaydı.

HİZMET CAMİASI DA SEVİNİYOR

Bakıyorum hizmet camiasından bir takım insanlar da böyle bir sonucun ortaya çıkmasından (sonuç mu ayrı bir şey) seviniyor, o tedavüle girmiş bulunuyorlar.

GEZİDE ÖTEKİNİ TEHLİKE OLARAK GÖREN BİR USLÜP VARDI

Ahmet Kekeç, Gezinin çevre hassasiyetleriyle başlayıp, sonrasında ideolojik bir hüviyete girdiğini söyledi. Kendileri için normal olan yaşam tarzının, öteki için kabul etmediklerini belirtti. Kekeç şunları söyledi:

Gezide ‘yaşam tarzıma dokunma’ uyarısı üzerine yürüyen ama ötekinin yaşam tarzını sorgulayan, ötekinin yaşam tarzını tehlike olarak gören bir uslüp vardı. Aynı zamanda sınıfsal niteliği vardı. ‘Pahallı pahallı jiplere biniyorlar’, ‘şöyle şöyle evlerde oturuyorlar’, ‘Nişantaşı kafelerinde görülüyorlar’ falan gibi kendileri için doğal sayılan bir takım davranışları ya da tüketme alışkanlıklarını kendi varlığı için tehlike gören bir uslüp vardı Gezi Parkı olaylarında. Gezi Parkı çevre hassasiyetleriyle başlamıştı ama ideolojik bir hüviyete büründükten sonra doğrudan diğerinin yaşam tarzını tehlike gören bir siyaset üzerinde devam etti.

KADIN HASSASİYETLERİ BU OLAYDA GÖSTERİLMEDİ

Normalde kadınların uğradıkları bu gibi olayların gösterilmesinin uygun olmadığını ve bugüne kadar böyle yapıldığını ama bu hassasiyetin Kabataş’daki mağdur kadın için uygulanmadığının altını çizdi. Burada da ideolojik ayrımcılık yapıldığını söyleyen Taşgetiren şunları söyledi:

Medyada zaman zaman saldırıya uğrayan, tacize uğrayan kadınlarla ilgili haber olur. Onların poliste, adli tıpta ya da mahkemede olay anını anlatılmak istenmesine medya olarak tepki gösterilir. Bu o kadına yeniden yaşatılıyor diye. Orada gösterdiğimiz duyarlılığı burada göstermiyoruz. Orada bir ideolojik ayrımcılık var. Yani orada kadın hakları savunucusu bir medya söz konusu. Burada da bir kadını tepeleyen, üstünü çiğneyen, aman anlat, aman görüntülerini ver falan. Diyelim ki bu görüntünün biraz daha devamı oldu. Onun neresini yayınlanmasını isteyecekler?

ŞEFKAT TEPE’DEKİ GÖRÜNTÜ DANİMARKA’DAKİ KARİKATÜR OLAYINDAN DAHA VAHİM

Şefkat Tepe dizisindeki rezalet sahneyi cinayet olarak nitelendiren Taşgetiren şunları söyledi:

Türkiye’de bu kadar insan bu tarz bir görüntünün haddi aştı konusunda birleşiyor. Diyanet’in bu konuda net açıklamaları var. Birçok ilahiyat hocalarının bu konuda net açıklamaları var. O senaryo çerçevesi bir takım insanlar tarafından komedi gibi seyredilebilecek bir nitelik de taşıyor. Resulullah Efendimizi böyle somutlaştırmak ve bir hikayenin parçası haline getirmek ona saygıyı ifade etmiyor. Gerçekten nazik ifadeler kullanmaya çalışıyorum. Bunu seyreden bir takım insanlarla konuştum. ‘Kanımız dondu’ ifadelerini kullandılar. Ben ‘bu cinayettir’ ifadesini kullandım. Tanıdığım entelektüel bir hanımefendi ‘Danimarka’daki karikatür olayından daha vahim’ bu dedi. Bunu Danimarkalı birisinden bunu bekleyebilirsin ama Türkiye’de Peygamber Efendimize böyle bir karikatürize senaryo içerisinde rol veremezsin.

SÜNNİ GELENEKTE BÖYLE BİR ŞEY YOK

Sünni gelenekte Peygamber Efendimiz herhangi bir biçimde temsil edilmiyor, resmedilmiyor. Hatta Hulefa-i Raşidin, yani dört halife de resmedilmiyor. Hz.Hasan, Hz. Hüseyin resmedilmiyor. Hatta Çağrı filminde Hz. Hamza’nın Antony Quin ile temsil edilmesi kafamızda Hz Hamza’yı tahayyül etmeye çalışsak, Antony Quin gibi biri aklımızda kalıyor. Herkesin içinde nasıl doğuyorsa öyle anlaşılsın.

İSTİSMAR KELİMESİ ASLA KABUL EDİLEMEZ

Deyim yerindeyse; Peygamberimizle bir başkasını dövüyoruz. Kuran ile bir başkasını dövüyoruz. Benim Kuran’ım senin Kuran’ını döver gibi hakikaten bir takım müesseseleri birbirimizi dövmek için kullanıyoruz. İstismar kelimesi İslam’ın asla kabul etmediği bir şeydir.

DANİMARKALIYMIŞ GİBİ KARŞIMA ÇIKMA

Ahmet Kekeç, STV’de sahneyi hazırlayan insanlara şu soruyu yöneltti: İnsanların bu görüntüden dolayı rahatsız olmaları, çeşitli yorum yapmaları sizi hiç rahatsız etmedi mi? Kekeç, görüntü hakkında şunları söyledi:

Danimarka’da Peygamberimizin karikatürleri yayınlandığında tepki topladı. O karikatürü yapan da, hatta Danimarka kamuoyu da ‘ne oluyor?’ falan şaşırdılar. Niye bu tepki? Çünkü onlar Hz. İsa’yı türlü kılıklarda resmediyorlar. Bir takım pornografik öğelerle yan yana getiriyorlar ve bir şey olmuyor. Şimdi onların kültüründe, kabulünde bu var. Bu son derece doğal. Onların anlamadığı şey; İslam dünyasının buna tepki göstermesi. Şimdi sen de kardeşim bana Danimarkalı rolü yapma. Danimarkalıymış gibi karşıma çıkıp da ‘ne var ki bunda’ deme. İnsanlar bundan rahatsız oldular.

DİNDAR KESİMLERLE HİZMET HAREKETİ ARASINDA CİDDİ BİR FARKLILAŞMA ORTAYA ÇIKTI

Ahmet Taşgetiren hizmet hareketinin dindar kesimler arasında farklılaşma ortaya çıktığını söyleyerek cemaate 'yalnızlaşıyorsunuz' dedi. Taşgetiren şunları söyledi:

Toplumda şu tarz bir muhakeme yürütülüyor: Bu iktidar Türkiye’de inanç özgürlükleri alanında çok ciddi açılımlar yapmış bir iktidardır. Türkiye’de dindar toplum kesimleri bu iktidara kadar bu kadar geniş bir özgürlük alanı bulamadılar. Böyle bir iktidarı sarsmak, devrilmesi için çalışmak acaba dindar bir toplum kesiminin işi mi olmalı? Orada ciddi bir vebal söz konusu değil mi? tarzında ciddi bir itiraz söz konusu. Onun için de yalnızlaşıyorsunuz diye bir yazı yazdım. Şuanda dindar toplum kesimleriyle hizmet camiası arasında çok ciddi bir farklılaşma ortaya çıktı.

Güncelleme Tarihi: 15 Şubat 2014, 11:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner140

banner141