banner279

Suriye’deki yabancı savaşçılar konusu

Taha Kılınç

 Suriye’deki yabancı savaşçılar konusu

Suriye'deki çatışmalarda yer alan yabancı savaşçılar konusu, 2011'den bu yana devam eden savaşın en tartışmalı yönlerinden biri. Suriye İslâm Konseyi Başkanı Usame Rıfâi geçtiğimiz günlerde yaptığı “Suriyeli muhaliflerin yabancı savaşçılara ihtiyacı yok. Ülkede devrime hizmet edecek, koruyacak güç ve cesarete sahip yeteri kadar genç var” açıklamasıyla tartışmalara yeni bir boyut getirdi. 

İstanbul'da ikamet eden Rıfâi'nin, yabancı savaşçıların Suriyeliler için bir yük haline geldiği, bu kişilerin muhaliflerin terörle ilişkilendirilmesinde bahane olarak kullanıldığı şeklindeki sözleri de özellikle dikkat çekiciydi. 

Usame Rıfâi'nin kastettiği yabancı savaşçılar, kendilerini 'küresel cihad'ın üyesi birer 'muhacir' olarak adlandıran Selefiler; özellikle de El Kaide ve benzeri fraksiyonların mensupları. Kavramların direkt tercümesiyle ifade edecek olursak: Rıfâi, Selefi savaşçıların artık direnişe zarar vermeye başladığını, Suriyelilerin rejime karşı kendilerini savunacak durumda olduklarını söylüyor. 

Bu sözlerdeki doğruluk / yanlışlık payını tespit edebilmek için, Suriye olaylarının tarihine kısaca göz atmak ve şu anda sahada neler yaşandığına atıfta bulunmak yerinde olur. 

Suriye'deki halk ayaklanması, 2011 yılının mart ayında tamamen barışçıl protesto gösterileri şeklinde başladı. İlk haftalarda, Esed yönetiminin reform vaatlerini tutacağını uman kitleler, ellerinde Suriye bayraklarıyla şehirlerde meydanları doldurdular. Ancak kısa süre içinde rejim, göstericilerin üzerine ateş açarak ve gözaltına aldığı muhaliflere ağır işkenceler yaparak gerilimi tırmandırdı. İlk protestoların üzerinden birkaç ay geçtikten sonra, Baas rejiminin bütün gücüyle muhaliflerin üzerine abandığı, onların da kendi imkânlarıyla direnmeye çalıştıkları bir manzara ortaya çıktı. 

Ayaklanmanın ilk döneminde, muhaliflerin yanında yabancı savaşçılar yoktu. Ama Esed iktidarına Hizbullah'tan ve İran'dan askeri ve istihbarî destek geliyordu. Sahada durumun muhaliflerin aleyhine dönmesi üzerine, Suriye'ye yabancı savaşçı akını başladı. Bunların hepsi El Kaide zihniyetinde insanlar değildi. Savaşın sonraki aşamalarında bu savaşçıların bir kısmı El Kaide'ye, bir kısmı diğer muhalif gruplara katıldı; bir kısmı da DAEŞ denilen organizmaya dâhil oldu. Eş zamanlı olarak, İran ve Rusya da Suriye topraklarında bilfiil asker savaştırmaya başlayınca, Suriye'deki mücadele yerli unsurların geri plana düştüğü, dünyanın bütün istihbarat teşkilâtlarının işin içine girdiği, uluslararası bir kapışmaya doğru evrildi. 

Suriye olayları 5 yılı aşkın bir süredir devam ediyorsa, bunda birinci derecede âmil olan unsur, her iki tarafta da yabancı unsurların yoğun şekilde yer alması. Suriyeli muhaliflerin safına yabancı savaşçı akını olmasaydı, Esed rejimi ayaklanmayı birkaç ay içinde bastırırdı. Yerli muhalifler, bu yabancılardan hem savaşmayı öğrendiler, hem de onların dış bağlantı ve destekçilerinden faydalandılar. Ve sıklıkla, yabancıların başlatıp devam ettirdiği çatışmalara katılmak durumunda kaldılar. 

Öte yandan, ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin istikrarlı ve tutarlı bir Suriye politikası izleyememesinin en önemli nedeni de yabancı savaşçılar. Savaşın ana omurgasının El Kaide ve müttefiki grupların üzerinde durduğunu fark eden uluslararası güçler, “ehven-i şer” olarak Esed rejiminden yana dümen kırdı. 

Dolayısıyla, Usâme Rıfâi'nin “Biz kendi ülkemizi kendimiz koruruz. Yabancı savaşçılar çekilsin” temennisi, sahadaki gerçekliklerle pek örtüşmüyor. Özgür Suriye Ordusu ve diğer 'yerli' grupların savaş kapasitesi, Selefi gruplarla kıyas edilemeyecek kadar zayıf. Bundan hoşlanılsın ya da hoşlanılmasın, Suriye'deki realite böyle. 

Elbette, Rıfâi'ye “Yabancı savaşçılar, Suriyeliler için bir yük haline geldi” cümlesini kurduran başka bir realite daha var Suriye'de. Ülkeye savaşmak için gelen yabancıların yerel kültür, din anlayışı ve sosyolojiyle zaman zaman sürtüştükleri ve çatıştıkları vaki. Bazı esnemeler ve ittifak girişimleri gerçekleşse de, halk kitlelerinin genel üslubuyla savaşçı grupların dili arasında hâlâ ciddi bir fark var. Bu fark, DAEŞ'in yarattığı korkuyla birleşince, ortaya çıkan manzara sıradan halk için ürkütücü hale gelebiliyor. 

Söz konusu Selefi savaşçıların, savaş sonrasında nasıl bir toplum tasavvur ettikleri, Suriye halkının bu tasavvura ne ölçüde kabul göstereceği, cihadî-Selefiliğin ne tür bir siyasal sistem kurmayı hedeflediği, bu sistemde diğer Müslümanların hangi haklara sahip olacakları gibi ciddi sorular var. Rejime karşı olduğu halde, 'şeriat' kavramını Selefiler gibi algılamayan dindar kesimlerin, bu sorular üzerinden geliştirdiği korku ve çekinceler de, Suriye'de mevcut diğer realite. 

Suriye'de yaşanan savaşın ortaya çıkardığı sosyal, siyasal ve dini meseleler, tek bir yazıyla özetlenemeyecek kadar çeşitli ve çok katmanlı. Tüm bu meseleleri soğukkanlılıkla ve gerçek verilere dayalı biçimde konuşmaksa, şu anki en acil ihtiyaç.

 

YENİ ŞAFAK

Güncelleme Tarihi: 09 Kasım 2016, 09:59
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241