banner207

Suriye İçin İyi Senaryo Yok!

Ceyda KARAN

Suriye İçin İyi Senaryo Yok!
 Yanlış hesap Bağdat’tan döner” derler. Suriye’ye bakınca 21’inci yüzyılda bunu “Yanlış hesap Şam’dan döner” diye değiştirmek gerekir. Fena hâlde yanlış hesaplar yapıldı. Suriye, bölgesel ve küresel güçlerin vekaleten savaş diyarı oldu. Masumların kanı akıyor ve her savaşta olduğu üzere “sütten çıkmış ak kaşık” yok. Şimdi iki yıl sonra bir yandan “askerî müdahale kartı” gösteriliyor, bir yandan da “yeni diplomatik girişim” gündemde. Askerî kartın çıkarılma sebebi ABD Başkanı Barack Obama’ya baskı yapan “şahinler”. Diplomatik girişimin sebebi ise ABD ile Rusya’nın Ortadoğu’da ortak düşman tesbiti: “radikal İslam”.

     Öyleyse Başbakan Tayyip Erdoğan, “uçuşa yasak bölge” çağrısı eşliğinde ABD yolunu tutmadan önce uluslararası resme bakalım:

     1- Diplomasi girişimi

     » ABD ve Rusya dışişleri bakanları geçen hafta Moskova zirvesinde, iki yılda uzlaşılan tek “yol haritasını”, Haziran 2012 tarihli Cenevre mutabakatını canlandırmak için mayıs sonu yeni uluslararası konferans toplamakta anlaştılar. Girişime; Suriye onay verdi, Arap Birliği destekledi, İran memnun.

     » Cenevre mutabakatının amacı, Şam yönetimi ile muhalefet temsilcilerini buluşturup geçiş hükümeti kurdurarak siyasi çözüm sağlamak. Kilit mevzu “Esad’ın akıbeti” açık bırakılmıştı. ABD “Esad süreçte yer alamaz”; Rusya, “Esad’ı dışlamak önkoşul olamaz” diyordu. İşte Moskova’da Kerry tutumunu yumuşattı, “kişisel olarak artık Esad’ın nasıl kalabileceğini anlayamıyorum” demekle yetindi. Roma’da da “Kanaatimiz Esad’a yer olmadığı” söylemini yineledi. Lavrov’un “Özel bazı insanların kaderiyle değil, Suriye halkının kaderiyle ilgiliyiz” sözü taviz sayılsa da devamında, “bu kadere ve özel kişilerin kaderine Suriyeliler karar verir” vardı. Şu cümle eşliğinde: “Suriye halkı soyut bir kavram değil, sadece rejim değil, sadece yıllardır ülke dışındaki muhalefet değil, tüm bir ulus. Nüfusun büyük bir kısmı rejimin devrilmesinden korkuyor, rejime karşı savaşanların üstün geleceğinden ve ülkeyi aşırılıkçıların yöneteceğinden..”

     » Diplomatik hesap şu: Muhalifler (ve Katar/Suudi/Türkiye Sünni üçgeni) ABD baskısı ile başta Esad’ın temsilcileriyle buluşursa, Rusya geçiş hükümeti kurulması noktasında “Esad’sız çözüme” razı gelecek.

     » Zorluk çok. Bir ara geçen ay istifa eden muhaliflerin lideri Muaz el Hatip “Esad’la da masaya otururuz” demeye kalkınca bin pişman edilmişti. ABD baskısıyla “başbakan” yapılan “Teksaslı” Hasan Gitto’yu tanımayan sahadakiler Esad’lı müzakereyi reddediyor. Rusya’nın da Şam’ı ikna gücü tartışmalı.

     2- Savaş çanları

     » Amerika’daki neoconlar ve liberal müdahaleciler “eylem” istiyor, Obama’yı “zayıf” gösteriyor. İsrail istihbaratı kaynaklı “Suriye kimyasal silah kullandı” iddiası karşısında, Obama önce bocaladı, “Şüpheler var ama sağlam kanıt yok. Kim kullanıyor bilmiyoruz” dedi, şaibeli iddialarla karar almayacağını belirtti. Ama Irak yalanları ortadayken mevzu artık gündemde. En son Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Rolling Stones dergisiyle söyleşisini not edin. Biden, Bush yönetimi gibi dünyada güvenilirliklerini yitirmek istemediklerini söyledikten sonra “Bu silahları rejim mi, yoksa el Kaide ile bağlantılı muhalifler mi kullandı bilmiyoruz” dedi.

     » BM İnsan Hakları Komsiyonu’nun üyesi eski UCM başsavcısı Carla Del Ponte’nin kimyasal silahları asıl “isyancıların kullandığı” iddiası “savuşturuldu”.

     » Suriye ordusunun sahada kazanımları artıyor. Batı medyasına göre silahlı muhalefet kitlesel halde El Kaideci Nusra Cephesi’ne katılıyor. Britanya ve Fransa, “silah temininde gecikirsek Cihatçılar hâkim olacak” telaşında. “Afganistan’da 1980’lerde Taliban’ı yarattık” ikazına aldıran yok. Senato Dışişler Komitesi’nin Demokrat Başkanı Robert Menendez, “bazı” isyancı unsurları silahlandırmayı içeren tasarıyı hazırladı. “Nusra kontrolü alırsa Esad’dan beter olur” diyen yardımcısı Bob Corker’ın “Zaten sahada bilinenden çok daha fazlasını yapıyoruz” sözü önemli.

     » İsrail’in “sadece Hizbullah’a giden silahları hedef seçtiği” iddiasıyla Suriye’yi ikinci kez vurması şahinlerin mesajı.

     » Askerî hesap, seçilmiş isyancıların silahlandırılması, uçuşa yasak bölge ve hava savunma sisteminin vurulması.

     » Suriye’ye zaten yardım eden İran’ı yahut Lübnan’daki Hizbullah’ı hesaba katan yok. Nasrallah’ın, en son “Biz daha sahaya inmedik bile” sözleri manidar.

     Rusya, ABD’ye geçit verse bile “bölgesel savaş riski” yüksek. Ne diplomasi ne de askerî seçenekte kolay çözüm yok. Suriye en iyi ihtimalle Lübnan’a, fakat kuvvetle muhtemel Somali’ye dönecek... Yani bir Alevi devleti ki Rusya, İran’a yakın; bir Sünni devleti ki Katar, Suudi ve Türkiye’nin yörüngesinde, bir Kürt bölgesi o ne olacak belli değil ve en tehlikelisi “Tora Bora El Kaide” kalıntılarından mütevellit bir parça! Yani ayıkla pirincin taşını!


     Avrupalının Avrupa’ya güven bunalımı

     Avrupa’da geçen hafta “parti vaktiydi”. “Yaşlı kıta”, 63 yıl önce dünyanın ilk uluslarüstü entegrasyon projesinin temellerinin atıldığı 9 Mayıs’ı, “Avrupa Günü” olarak kutluyor... Gerçi AB’yi AB yapan insan hakları, demokrasi, eşitlik fikrinin ilan tarihi 5 Mayıs, olduğundan farklı etkinliklerle “kutlama haftasına” dönüşüyor. Ancak Avro krizinin ortasında kimsenin “partilik hâli” yoktu. Nitekim bir gün önce AB kurumlarının 3 bin 500 çalışanı bile bütçe kesintilerine karşı bir günlük greve gitti. AB çapındaki borç krizinin tetiklediği resesyon ve işsizlik haleti ruhiyeyi belirliyor. “Zengin Kuzey”-“Yoksul Güney” ayrımı, milliyetçilik ve popülizm gündemin baş maddeleri.

     Avrupalı’nın “AB aşkı bitmedi” ama “tutkunun” tükendiği aşikâr. Nisan sonu Eurobarometre anketine göre, birliğe “güvensizlik” tavan yapmış. İşsizliğin yüzde 27’lere çıktığı İspanya’da beş yıl önce yüzde 65 olan güven oranı yüzde 20’ye düşmüş. “Tutkulu” İtalyanlarda yüzde 53’ten yüzde 28’e... Resesyondaki Fransa’da güvensizlik yüzde 41’den 56’ya çıkmış. “Avrupa’nın şüphecisi” Britanya’da yüzde 49’dan 69’a yükselmiş. Hâlâ en zengin ve çelik disiplinlisi Almanya’da güvensizlik oranı yüzde 59. Gönülsüz Kuzeyliler... “Yoksul Güney”in ruh hâlini biliyoruz. Güney’i sırtlamakta gönülsüz Kuzeylilerde ise hayra alamet olmayan gelişmeler var.

     Almanların, 22 eylüldeki seçim öncesinde ruh hâllerini yansıtan “Almanya İçin Alternatif” isimli yeni parti. Oy oranı yüzde 4’te, barajın hemen altı. Maliye Bakanı Wolfgang Schaueble “Ciddiye almalı” diyor. Her dört Alman’dan biri, partinin Avro Bölgesi’nden çıkılmasını isteyen bu partiyi desteklemeyi değerlendirebileceğini söylüyor. Güney en fazla da Almanya için dert. Merkel sıkı mali politikaları zorluyor. Almanlar istatistiklere bir bakmışlar, ne görsünler! İspanya, Yunanistan, Portekiz ve İtalya’dan Almanya’ya göç yüzde 40-45 oranında artmış. Doğu Avrupalılar zaten malum. Eh işsizlik kendilerinde çift rakamlı hanelerde gezerken, Almanya’da yüzde 6,9.

     Britanya’da ise son yerel konsey seçimlerinde AB ve göçmenlere karşı çıkan Britanya Bağımsızlık Partisi (UKIP) şoku var. Başbakan David Cameron’un Muhafazakâr Parti’sinin geleneksel oy deposu kırsal kesimde her dört oydan birisi bu partiye gitmiş. Yani 2015’te ikinci kez iktidar isteyen Cameron için alarm zilleri çaldı. “Demir Leydi” Thatcher’a yıllarca maliye bakanlığı yapmış Nigel Lawson’ın Times gazetesine makale yazıp “AB’den çıkmamız lazım” dediği bir dönemde... Cameron yine seçilirse “AB’yi referanduma götüreceğini” duyurmuş olsa da şimdilik ortalığı teskin ediyor. Bunun yerine mesela göçmenleri ülkeye gelmekten “men etme” hedefli yeni yasa çıkarıyor.

     Rövanşist bir hissiyatla “AB çökecek, oh olsun” dememeli. Öncelikle ayıptır, kapısında bekliyoruz. Yıllarca Avrupa’yı burnu büyüklükle suçladıktan sonra yakışık almaz. En mühimi de 28. üyesi Hırvatistan’ı da üye yapan, Balkanlar’ı sıraya dizmiş AB, hâlâ etnik çatışmalardan azade, insan hakları, hukukun üstünlüğü, dayanışma kavramları ile refahın eşitlikçi paylaşımı için mücadele zemininin bulunduğu bir diyar.

     CAMERON KAÇMAYA ÇALIŞIYOR, MERKEL BIRAKMIYOR

     Birisi AB’nin “motor gücü” Almanya’nın Şansölyesi, diğeri “AB şüphecisi” Britanya’nın Başbakan’ı... Angela Merkel, AB’yi krizden kurtarmak için üyelere sıkı bütçe politikaları uygulatıyor. 2015’te yine seçilirse 2017’de Britanya’nın üyeliğini referanduma sunacağını duyurmuş David Cameron ise ülkesini Avrupa’dan uzak tutmaya çalışıyor. Merkel ile eşi nisan ortasında Cameron’u ailesiyle birlikte Berlin yakınındaki Meseburg Sarayı’nda ağırladı. Ancak bu gayrı resmi zirvede Cameron’un Britanya’nın birliğe daha da gevşek üyeliğinin tartışılması talebini reddetti.

     Yukarı Volta, Aşağı Burkina Faso

     » Burkina Faso, nam-ı diğer Yukarı Volta... Geçen hafta Ankara’daki basın toplantısında fenalaşarak bayılan Dışişleri Bakanı’nın geldiği memleket. Djibril Yipene Bassole’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile kameralar karşısına geçtiğinde yaşadıkları üzücü elbette. Fakat tüm dünyada ilgiyle izlendi. Yabancı bakanın grip ve yorgunluktan bayılmasını, “Hoca” lakaplı Davutoğlu’nun “uzun konuşmalarına” bağlayarak espri yapanlar eksik olmadı. Merak edilmeyen tek husus Burkina Faso’nun neresi olduğu...

     İki etnik kimlikten ülke ismi

     “Yukarı Volta” ülkenin 1984 yılına kadar olan ismi. Türkçe’deki “volta atmak” deyimiyle alaka kurmayın. Zira bu isim Batı Afrika’da Gine Körfezi’ne akan Volta Irmağı’nın üzerindeki konumundan geliyor. Sahra Çölü’nün güneyinde, Gana’nın kuzeyinde bir ülke. 1896’da Fransız sömürgesi olmuş. Bağımsızlığını 1960’da kazanmış. Yarı başkanlık sistemi var. Başkentini söylemesi biraz zor, Ouagadougou. Diğer Afrika ülkeleri gibi darbelerden azade değil, fakat farklı etnik grupların yaşadığı ülkeler için “isim bulma” konusunda emsal. 1984’te darbeyle gelen solcu başkan Thomas Sankara, ülkenin iki önde gelen etnik grubunun dilleri Mori ve Yulan’dan yeni isim türetmiş, olmuş size Burkina Faso. Burkina, Mori dilinde “onurlu, dürüst adam”, Faso Yulan dilinde “babavatan” demek. İkisinin birleşiminden “onurlu, dürüst insanların vatanı” çıkıyor. Sankara geldiği gibi gitmiş, 1987’de devrilip öldürülmüş. Şimdiki başkanı Blaise Compaore de eski darbeci. Burkina Faso, bırakın Afrika’yı dünyanın en yoksul 3. ülkesi. İnsan hakları ve demokrasi karnesi de hayli zayıf. Sierra Leone’deki elmas kaçakçılarının oyun sahası. BM raporlarına göre okuma yazma oranı yüzde 12,8. 15 milyonluk nüfusun yarısı Müslüman, yüzde 30’u Hıristiyan, yüzde 20’si animist.

     İsrailli kadın ‘arka koltuk’ savaşını kazanıyor

     » İsrail’de dindar mahallelerde kadınlara otobüslerin arka koltuklarında oturmayı layık gören uygulamaya yasak geliyor. Adalet Bakanı Tzipi Livni, cinsiyet ayrımı güden yobazlara set çekecek yasa tasarını hazırladıklarını duyurdu, “Kamusal alanda kadınlara böylesine ayrımcılıklar kabul edilemez.” dedi. Seküler çoğunluk ve ultra- Ortodoks azınlık arasındaki mücadele sivil hayatta pek çok alanda var. İnsanlar nasıl evlenecekleri, nasıl boşanacakları, nereye gömülecekleri gibi kararlarını Ortadoks hahamlara sorarak almak zorunda. Kendileri seküler olsalar bile. Bu yüzden ülke dışında evlenenler azımsanacak gibi değil. İsrailli kadınlar son olarak Ağlama Duvarı’nda ayrı yerde durmalarına karşı protesto kampanyası başlatmıştı.

     Dindarların devletten daha fazla paralar alabilmesi ve askerî hizmetlerden muaf olması gibi ayrımcı uygulamalar son seçimde laik partilerin güçlenmesini sağlamıştı.

     İran’da cumhurbaşkanlığı için Rafsancani de aday

     » 14 Haziran’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri için adayların kayıt süresi doldu, gözler, onay mekanizması olan Anayasayı Koruyucular Konseyi’nde. Muhafazakâr cephede dinî lider Ayetullah Ali Hamaney’in danışmanı Gulam Ali Haddad Adil ile sertlik yanlıların temsilcisi sayılan nükleer başmüzakereci Saed Celili adaylıklarını koydu. Bu cephede öne çıkan diğer iki aday eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti ile Tahran’ın karizmatik Belediye Başkanı Muhammed Bakır Galibaf. Dinî liderin en büyük derdi 2009’da tartışmalı biçimde seçilen fakat üçüncü kez yarışa giremeyen Mahmud Ahmedinejad’ın adayı olan dünürü Esfendiyar Rahim Meşai’yi engellemek.

     Reformcu cepheye gelince... Gözlerin çevrildiği iki isim Haşimi Rafsancani ile Muhammed Hatemi. 1989-1997 yıllarında cumhurbaşkanlığı yapmış Rafsancani, Hamaney’in rızası olmadan yarışa girmeyeceğini söylemişti. Rafsancani de dün Hatemi’nin de yaptığı çağrının ardından son anda adaylığını koydu. Reformcu cephede diğer aday da yine Hatemi’nin eski yardımcısı Muhammed Rıza Arif.

     Putin ‘gri kardinali’ de harcadı

     » Rusya’da Vladimir Putin yönetiminde bir yaprak dökümü daha var. Kremlin’deki siyasi sisteminin kurucu unsuru “siloviki” ekibinden, “gri kardinal” lakaplı Vladislav Surkov istifa etti. Yarı Çeçen olan Surkov, Fransa’nın Kardinal Richelieu’süyle kıyaslanırdı. 2011’de Putin karşıtı protestolar başladığında Kremlin’deki danışmanlık görevinden ayrılmış ve Başbakan Dimitri Medvedev’in modernizasyondan sorumlu yardımcısı olmuştı. Ancak başında bulunduğu vakıf üniversitesinin bazı muhalif siyasi ve teknokratlara yasadışı paralar aktardığı iddiaları istifasını getirdi. Muhalif cephe ise gelişmelerin Putin’in siyasi oyunu olarak değerlendiriyor.

     Sonuça Medvedev güvendiği bir ismi yitirdi. Hem de Putin’in hükümetindeki bakanları ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm bulamadıkları için fırçaladığı, bunu da bilinçli olarak televizyonlardan yayınlattığı bir dönemde. Rus liderin 2000’lerin ortasında iki dönemini tamamlarken “tandem” yönetimi diye açıklayarak halefi ilan ettiği Mevdev’i de kovmanın eşiğinde olduğu dedikodusu ayyuka çıkmış durumda.

[email protected]

     TARAF
Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2013, 11:18
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner248

banner141

banner140

banner247

banner203