banner279

Star gazetesi yazarının şapşal yazısı

SALİH TUNA

Star gazetesi yazarının şapşal yazısı

Star gazetesi yazarının şapşal yazısı

Bundan 8-9 yıl mukaddem Hulki Cevizoğlu'nun Ceviz Kabuğu'nda rastlamıştım; dinamik, heyecanlı bir gençti; evrim teorisine karşı 'bilimsel' argümanlar öne sürüyordu.

Daha önce hiç görmemiştim, adını bile bilmiyordum ama (nasıl olduysa artık) mezkur programın tek başına konuğu olmuştu.

O sıralar Adnan Hoca'dan ayrılmış mıydı, yoksa ayrılmanın eşiğinde miydi, tam emin değilim. (Geçmiş zaman söylüyoruz, yalanımız olmasın.)

Adnan Hoca'yla mürit ilişkisi ilgimi çekmişti.

Merak etmiştim; acaba hangi ünlü işadamının veya devlet adamının mahdumuydu.

Çünkü Adnan Hoca'nın 'çarıklı erkan'dan hiç müridi yoktu. Hepsi nüfuzlu ailelere mensuptu.

Yanılmıştım; herhangi bir devlet adamı veya iş adamıyla alakası yoktu; lakin hepten de yanılmış değildim; ünlü bir köşe yazarının oğluydu.

Babası sadece ünlü değil aynı zamanda patronunun kıymetlisiydi.

O kadar ki, patronu gazetesini elden çıkarsa onu elden çıkarmıyordu. Kerameti sonradan anlaşıldı ama bahsi diğer, geçelim.

Ceviz Kabuğu'ndaki o programdan bir hayli sonra bir okurum, benden bahsediyor diye, bir yazısının linkini gönderdi.

Açtım baktım; evet, benden bahsediyordu kişisel blogunda.

Daha doğrusu, Yeni Şafak'taki 8 Mart 2006 tarihli yazımdan şuncağızı sitayişle iktibas etmişti: 'Keçecizade İzzet Molla'nın bilimsel bir mesele etrafında bilgili, malumatfuruş gayrimüslim bir adamla tartışmasına muttali olan avanak bir adam hayretle sorar: 'Yahu bu adam bu kadar bilgili olduğu halde ne diye Müslüman olmuyor?' İzzet Molla bu, hiç lafını esirger mi; lafı, doksan tabir edilen yerden filelere takar: 'Sende de bu kadar cahillik varken ne diye Hıristiyan olmuyorsun?..'

Daha sonra ne gördüm ne de rastladım.

Tam hafızamdan silinecekken, Star gazetesinde köşe yazarı olarak tebarüz ettiğini fark ettim.

Şansı mı yaver gitmişti, babası mı elinden tutmuştu, yoksa Mustafa Karaalioğlu mu keşfetmişti? Üçü birden de olabilir, üçün biri de; hangisi bilemiyorum.

Bildiğim şu: Her kula nasip olmayacak şekilde merdivenleri hızla tırmanıyordu.

Yıllar sonra konuk olarak katıldığımız bir televizyon programında karşılaştık.

Son derece terbiyeli, saygılı bir çocuk izlenimi bıraktı bende. Epey de kıvrak, işlek zekâya sahipti.

Gezi muhabbetiyle başlayan, 17 Aralık darbe sürecinde pik yapan öyle bir savrulma yaşadı ki netameli dönemlerde işlek zekânın, entelektüel olmanın yetmediğini; izan, insaf ve vicdan sahibi olmanın şart olduğunu düşündüm.

Vicdan yani adalet...

28 Şubat'ın büyük mazlumu, 15 yıldır mahpus damında çürütülen Salih Mirzabeyoğlu 'Tilki Günlüğü' adlı eserinde, 'Aşksız iman, merhametsiz aşk, öfkesiz merhamet, merhametsiz adalet olmaz!..' demişti.

Ne kadar haklı...

Geçenlerde bir arkadaşım haber verdi: Al-Monitor'da, 'Turkey's doctrine of pre-emptive authoritarianism' başlıklı yazısında fakirden, sıkı bir Erdoğan yanlısı yazar (a passionately pro-Erdogan writer) nitelendirmesiyle bahsetmiş.

Kişisel blogdan nereye; işi bayağı ilerletmiş maşallah.

Al-Monitor'da Yeni Şafak'ı da Erdoğan yandaşı bir gazete (a strongly pro-Erdogan daily) olarak betimlemiş. (Kendisinin de köşe yazarları arasında olduğu Star gazetesi artık neyin yandaşıysa.)

'Türkiye'de önleyici otoriterlik doktrini' arzı endam ediyormuş da fakirin 'Erdoğan Gül'ün nesi olur' (05.04.2014, Yeni Şafak) başlıklı yazısı buna mükemmel örnek teşkil ediyormuş.

Mahut zıpçıktı doktrinine mezkur yazımı meze yapacaksın, bari biraz insaflı yap şunu.

Liderliğin ayrıştırıcı vasıfları sadedinde dercettiğim bir ifadeyi neden bağlamından koparıyorsun?

Sayın Başbakan'ın Ankara'da Gezicilerle sabaha kadar konuşması uzlaşma arayışının ifadesi değil miydi? Dahası, uzlaşma sağlanmamış mıydı?

Ve, o netameli dönemde 'Hepimiz Mehmet Ali Alabora'yız' diyecek kadar empati kuran ben değil miydim?

Söz konusu naçizane yazımda Erdoğan için 'bu ülkenin tüm çocuklarına amca, gençlerine abi, yaşlılarına evlat yakınlığında duran bir lider' demedim mi?

Hem ne demek kuzum, 'Erdoğan'ın artan otoriterliği?'

Ne zaman, nerde karar verildi buna?

İktidara geldiği günden beri darbe girişiminden muhtıraya, suikastlerden partisine açılan kapatma davasına, Oslo sürecinin sızdırılmasından kişilik katline, 7 Şubat 2012 desisesinden (Markar dostumun ifadesiyle) 'Gezi gericiliği'ne kadar olmadık badire atlatırken mi otoriter oldu?

Halil Berktay'ın 'Serbestiyet' sitesindeki bir yazısında vukufiyetle belirttiği gibi, '...Gezi protestolarını süresiz bir devirmeciliğe ve 'İstanbul yanıyor' görüntülerine (açıkçası, Ukrayna benzeri bir duruma) dönüştürme girişimi geldi; üzerine 17 Aralık geldi. Türkiye'de hangi hükümet, hangi iktidar bu kadar uzun süre, bu kadar peş peşe, bu kadar katı ve amansız 'parlamento dışı yollardan düşürme' girişimlerine maruz kaldı?'

Sahi, Erdoğan hangi ara otoriter oldu?

Barış süreci öncesi idamdan bahsederken, TMK ensemizde boza pişirirken, Özel Yetkili Mahkemelerin astığı astık kestiği kestik iken, KCK'lı belediyeciler toplama kampı görüntülerini çağrıştırır biçimde kelepçelenirken değil de, baldıran zehri içmek pahasına barış sürecini başlattığı, yargı reformu yaptığı, demokratik paket açıkladığı, Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırdığı zaman mı otoriter oldu?

Yoksa...

12 Eylül 2010 referandumu ardından yargı ayağında da işlemi tamamlayan 'paralel devlete' biat etmediği için mi Erdoğan'a 'otoriter' veya 'diktatör' denilmeye başlandı?

Hilmi Yavuz'un kulakları çınlasın, 'ressentiment'la davrananların' kolayına cevap verebileceği bir soru değildir bu.

Keşke diyorum, Star gazetesi yazarı Şahin Albaylaşacağına, Adnan Hoca'nın müridi olarak kalsaydı.

Tövbe estağfirullah, aklınıza saçma sapan şeyler düşürmeyin.

Maşallahlı inşallahlı, 'aşık olduğum kudretli sevgilim' takdimli halihazırdaki dönemini değil, 'evrim teorisine' karşı 'bilimsel araştırmalar' yaptıkları dönemi kastediyorum.

Hayır yani, Adan Hoca, Refik Halit Karay'ın 'Kadınlar Tekkesi' romanındaki Baki'ye level atlatan haliyle Star yazarını ne yapsın?!

Güncelleme Tarihi: 19 Nisan 2014, 10:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241