banner279

Sorunlarında boğulan bir Van istemiyoruz... Baki Karaca yazdı

Burası Van ve bu sorunlar her gün yaşanıyor. Bir şey daha var; bütün bu sorunlar yaşanırken bir tek yetkili ağız çıkıp ‘nasıl oldu’ ‘nasıl olacak’ ‘nasıl çözülecek’ diye bir tek açıklama yapmıyor.

Sorunlarında boğulan bir Van istemiyoruz... Baki Karaca yazdı
Sorunlarımızı konuşmaktan, yazmaktan, başarılarımız ve güzelliklerimizi gündeme getirmeye ne imkân bulabiliyoruz ne de bu gidişle bir başarı ve güzellikten söz edebilecek bir takatimiz kalıyor. 
 

Van gündemini sarsan, her kesimin konuştuğu iki konuyu kaleme alacağım. İlk konu; bitmek bilmeyen, artık vatandaşın isyanları oynadığı ve kendisini sahipsiz hissettiği bir çıkmaz.
 




Baki Karaca yazdı...
İki haftadan bu yana, bu kış kıyamette Kalecik TOKİ konutlarında suların akmadığı, halkın perişan olduğu bu rezil vaziyeti belirtmek isterim. TOKİ sakinleri, sorunlarını aktaracak muhatap bulamadıkları için, yıkılmış bir vaziyetteler. Yetkililerin, bu insanların sorunlarını görmezden geldiğini, on (10) gündür sularının kesik olduğu halde kimsenin bu rezaletle ilgilenmediği gerçeğine bir kez daha şahit olduk.
 


Daha önce de elektrik arızaları sorunu yaşanmış, farklı zamanlarda elektrikler kesilerek günlerce, haftalarca ve defalarca TOKİ yine sakinleri mağdur edilmişti. Yine “doğalgazda kaçak var” söylentileri ile yeni yapılan TOKİ konutlarının yolları köstebek yuvasına çevrilerek onlarca yer ve yollar kazılarak kaçak doğal gaz avına çıkılmış, halk soğuk koşullara mahkûm edilmişti. Doğalgazı ancak kışın ortasında verebilmişlerdi.
 


Şimdi sormak lazım, yeni yapılan bir yerleşim merkezinde, alt yapısı düzgün, kaliteli malzemenin kullanıldığı, işçiliğinin sağlam yapıldığı yerlerde, bu kadar erken ve bu kadar önemli arızalar niçin meydana gelir? Diyelim ki hadi burası Van, başıboş bir il, denetleyen yok sorgulayan yok, haliyle bu arızalar ve sorunlar yaşandı; peki bu yaşanan arızaların günlerce onarılmaması nasıl bir anlayış. Günlerce deyişimi lafın gelişi sayın, çünkü en aşağısı onbeş (15) gün. 
 


Burası Van ve bu sorunlar her gün yaşanıyor. Bir şey daha var; bütün bu sorunlar yaşanırken bir tek yetkili ağız çıkıp ‘nasıl oldu’ ‘nasıl olacak’ ‘nasıl çözülecek’ diye bir tek açıklama yapmıyor. Peki, yalnızca bu konularda mı açıklama yapmıyor? Aşağıda yazacaklarım için de açıklama yapan yok, ara sıra yapsalar da, yalanlarla, yanlışlarla dolu açıklamalar yaparak kendilerince vaziyeti kurtardıklarını düşünüyorlar. 
 

Ben TOKİ’lerde vatandaşın, yapılan haksızlıklardan ve içine atıldığı çaresizlikten dolayı hüngür hüngür ağladığını gördüm. “Ne yapalım, nasıl edelim, sesimizi duyuramıyoruz, gücümüz yetmiyor bu zulme” diye haykıranları gördüm. Kafasını kuma gömerek üç maymunları oynayan sorumsuzlar görsün, duysun bu çığlıkları. Sessiz çığlıklar bir gün büyüyecek unutmasınlar... Haksızlıkları anlatmaya devam ediyorum.
 

Ankara’yı yetkilileri aldattılar, sıra Van halkında. Ama artık bu numaralar tutmayacak gibi görünüyor. Sanırım yanlış, haksızlık, talan, aldatma gibi şeytanlıklarda artık haddi aştılar. Vatandaş da karşısında muhatap bulamıyor, kendi sorunuyla baş başa kaldı artık, çaresiz bir halde kimsesizleri yaşıyor Van halkı. İlahi adalet bu yapılan zulmü karşılıksız bırakmayacak.
 

Vatandaşlar, Kalecik AFAD konutlarının 1. 2. 3. 4. 5. ve 6. Etap site yönetimi önünde toplanıyor ancak site yöneticileri ya çıkıp gidiyor ya da orada olmadıklarını söyletiyorlar. Yöneticiler eskaza yakalandıklarında ve kendilerine sorunlar iletildiğinde ise, baştan savma cevaplarla olayı geçiştiriyorlar.
 


Bir başka önemli sorun da; 400-500 TL doğalgaz parası gelmiş. Kimi yerlerde daha farklı faturalar gelmiş. 220 m2 olan evlerde ocak, şofben dâhil en fazla 280-300 TL’lik fatura gelirken, 90 m2 TOKİ konutlarına 400-500 TL geliyor. Bu nasıl oluyor? Site yöneticileri, “ilk ay olduğu için bu kadar yüksek geldi” diyor, ne alakası var? Vatandaş faturaları basın mensuplarına gösteriyor, tüketimin yüksek gösterildiğini ve fazla hesaplandığını iddia ediyor. Van’da ciddi bir talancılık başladığı kesin, TOKİ’lere gelen faturalar bunu gösteriyor. Yetkililer de ses çıkarmayınca, halkın kendilerine gidip yalvarmasını istiyorlar anlaşılan. Mevcut durumda tutumları zaten hiç insanî değil … 
 


Buradan ilgili kurumlara ve yetkililere sesleniyorum. Doğalgaz paralarının nasıl hesaplandığını soruyorum. Halkı ikna etmek mecburiyetindesiniz. Burada talancılık var diyorum, sorumlular hemen müdahil olmak zorunda. Vatandaş çok zor durumda bırakıldığını düşünüyor. Bir basın mensubu olarak belgelediğim, şahidi olduğum açık haksızlıklar var. Bunca duyarsızlık karşısında vatandaşlar, kendilerini bu derece mağdur eden kesime karşı “bizi anlamıyorlar, dinlemiyorlar, şiddete başvuracağız” diye feryat ediyor. 
 

Bir talan da elektrik faturalarında 
 

Van depreminden sonra yapılan Kevenli TOKİ konutlarında yaşayan yurttaşlara bir yıldan sonra 1.000-20.000 TL arası gelen iki aylık faturalar da bu mağdur halka reva görülen durumu ortaya koyan bir ekonomik terör örneği. İnşaata kullanılan elektrik parası yurttaşlardan alınıyor, bu çok çirkin bir iş. Kendim bizzat şahit oldum; TOKİ’nin iş verdiği şirketlerin, işlerini vatandaşa ait konutlardaki sayaçlara bağlı hatlardan kullandığını gördüm. Sorduğumda, “bunu şirketler ödeyecek” dediler. Ama gelen faturalar hiç de öyle olmadığını belgeliyor. Anlayacağınız, depremden kaynaklı sorunların ardından Van’da artık talancılık, sorumsuzluk, sistematik olarak yerleşmeye başlamış. 
 

Vurdumduymazlık almış başını gidiyor. İlgililer yetkisiz, yetkililer ilgisiz kalınca ortaya bu çaresizlik çıkıyor haliyle. Bu önemli sorunun ortaklarından biri ve en önemli ayağı da; Van’daki bazı satılık gazeteci ve kişiliksiz uşakların kendi çıkarları için her şeyi tozpembe göstermeye devam etmeleri. Bu bazı sülük gazetecilerin maskesi de bir gün düşecek elbette. Umarım sonları hüsran olmadan, namuslu olmayı, etik ve sorumlu iş yapmayı düşünürler.
 


Bir diğer konu da, ilimizin önemli yaralarından biri olan intihar vakaları…
Ne acıdır ki bu konuda insanlar, sorunun temeline inmeden ‘neden’lerini ‘niçin’lerini araştırıp kamuoyunu bilgilendirmeden, ya da böylesi bir intihar vakası gerçekleşmeden konu üzerinde bir çalışma yapmazlar. Ama ne zaman böyle bir sorun yaşansa, o zaman bir kahraman edasıyla açıklamalar yapmaya çalışırlar. Yani önceden önlem alması gereken, halkı bilgilendirmesi gereken kurumlar, asıl işlerini yapmaz ama ona buna cevap vermeyi marifet zannederler. Tabi ki bunun da sebebi; gayri ciddi bir tutum sergileyerek bugüne kadar bu tür vakalarla ilgili çalışmalarını anlatmaktan çok, mugalâtalarla işi kurtarmaya çalışmak istenmesi. Bu da maalesef kimseye bir şey kazandırmaz. 
 
Depremden sonraki zamanda YYÜ’nde nasıl bir süreç yaşandı, biraz da ona değineyim ki demek istediğim daha net anlaşılsın…


Öğrenciler Van depremi sonrasında Kredi ve Yurtlar Kurumu ve 100.Yıl Üniversitesi‘ndeki binalarında meydana gelen hasarlardan dolayı eğitim-öğretime geç başladılar. Gerek üniversitede, gerekse yurtlarda devam eden inşaat; ısınma, barınma gibi sorunlardan dolayı öğrencilerin zaman zaman protesto gösterilerinde bulunarak seslerini duyurmaya çalışmalarına yol açtı. Zaman zaman internet aracılığı ile veya bizlerle karşılaştıklarında bu sorunlarını biz basın mensuplarıyla paylaştılar. En çok dert yandıkları konu, bu sorunların ne zaman ve nasıl çözüleceği ile ilgili bilgilendirilmedikleri ve sorunlarını anlatmak için muhatap bulamadıkları üzerineydi. Yurt idaresinin kendilerini kovarcasına başlarından savdıkları yetmezmiş gibi, kendilerini yurttan atmakla tehdit ettikleri iddiası, ailesinden uzakta ve yalnızlık çeken öğrenci psikolojisi üzerinde nasıl bir etki yaratır, varın hesap edin.


1982 Yılında kurulan 100.Yıl Üniversitesi, maalesef kurumlaşma noktasında kendinden sonra kurulan birçok üniversiteden geri kaldı. Gerek yapılaşma gerekse öğretim kadrosu konusunda kendini yenileyip çağa ayak uyduramayan üniversite, her geçen yıl biraz daha geri gitmekten maalesef kurtulamadı. Durum böyle olunca, elde kalan birkaç tane iyi hoca da ili terk ederek başka üniversitelere geçmek zorunda kaldı.



Kredi ve Yurtlar Kurumunda yeni yapılan yurtların çok modern olması maalesef yeterli değil. Yurtları yönetecek uzman kadrolara da ihtiyaç duyulduğu sanırım yetkililerce gözden kaçırılmış olacak ki, son zamanlarda sık sık intihar olaylarıyla gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Son 1 ay içerisinde basında yer alan; beşinci kattan atlayarak ölümden dönen, bileklerini kesen, bıçakla sağa sola saldırarak dehşet saçan öğrencilerin dışında, basında yer bulmayan kim bilir kaç olay yaşandı.



Yapmış olduğumuz bir araştırma neticesinde; Melikşah Yurt müdürlüğünün Erciş Yurt Müdürü tarafından vekâleten yürütüldüğünü ve asıl yurt müdürünün, vekâleten Bölge Müdürlüğü’ne görevlendirildiğini öğrendik. Kapasitesi 6000’i bulan bir yurdun müdürlüğünü ve 5 ilin bağlı olduğu Bölge Müdürlüğünün vekâleten yürütülmesi, sorunların başlangıç noktasını göstermektedir. Vekâleten yapılan görevlerdeki yöneticilerin yetkinlik ve alan bilgisinin sorgulanabilirliği ile birlikte, uzun vadeli planlama yapmak yerine, kısa vadeli günü kurtarma hesapları yaptıkları hepimizce aşikardır. Hele bu göreve atananların emekliliklerinin uzun zamandan beri geçmiş olması, onların heyecan ve vizyonlarını olumsuz şekilde etkilemektedir. Hal böyle olunca, tabi ki öğrenciyle iletişim sıkıntıları yaşanır. Tabi ki arzulamadığımız intihar ve öğrenci eylemleri kaçınılmaz olur. Kurumda otorite boşluğundan kaynaklanan sıkıntılardan dolayı öğrenci muhatap bulamaz.


Bölge Müdürlüğünün Van’da olması bir avantaj olması gerekirken, kendini geliştirmemiş, hitabet ve ikna yeteneği olmayan yöneticilerden dolayı bu bir dezavantaja dönüşmüştür. Üretken, vizyoner, dinamik, otoriter, iletişim ve ikna yeteneği olan, heyecanını yitirmemiş, kapasiteli bölge ve yurt müdürlerinin bir an önce kadrosuyla atanması için; başta ilin siyasilerini, ilin valisini ve sivil toplum örgütlerini duyarlılığa davet ediyorum. Aksi durumda kendilerinden ‘ne de olsa sıkıntıları yaşayan ve intihar teşebbüsünde bulunan benim çocuğum değil’ şeklinde açıklama yapma erdeminde bulunmalarını köşemden kendilerine teklif ediyorum. Ama unutmasınlar ki bu vicdani ve hukuki sorumluluğun hesabı ağır olur. Bunun hesabını ne Allah’a ne vicdanlarına ne de halka veremezler. Ben, Baki Karaca olarak; mesleki ve vicdani duyarlılığımla bu işin takipçisi olduğumu hatırlatırken, işin her mercide takipçisi olacağıma dair, kıymetli öğrenci kardeşlerime söz veriyorum…

Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2013, 23:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140