banner279

SONUÇ ODAKLI MIYIZ? SÜREÇ ODAKLI MIYIZ?

Çocuğumuzu yazdıracağımız dershaneden tutun da kurumsal şirketlerin tanıtım materyallerine kadar hepimizin aşina olduğu bir kavramdır sonuç odaklılık. Kendile

 SONUÇ ODAKLI MIYIZ? SÜREÇ ODAKLI MIYIZ?
rince bize    “boş işlerle uğraşmıyoruz’’ demeye çalışıyorlar. Süreç odaklı olanlar boş işlerle mi uğraşıyorlar?

Sanayi devriminden sonra insan davranışları beynin fonksiyonlarının bir türevi olarak tanımlandı. Beyni harekete geçiren esas güdünün fayda maksimizasyonu olduğu ilke olarak kabul edildi. Bugün bütün İktisada Giriş/Mikro İktisat kitaplarının ilk bölümünde iktisadi faaliyetleri açıklamak için temel kabul; "homo economicus" yani insanın rasyonel davrandığıdır. Fiziğin Newton'la kâinatın temel çalışma prensiplerini kanunlarla ortaya koyması ve formüle ederek sayısallaştırması diğer bilimlerde de matematiğe olan ilgiyi arttırmış ve bütün diğer bilimler kendisini formüllerle ve sayılarla ifade etmenin peşine düşmüştür. Sayıp envanter edilebilen bütün öğeler formüllerle ilişkilendirilmiş her bilim bu formüllendirmelerle kendine prestij sağlamanın peşine düşmüştür.

Sosyal bilimler açısından da durum farklı olmamıştır.  Sosyal bilimler de dolayısıyla sosyal bilimlerin bir parçası olan ekonomi ve siyaset de istatistikten ve matematikten faydalanarak kendi bilimselliklerini ispatlamanın peşine düşmüştür.  Sosyal bilimlerin özelde de kamu yönetimi ve iktisadın bu çabası bugün geldiğimiz noktada sonuç olarak bu bilimlerin matematikçiler ve fizikçilerin işgaliyle sonuçlanmıştır. Bugün dünyanın en önde gelen ekonomistlerinin listesine göz atarsanız ya da hangi eserleriyle meşhur olduklarına bakarsanız koca koca ağır matematik formülleri ve kendisini mutlu etmeye çalıştıkları insan hakkındaki bilgisi matematik konularından az olan matematikçiler ve fizikçiler görürsünüz.

Tıp ve mühendislik alanlarında bu yaklaşımın nispeten daha fazla olumlu sonuçlarını görmemize rağmen kamu yönetimi ve ekonomi başta olmak üzere sosyal bilimlerin bu metodolojiyle ürettikleri bilgi insanları mutlu etmek bir yana daha da mutsuzlaştırmakta, yalnızlaştırmaktadır.

Çekirdek altı fizikte yapılan yeni tespitler Newton paradigmasının maddenin düşük hızında geçerli olduğu oysa evrenin çok büyük bir hızda hareket halinde olduğu Newton'un ortaya koyduğu kuralların da insan gözü algısında geçerli olduğu, oysa kâinatın göz algısının dışında farklı çalıştığını ortaya koymuştur. Evrenin iyi tanımlı değil muhtemel olduğu, sürekli değil kesikli olduğu maddeyi anlamanın sırrının parçada değil bütünde olduğu anlaşılmış özetle paradigmadaki evren algısı tamamen değişmiştir. Yani sufilerin izahıyla "bir ben vardır benden içeru" cümlesi bilimsel olarak ispatlanmıştır.

 Paradigmalardaki evren algısının ve evrenin çalışma prensiplerinin değişmesine rağmen yönetim bilimleri ve ekonomi, kendi varlıklarını ispatlama ve yüceltme çabalarında Newton paradigmasının bilgi üretme mekanizmasını ve matematiği daha yoğun kullanarak devam etmektedir. Yaratılmışlığı inkar eden bu paradigma kâinata mahluk gözüyle bakmadığı için şifa değil ıstırap vermektedir.

Şimdi bütün bu bilgilerin başlıkla ne alakası var diyeceksiniz?  Tam da zurnanın zırt dediği yer burası. Son günlerde çok kullanılan iki kavram var: sonuç odaklı yönetim ve devleti şirket gibi yönetmek. Bu kavramların ikisi de sanayi devrimi sonrası batılı yönetim yaklaşımlarının ürettiği kavramlardır.

Sonuç odaklı yönetim bütün faaliyetlerin sonuca yönelik olması, bir başka deyişle kutsal olanın "sonuç" olduğu yaklaşımlardır. Sonuç odaklı yaklaşımlarda başarı, gerçekleşen rakamın mümkün olduğunca hedef olarak verilen rakama yaklaşmasıdır.

 Bizim medeniyetimiz sonuç odaklı değil süreç odaklıdır. Meselenin en başında bizim hedefimiz değil niyetimiz vardır. İktisat kavramının batıdaki karşılığı olan economics kelimesi en az maliyetle insan isteklerinin karşılanmasını konu edinirken iktisat, insanın ihtiyaçlarını gidermek için bütün varlıkların razı olacağı bir yol ve yöntem izlemesi olarak tanımlanır. Faaliyetlerimizin her aşaması bütün varlığı ilgilendirir çünkü her şey yaratılmıştır.

 Kanuni Sultan Süleyman merhum Topkapı sarayındaki meyve bahçelerine karıncalar musallat olunca Zembilli Ali Efendiye şiirle fetva sormuştu:

Derahtı ger sarmış olsa karınca,

Zarar var mı karıncayı kırınca?

Zembilli Ali Efendinin cevabı bütün nesiller için ibretlik bir cevap olmuştur:

Yarın hakkın huzuruna varınca,

Hakkın alır Süleyman'dan karınca!          

Zembilli Ali Efendi meyve ağaçlarını sarmış karıncaların itlaf edilmesine izin vermemiştir. Hem bir mahluk (yani yüce yaratıcının bir eseri) olmaları hem onların bir vazifeye memur olmaları dolayısıyla onların da bir hukuku olduğunu sultana bildirmiş İslam medeniyetinin kainat tasavvurunu ortaya koymuştur. Bu tasavvur bize bir usul vazetmiştir.   O usul şudur ki; "niyet halis olmazsa, tarik sahih olmaz, tarik sahih olmazsa maksat hâsıl olmaz, olandan da hayır olmaz".

 Osmanlı'da zenginler bilmedikleri bir mahalleye gider bakkalın veresiye defterini satın alırlardı. Şimdilerde ise konu özellikle de yerel yönetimlerde şu kadar kişiye gıda yardımı yaptık şeklinde tezahür etmektedir. Her yemeğe istediğiniz malzemeyi koyun ama eğer tuz koymazsanız nasıl bu ülkede kimse bu yemekten tat almazsa,  işteki niyet de (eskilerin deyimiyle ihlassız iş) de böyledir. Sonuçta bir bereket hâsıl olmaz. Yerel yönetimlerde yüzlerce değişik hizmet vermemize rağmen halk nezdinde sonu gelmez şikâyetler almamızın sebebi budur. Gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerde niyetimiz oy almak tekrar iktidarda kalmak ya da meydanlarda bir rakam söylemek olunca yapılan bunca emek bunca çaba kalplerde beklenen hissi uyandırmamaktadır.  Atalarımızın usul olmadan vusul olmaz sözü durumu en güzel şekilde özetlemektedir. Bir fırıncının şu kadar ciro yaptım demesiyle şu kadar insanı doyurdum demesi arasındaki fark gibidir hadise.

Bir diğer taraftan bakarsak sonuçlar ALLAH (C.C.) elindedir. Hepimizin bildiği gibi sefer kuldan takdir Allah’tandır. Kul seferle sorumludur zaferle değil. Hz Ömer'in (R.A.) hepimizin bildiği kıssasında olduğu gibi; İran'ın fethinde misvak kullanmayan askerin gecikmeye sebep verdiğini dinlemişizdir. Hikâye doğrudur ya da yanlıştır. Önemli olan hikâyenin bize öğrettiğidir.

Hepimizin bildiği "abese ve tevellâ" diye başlayan surenin iniş sebebini tekrar hatırlayalım. Kâfirlerin en ileri gelenleriyle konuşan Peygamberimize (S.A.V.) soru soran, sahabe-i kiramdan ağma Ümmü Mektum'a (R.A.) Efendimiz (S.A.V.)  nasıl muamele etmişti? Allah'ın Resul’ü (S.A.V.) Mekke kâfirlerinin ileri gelenleri Utbe bin Rebia, Ebu Cehil, Ümeyye bin Halef ve Abbas bin Abdülmuttalip'le konuşuyordu. Onlarla konuşurken araya girmesinden hoşlanmamıştı.  Lakin Allah Azze ve Celle, kemiyetin değil keyfiyetin indinde muteber olduğunu Hz. Resul'e sert bir ikazla bildirmiştir. Hadiseyi bugüne taşırsak bundan alınacak epeyce dersler vardır. Birinci ders faaliyetlerimizi gerçekleştirirken sonuç bizim için ikinci plandadır. Esas olan, faaliyetleri Allah Azze ve Celle’nin rızasına uygun niyette gerçekleştirmektir. Protokolde sallanmadan esas duruşta duranların, esas protokolun Allah huzurunda olduğunu bilmeleri gerekmektedir.

Son zamanlarda çok hoşuma giden bir cümle dolaşıyor sosyal medyada: “Bereket olunca iki kere iki on eder, yüz eder”.  “Bizim milletimiz âlim değilse de ariftir” diyenler doğru demişler. Aslında bu aziz millet meseleyi en güzel şekilde özetlemiştir.

Bütün bunları söylerken elbette ki rakamların anlamlı olmadığını söylemiyorum. Rakamlar bizim için faydalıdır, işimize yarar. Onlarla birçok şeyi ölçeriz ve değerlendiririz. Lakin her şeyi rakamla ifade edemeyiz. Aynı zamanda rakamlar bize her şeyi de doğru vermez. Onlar sayılıp dökülebileni ölçülebileni bize ifade ederler. İşlerimizi planlarken ya da değerlendirirken tabii ki rakamları kullanacağız. Evet, 250 bin derslik yapmak önemlidir. Yüzbinlerce öğretmen ataması yapmak elbette önemlidir. Lakin esas önemli olan bu okullarda bir Akşemsettin, bir Ali Kuşçu çıkarmaktır.

Biz İslam medeniyetinin çocukları olarak ne kadar iş yapıldığıyla değil, ne niyetle, hangi usulle iş yapıldığıyla ilgileniriz.

Hakan DEMİRCAN
//www.mirathaber.com/hakan-demircan-sonuc-odakli-miyiz-surec-odakli-miyiz-195-4773y.html
Güncelleme Tarihi: 16 Temmuz 2018, 09:15
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241