banner279

Siyaset, Müslüman-Ermeni ilişkilerini rehin aldı

Mustafa İslamoğlu, 1914-15 olayları üzerinden siyasetin, Müslüman-Ermeni ilişkilerini rehin aldığını ve zehirlediğini; daha fazla zehirlemesini önlemek gerektiğini söyledi.

Siyaset, Müslüman-Ermeni ilişkilerini rehin aldı
 Osmanlı’nın dağılma sürecinde yaşanan 1915 olaylarının 100. Yılına girilirken Mustafa İslamoğlu ile İslam’ın gayrimüslimlere bakışını ve Ermeni-Müslüman ilişkilerin dününü, bugününü ve geleceğini konuştuk. Yaklaşık bin 400 yıllık bir geçmişi olan Müslüman-Ermeni ilişkilerini sadece 1915 üzerinden değerlendirmemek gerektiğini belirten İslamoğlu, tarihsel pratikte yaşanan sapmaların İslam’a mal edilemeyeceğinin altını çizerek, “Bu toprakların yerli unsurları Ermenilerdir. 1915 yılında yaşanan Ermeni Tehciri bir darama dönüşmüştür, yarattığı duygusal yırtılma gerçekten de siyasî yırtılmadan çok daha derindir. 1914-15 olayları üzerinden siyaset, Müslüman-Ermeni ilişkilerini rehin aldı ve zehirledi. Daha fazla rehin almasını ve zehirlemesini önlemeliyiz. Ermeniler, insalıkta kardeşimizdir. Bu halkların kaderleri ortaktır ve Türkiye bir “ana” gibi bu halklara abilik yapmalıdır”şeklindeki görüşünü paylaştı. İşte Adil Hafıza İnisiyatifi'nin yaptığı o röportaj…

Hocamöncelikle İslam’ın gayrimüslimlere bakışıyla başlamak isteriz. İslam hukukunda gayrimüslimlerin yeri nedir? İslam, gayrimüslimler için nasıl bir yaşam alanı sunmaktadır?

İslam’ın bir kültürel bir de Kur’anî tanımı var. Kültürel tanımı, tarih içerisinde oluşmuş geleneksel ve tarihsel bir tanımdır. Kur’an’ın tanımına göre İslam, insanın fıtratıdır. Yani her insanın içinde az veya çok bir İslam mayası olduğunu söyler, Kur’an-ı Kerim. Bu anlamda insanın üzerinde yaratıldığı o temiz fıtrata İslam deniyor. Yine Kur’an üzerinden gidersek insanlığın tüm doğruları da İslam adını alır. O yüzden de tüm peygamberlerin getirdiği dinlerin ortak adı “İslam” olarak zikredilir. Yani İslam’ın tanımıyla Kur’an’ın tanımını, bu noktada ayırmak lazım.

TEMEL MESAJ BUDUR

Buradan başlayarak İslam’ın gayrimüslimlere yaklaşımına bakacak olursak, Mümtehane Sûresi’nin 8 ve 9. ayetlerinde “Sizinle savaşmıyorlar ve sizi yurdunuzdan çıkarmıyorlarsa Allah-u Teâla onlarla iyi ilişkiler geliştirmenizi yasaklamaz.”buyuruluyor. Temel mesaj budur. Hatta bu ayette bahsedilenler müşrikler, hiçbir şeye inanmayanlar, çok tanrılılar veya puta tapanlardır. İslam’da Ehl-i Kitap’ın statüsü daha üstün ve ayrıcalıklıdır.

Ermeniler de Ehl-i kitap hukukuna tabidirler. Hatta Hıristiyanlık içerisindeki Doğu ve Batı Hıristiyanlığı ayrımında, Doğu Hıristiyanlığı kapsamına girerler. Müslümanlara, dinî ve kültürel açıdan Protestanlardan ve Katoliklerden daha yakındır. 1915 olayları öncesi için konuşursak; Katolikler ve Protestanlar arasındaki duygusal fark Müslüman ve Ermeniler arasındaki farktan daha büyüktür. Müslümanlar ehl-i kitap kimselerle evlenebilirler ve yediklerini yiyebilirler ki bu özel bir statüdür. Bir Müslüman, soyu soyundan olan öz Arap bir müşriğin kestiğini yiyemez ama Ehl-i Kitap birinin kestiğini yer. Bu Kur’an’ın Maide 5 ile verdiği statüdür.

Bu çerçeveden devam edersek Ermenilerle, Müslümanlar arasındaki ilişkiler ne zaman başlamıştır?

Kudüs’ün fethi ile başlamış ve devam eden yüzyıllarda Bizans zulmüne karşı Ermeniler Müslümanlara sığınmıştır. Şöyle ki: Bizans Kilisesi çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu Hıristiyan Düalistleri yani Pavlikanları, “kafir” yani “heretik” ilan etmiş, onlar da müslümanlara sığınmıştır. Hıristiyan dünyasında ilk düalizm Küçük Asya Ermenistanı’nda görülmüştür. Bizans kilisesi 5. Yüzyılda Ermeni kilisesini tanımayı reddetmiş ve düşman ilan ederek Ermenilere savaş açmıştır. Bizans’ın zulmünden kaçan Ermeniler, Müslümanların fethettikleri topraklara göçmeyi daha güvenli bulmuşlardır. Dahası da var. Heretik Pavlukanlarlar üzerine bir eseri olan Garsoyan, 1. Haçlı Seferleri’nde İslam ordusu içinde haçlılara karşı savaşan Ermeni birliklerinin varlığını tespit etmiştir. Daha 9. Yüzyılda İslam ordusuyla birlikte Bizans’a karşı savaşanların varlığını Bizanslı kronikçi Zonaras da dile getirir. Bu kaynak “Amorium (Afyon/Emirdağı) Şehitleri” adıyla batıda yayımlanmıştır. Alparslan’a karşı Bizans safında savaşsın diye getirilen Ermeni birlikleri içinden bazılarının Alparslan’ın safına geçtiği bilgisini de hatırlayalım. Bu tarihsel atıflar bile tarihteki Müslüman-Ermeni ilişkisine ışık tutmak için yeterlidir. Bu ilişki Fatımiler döneminde daha da farklı bir hal almış, Fatımi Halifeliği’ni 11. Yüzyılın son çeyreğinden 12. Yüzyılın ilk yarısına kadar 65 yıl Ermeni vezirler yönetmiştir. Yani I ve II. Meşrutiyette Osmanlı’da gördüğümüz durum ilk ve tek değildir.

....
İki taraf da katliam yapmış mıdır?
Katliama varıncaya kadar zulmedilmiş midir? Evet, edilmiştir. İki taraf da katliam yapmış mıdır? Evet, yapmıştır. Siyaset, genelde Ermeni-Müslüman ilişkilerini, özelde de Ermeni-Türk ilişkilerini rehin almıştır. Bu zincir çözülmeden Ermeni- Müslüman ilişkileri rayına oturmayacaktır.


‘ERMENİLER, İNSANLIKTA EŞİMİZDİR’

Diğer taraftan öncelikle İslam’ın bakış açısını bilmek gerek. Hz. Ali’nin Mısır Valisi’ne yazdığı bir mektupta şöyle bir cümle var: “İnsanlar iki türlüdür. Ya dinde kardeşin ya insanlıkta eşin”. Ermeniler Müslümanların dinde kardeşi değil ama “insanlıkta eşi”dirler.

Hac Sûresi’nin 40. ayetinde kiliselerin, manastırların, havraların ve camilerin korunması ayrı başlık altında ele alınır ve bunların korunmasının Allah’ın emri olduğu söylenir. Şimdi Ortadoğu’da birtakım örgütlerin kilise bombalamasından, Müslümanların, gayrimüslimlere bakışını anlamaya çalışırsanız bu, hiç alakası olmayan bambaşka bir yere gider. Bir yandan da tarihsel pratiğin, İslam’ın anlayışına uygun olmadığını söylemek gerekir.

SAPMALAR, DİNE MAL EDİLEMEZ

Dinin kendisi de zaten bunları sapma olarak nitelendirir ve reddeder. Bu yüzden dinin kendisinin reddettiği bir sapmayı, siz o dine mal ederseniz bu o dine haksızlık olmaz mı?Oklahoma bombacısının Amerika’da 200 kişiyi bir bombayla yok edişini Hristiyanlığa, İrgun örgütünün Setif köyünde yaptığı katliamları Yahudilerin tamamına ya da Hitler’in II. Dünya Savaşı’ndaki katliamını tüm Almanlara hatta Cermen ırkına teşmil ederseniz bu ne kadar doğru olur? Onun için ekstrem yaklaşımları İslam’ın genel karakteri olarak almamak lazımdır.

‘ÇOCUKLARA SORUN…’

Yunus Sûresi 99. ayetinin meali şöyledir: Eğer Rabbin dileseydi, insanların tamamı iman ederdi. Şimdi sen iman etsin diye onları zorlayacak mısın?” Yine Bakara Sûresi’nin 256. ayetinde “Dinde zorlama yoktur.” buyurulur. Zorlamanın hiçbir türü yoktur. Bu ayetin sebeb-i nüzulü şudur: Cahiliye dönemi Araplarından çocuğu olmayan aileler çocukları olması için adakta bulunur ve çocuk sahibi olunması halinde onu Yahudilerin havrasına adayacaklarına dair söz verirlermiş. Bu adet sebebiyle Medine’de Arap çocuğu olduğu halde Yahudi mabedine ya da Yahudi ailelere verilmiş ciddi bir nüfus oluşmuştu. Nadir oğulları, Medine’de suikast teşebbüsünden dolayı sürülünce, bu çocukların babaları Resulullah’a gelip: “Ya Resulullah! Bunlar bizim çocuklarımızdı. Bu adet sebebiyle Yahudilerin eline geçmiş ciddi bir Arap nüfusu var. Biz çocuklarımızı istiyoruz.

Sevgili Peygamberimizin cevabı nedir biliyor musunuz?

“Çocuklara sorun. Onlar ne istiyorlarsa o.”

Rum Sûresi 30. ayetin sebeb-i nüzulünda tefsirlerin aktardığı bir olay daha vardır. Savaş esirlerinin çocuklarına da esir muamelesi yapmaya çalışan bir grup Müslüman savaşçının bu tavrını Resûlullah (s.a.v) haber alıyor, çok kızıyor ve diyor ki: “Bunu nasıl yapabiliyorsunuz? Bunlar sabî, yavru.

Onlar da diyorlar ki: “Ama bunlar kâfirlerin çocukları.”

Resulullah (s.a.v)’in tarihî cevabı şudur: “ Sizin en iyileriniz de öyle değil miydi?”

HZ. ÖMER’İN HASSASİYETİ

Hocam hem bazı Türkler hem de bazı Ermeniler, meseleye dar perspektifler üzerinden bakıyor. Diaspora, ilişkileri 1915’ten, Türkiye’deki birçok insan da 1071’den üzerinden okumak istiyor. Ama bizdeki arşiv belgelerine göre Hicri 15. yılda Halife Hz. Ömer’in Kudüs’ü fethinden sonra aralarında Ermenilerin de olduğu gayrimüslimlere verdiği bir “Emanname” var. Ve bu Emanname o kadar geniş bir yaşam alanı sunuyor ki; canları, malları, ibadet özgürlükleri, hayvanları, çiftlikleri, ağaçları dahi koruma altına alınıyor. Hatta kiliselerdeki haç işaretine dahi dokunulamaz diyor. İslam, Müslüman olmayanlara tüm insanî ve temel haklarla ilgili bir güvence vermişken şimdi bu topraklarda yaşayan bazı insanların Ermeni kelimesinden dahi rahatsızlık duyacak bir cahiliye adetini benimsemesini neye bağlayabiliriz?

Hz. Ömer, Kudüs’e geldiğinde destanî bir olay yaşanmıştır. Kudüs patriği Seferonius Hz. Ömer’i namazını kılması için kilisesine davet etti. Hz. Ömer reddederek namazını kilisenin karşısındaki boş arazide kıldı. Hz. Ömer’in namaz kıldığı boş arazinin yerinde bugün bir mescit var. O kilise de hala durmaktadır. Hz. Ömer patriğe şöyle der: “Eğer ben namazımı bu kilisede kılarsam, Müslümanlar ben burada namaz kıldım diye bunu alışkanlık haline getirirler, burada ibadet edemez olursunuz.” Bu bir hassasiyettir.

Seferonius, Kudüs’ün anahtarlarını getirip Hz. Ömer’e teslim etti. O zaman bir Emanname hazırlandı. Seferonuis’a ve Kudüs’te yaşayan tüm Hıristiyanlara verilen bu Emanname’nin altında hem Hz. Ömer’in hem de şahid olarak Halid b. Velid, Ubeyde b. Cerrah gibi sahabilerin imzası vardır. Bundan hariç, bizzat Ermenistan’ın fethi sırasında Ermenilerle Müslümanlar arasında yapılmış anlaşmalar vardır. Üstad Hamidullah, Siyasi Vesikalar isimli eserinde Ermenilerle yapılmış sözleşmelere bağımsız bir bahis ayırmıştır.

....
İş çığırından çıkmış...
İttihat ve Terakki ırkçı olmayan, çok kültürlü, çok milletli bir devlet olan Osmanlı’yı Türk devleti haline getirmeye kalkınca iş çığırından çıkmış ve Avrupa da bunu kullanmıştır.


ERMENİLERLE İLİŞKİLER, 1071’DEN DAHA ESKİ

Dolayısıyla Ermenilerle ilişkilerimiz, Anadolu’da 1071’de başlamamıştır. 637’de başlamış ve gelişerek de devam etmiştir.

Osmanlı’nın Ermenilere millet-i sadıka demesi de bu ilişkilerin boyutunu göstermektedir. Osmanlı’nın 10’dan fazla azınlığı vardır. Macarlar, Yunanlar, Bulgarlar, Romenler Osmanlı’nın azınlığıdır. Bunların içinde sadece Ermenilere millet-i sadıka denilmiştir. Millet-i sadıka ise alt üst ilişkisi üzerinden değil eşitlik üzerinden şekillenmiştir fakat zamanla bir dönüşüm yaşamıştır.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde Ermeni din adamı, Bursa Ermenileri Episkoposu I. Hovagim’i getirip İstanbul’da bir Ermeni Patrikhanesi kurduruyor.Özellikle bu tarihten sonra Ermenilerin sanattan mimariye, diplomasiden ticarete ortak medeniyetimize katkısı tartışılmaz fazladır. Ortak bir medeniyet kuran halkların ilişkileri ne yazık ki özellikle 1915 olayları ile bambaşka bir hal almıştır. Bu sürece nasıl gelindi, bu süreci ilişkiler bağlamında tarihsel kopukluk olarak değerlendirebilir miyiz?

Esasen Fransız İhtilali’nden sonra ulus- devletler ortaya çıkmaya başladı. Osmanlı tek birimken Avrupa yüzlerce birimdi. Batı’da bugün devlet olarak gördüğümüz bir bölge birçok birimden müteşekkildi. Mesela İtalya’da kontluklar, Almanya’da prenslikler mevcuttu. Ancak Fransız Devriminden sonra bir ulus yaratma düşüncesi moda haline geldi ve Avrupa’yı ulusçuluk birleştirdi.

OSMANLI’YI BÖLMEK İÇİN ULUSÇULUK KULLANILDI

Avrupa’nın 300 birimini toplamak için de Osmanlı’nın bir birimini 300 parçaya bölmek için de ulusçuluk kullanıldı. Peki sonucunda ne oldu? Osmanlı’nın son dönemlerinde Ermeni Hınçak ve Taşnak örgütleri kuruldu. Bu örgütlerin Ermeni- Müslüman ilişkilerine verdiği zararı biliyoruz. Yoksa Osmanlı’nın I. ve II. Meşrutiyet’teki Meclis-i Mebusanı‘na bakınca Ermeni mebusları ve hatta bakanları görmek mümkündür.

Osmanlı’nın ilk Parlamentosunda Meclis Vekili de Ermeni Ohannes Allahverdi’dir hatta…

Evet, I.Meşrutiyet’in Meclis Başkan Yardımcısı Ermeni… Bu Osmanlı’nın özgüvenidir ve aynı zamanda Ermeniler de bu özgüveni vermişlerdir.

II. Abdülhamid’in Hazine-i Hassa’dan sorumlu üç tane Bakanı da yine Ermeni’dir…

ANADOLU’DAKİ EN ESKİ ŞİRKETLERDEN BİRİ: ZİLCİYAN

Onun da ötesinde Osmanlı ticaretinin üçte biri Ermenilerin elinde, zenaat ve sanayi Ermenilerin elinde. Hatta bugün Anadolu’daki en eski şirket mehter, bando ve orkestra zillerinin üretimini yapan Ermenilerin kurduğu “Zilciyan” şirketidir.

Ve yine Ermeni bestekârların besteleri Osmanlı sarayında söylenirdi. Bugün günümüzün insanları Ermeni Hamparsum Limoncyan’ı ya da bestekâr Nikoğos Ağa’yı pek bilmezler. Ermeni sanatkârlar Osmanlı’nın yetiştirdiği en iyi sanatkârlar içindeydiler. Diğer taraftan Ortaköy Cami’nin mimarı da bir Ermeni’dir ve o cami bir gelin gibidir. Bunu Ermeni bir mimar yaptı diye biz namaz kılmayız diyen olmuş mudur, bilmiyorum. Peki, o zaman bu noktaya nasıl geldik? Duygusal bir yırtılma yaşanmıştır. Duygusal yırtılma gerçekten de siyasî yırtılmadan çok daha derin etkiler bıraktı. Bunun da en büyük sebebi de maalesef 1915 olaylarıdır. 1915’e nasıl gelindi sorusunun cevabı da siyasete girmeden verilemez.

1915 olaylarını nasıl isimlendireceğimize dair bir kavgaya girişmek sonu gelmez bir polemik yarışına girişmekten başka bir sonuç getirmez ve hiçbir şeyi de çözmez.

Bu zincir çözülmeden Ermeni- Müslüman ilişkileri rayına oturmayacaktır. Bunun özellikle altını çiziyorum. Zira bu meseleyi 1915 olaylarını konuşmadan konuşamıyorsunuz. Oysaki 1915 olayları bizim Ermenilerle ilişkimiz içerisinde çok büyük yer tutmaz. Bir kısmıyla evet katliam denilecek şeyler yapılmıştır. Soykırım mıdır? Soykırım yaptığınız bir kitleyi tehcire tabi tutamazsınız. Soykırım demek haksızlıktır. Soyunu kırıyorsanız kimi tehcir ediyorsunuz, hangi nüfusu sürüyorsunuz? Fakat katliama varıncaya kadar zulmedilmiş midir? Evet, edilmiştir. İki taraf da katliam yapmış mıdır? Evet, yapmıştır. İki tarafın da birbirine haksızlık yaptığı olmuş mudur? Evet, olmuştur. Ama ‘bir taraf devlet, öbür taraf da örgüttü, devlet örgüt gibi davranmamalıydı’ derseniz, haklısınız derim.

Hiçbir şekilde meşrû görülemez yani…

Aynen öyle. Ermenileri korumakla görevli olan Osmanlı Devleti’dir. Bunun altınıçizmek gerekir. İttihat ve Terakki’nin yaptığı iyilikler yanında kötülükler de vardır. En önemlilerinden biri ırkçılığı Osmanlı’ya getirmiş olmasıdır maalesef… Hatta İttihatçılar ırkçılığı Osmanlı ideolojisi haline getirdiler. Bunun tarihsel sebepleri vardır ama hiçbiri bu durumu mazur gösteremez. Çok kültürlü, çok milletli bir devlet olan Osmanlı’yı Türk devleti haline getirmeye kalkınca iş çığırından çıkmış ve Avrupa da bunu kullanmıştır. Yani uluslararası güçler Türk ırkçılığının Osmanlı ideolojisi haline gelmesi arzusunu istismar ettiler. Bu istismarda kullandıkları iki millet de Ermeniler ve Rumlardı. Ermenileri kullanıp Abdülhamid’e suikast düzenlediler. Bu suikast teşebbüsü bir Ermeni komitacı tarafından gerçekleştirilmiştir. Suikastçı yakalanmış ancak Abdülhamid onu idam ettirmemiş, baba şefkatiyle davranmış ve affetmiştir. Bu çok önemli bir husustur.

....
Gayr-ı ihtiyari bir hüzün çöktü üstüme
Çocukluğum Ermeni komşularımızın çocuklarıyla geçti. Hiçbir Ramazan’da oruca saygısızlık ettiklerini görmedim. Taziyemiz olursa gelirlerdi, taziyeleri olursa giderdik. İlçemizin son Ermenisinin öldüğünü duyduğumda gayr-ı ihtiyari bir hüzün çöktü üstüme. Toplumu oluşturan bir renk eksilmişti.


BİZİ REHİN ALMASINA MÜSADE Mİ EDELİM?

Kaldı ki Ermeni, Türk veya Kürt mukatelesini eğer bir done olarak alacaksak benzer şeyler Türklerle Kürtler arasında da yaşanmıştır. Bu mukatele Ermeni meselesinde çözümü rehin aldığı gibi Kürt meselesinde de mi rehin alacaktır? Hatta bunu da bir kenara bırakalım, benzer şeyler Türklerin kendi aralarında da olmuştur. İsyanları sayalım; iki kere Konya isyanı, Çorum İsyanı Maraş İsyanı, Antep İsyanı, Hart isyanı, Rize İsyanı... Hatta Rize’nin pazarını Hamidiye zırhlısı bombalamıştır. Rize halkı: “Atma Hamidiye, din kardeşiyiz.” diye Hamidiye zırhlısına mukabele etmiştir. Yani kendi zırhlınız kendi pazarınızı vuruyor. Bu isyanları bastırmak için ordu harekete geçince binlerce insan öldürüldü. Cellad Kara Ali’nin hatıratında söylediğine göre darağacına çektiği insan sayısı 5.500’dür. Özetle bu yaşananları sürekli dile getirerek bizi rehin almasına müsaade mi edelim? Çorumlular ya da Maraşlılar biz bize yapılanı affetmiyoruz deseler nasıl olur? 1937 Dersim meselesi de böyledir. Yani Ermeni meselesi tek değildir. Hatta daha geriye de gidersek Celalî İsyanları’nı görürüz. Tepedelenli Ali Paşa’nın, Kuyucu Murat Paşa’nın kuyulara doldurduğu insanları ne yapalım şimdi? Bu trajediler yeni değildir. Sadece Ermenilerle Türkler arasında da değildir. Peki, neden böyle oluyor? Çünkü küresel güçler din farklılığını da kullanarak bunu istismar ediyor. Oysa ne İslam ne de Müslüman böyle değildir.

O ERMENİ ÇOCUĞU VATANI BEKLİYOR

Askerde Ermeni bir koğuş arkadaşım vardı. Bizim taburun binbaşısı da inançsız ve hatta inananları cezalandıran bir adamdı. Ben de askerde S4’ten sorumluydum. Tabur komutanı zok geç çocuk sahibi olmuş. Bir gün tabur bahçesinde yürürken, tabor komutanının penceresinden ortalığı inleten bir “bırak” sesi duydum. Baktım Ermeni asker binbaşının çocuğuyla şakalaşıyor. Şimdi bunun Müslüman olmakla ne alakası var? Biliyorum, bu tepkiyi Ermeni olduğu için gösterdi. O Ermeni çocuğu gelmiş orada askerlik yapıyor, vatanı bekliyor, kim ne yapıyorsa o da onu yapıyor. Demek ki ideolojik bir husumet var. Yani ötekine karşı tahammülsüzlük var.

VAHKİS ÖLDÜ BİR RENK EKSİLDİ

Kayseri-Develi’deki son Ermeni cam ustaları benim çocukluğumda dükkân komşusuyduk. Hiçbir Ramazan’da oruca saygısızlık ettiklerini görmedim. Müslümanlar dahi yaparlardı onlar yapmazdı. Taziyemiz olursa gelirlerdi, taziyeleri olursa giderdik. Develi’nin son Ermenisinin öldüğünü duyduğumda gayri ihtiyari hüzün çöktü üstüme. Toplumu oluşturan bir renk eksilmişti. Benim inancım şu: Bir toplum ne kadar homojen ve tek renkse, ötekine tahammül eşiği o kadar düşük oluyor. Tıpkı yakın akraba evliliğinin olumsuz sonucu gibi, toplum bir hilkat garibesi gibi olgunlaşmıyor, sakat ve yarım kalıyor. Baksanıza, bu, birbirimizi yediğimizden anlaşılmıyor mu?

Peki, Müslümanların Ermeniler özelinde “ötekilere” karşı önyargı ile yoğrulan algısının değişmesi için bu konuda ne yapmamız lazım?

EN KOLAY YARA ERMENİ MESELESİ

İslam’ın bakış açısının Müslümanlar tarafından tanınması, bilinmesi lazım. Müslümanların Müslümanca bakması lazım. Müslümanlar ötekine bakış ve farklıya tahammül konusunda iyi örnek değiller ve bu konuda Kur’an-ı Kerim’in tavrını takınmıyorlar, bozulmuş geleneğin tavrını takınıyorlar. İndirilmiş dine göre değil uydurulmuş dine göre hareket ediyorlar. Sorun da bu noktadan kaynaklanıyor. Çünkü uydurulmuş din istismara açık oluyor.

....
Müslümanlar başkasına bakış konusunda...
Müslümanlar ötekine bakış ve farklıya tahammül konusunda iyi bir örnek değiller. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’in tavrını takınmayıp, geleneğin tavrını takınıyorlar.


Birileri birilerinin asabiyetini körükleyecek, bundan bir taraftarlık ortaya çıkaracak ve bunun üzerinden de bir güç devşirecekse kaşınacak en kolay yara Ermeni meselesidir. Zira bu memlekette Ermeni’ye ağzına geleni söylemenin müeyyidesi yoktur, hatta alıcısı vardır. Kimse sana sitem edip, haksızlık etmiyor musun, biraz adil olsana demez. Adalet ve itidale davet etmez, aksine teşvik görür, prim yaparsın. Muhtemelen bu röportajdan dolayı birilerinin asil damarı yine kabaracak ve bana da saydıracaklar çıkacaktır. Belki de işi kökünden halletmek için, beni de “Ermeni Çocuğu” ilan eden birileri çıkabilir. Maalesef acı ama durum bu. Olur mu, olur!

TANAP ORADAN GEÇMELİYDİ

İşte bu duygusal bozulmuşluk adaletsizliği daha da arttırıyor. Diaspora da buna çanak tutuyor. Ben Diaspora Ermenilerinin Türkiye’ye kötülük yaptığından daha fazla Ermenistan Ermenilerine kötülük yaptığını düşünüyorum. TANAP Projesine bakınca Ermenistan Ermenileri adına üzüldüm. Makul olan onun Ermenistan’dan geçmesiydi. Avrupa birbirine düşmanken II. Dünya Savaşı sırasındaki Demir-Çelik Birliği bir araya getirdi ve ortaya birleşik Avrupa çıktı. Benzer bir gaz projesi de Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunları sıfırlayamaz mı? Tabii ki burada Ermenistan’ın Karabağ işgalinin büyük bir zulüm olmasının yanında, korkunç bir siyasi hata olduğunu da ilave etmeliyim. Ne oldu, kime yaradı bu kanlı işgal?

BU HALKLARIN KADERİ ORTAKTIR

Bu halkların kaderleri ortaktır. Gönlüm ister ki, Türkiye Cumhuriyeti böyle ülkelerine abilik yapsın. Buna Yunanistan ve ermenistan da dahildir. Bakın Osmanlı kimseyi sömürmedi, ingilizyer üçyüz yıl sömürdüler, ama buna rağmen İngiltere 21. Yüzyılda hala “Birleşik Krallık”. Buna “İngiliz Kurnazlığı” diyene derim ki: “Biz aptal olmak zorunda mıyız?” Tabii ki “abilik” darken, onların önündeki lokmaları da kendi yiyen obez bir abiyi kasdetmedim. Kendi lokmasını onlarla paylaşan ana gibi şefkatli bir abiyi kasdettim. Neden? Zira bu coğrafyanın bir anası yoktur. Olmadığı için de her taraftan karıştırılıyor. Küresel güçler havuc-sopa siyasetiyle dayılık yapıyor. Ve sonuçta ben-sen,o, yani biz kaybediyoruz. Bölgenin kaderini, hakkaniyet ve adalet ekseninde bölge halkları yazmalı, bunun için de ortak aklı harekete geçirmelidir.

www.adilhafiza.org
Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2015, 09:12
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241