banner279

SİVİL SİLAHLI KURULUŞLAR (SSK)

Akif EMRE

SİVİL SİLAHLI KURULUŞLAR (SSK)
 Uluslararası dengeleri, sınırları, anlaşmaları altüst eden bir sıcak savaş yaşanıyor ve hala hangi ülkenin ne düzeyde dahil olduğu bile çözülememişse hamaset bu tür soruları kapatmaya yetmeyecektir. Din adına kimin tarlasının sürüldüğü, etnik milliyetçilik adına hangi güçlerle yatağa girildiği sorusunu sormak hakkımız.
Yenişafak/ Akif EMRE
ŞİD fenomeninin ortaya çıktığı ilk zamandan beri gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de üstü örtük de olsa dile getirilen asıl soru bu yapılanmaya katılan yabancıların durumunun ne olacağı idi. Daha açık ifade ile IŞİD’e katılan yabancılar bir gün ülkelerine geri döndüklerinde ortaya çıkabilecek tehlikelerden kaynaklanan kaygı söz konusuydu.. Irak’ta, Suriye’de neler yaptıklarından çok kendi ülkelerinden buraya savaşmaya gelen gençlerin savaş sonrası akıbeti önemseniyordu ve hala da öyle.
Özellikle Batı Avrupa ülkelerinin vatandaşı olan, çoğu Asya Afrika kökenli Müslüman ailelerin çocukları, nadir de olsa Avrupalı mühtedilerden katılımlar bu ülkeleri ciddi biçimde endişelendirmiş görünüyor.. Öyle ya, savaş deneyimine sahip radikal unsurların bir gün savaş bitip ülkelerine döndüklerinde başlarına ne tür dertler açacağı endişesi öne çıkıyor. Hatta çoğu zaman IŞİD meselesi Batılılar için, Almanya’dan, Fransa’dan katılan Müslüman gençlerin sayısı, kimlikleri, bunların hangi saiklerle Ortadoğu’daki savaşa katılmış olduklarından ibaret kaldı. Uluslararası haber ajansları ve itibarlı yayın organlarını ilgilendiren konu, asıl bu gençlerin ülkelerine döndüklerinde akıbetlerinin ne olacağı oldu, Avrupa toplumlarını nasıl bir dini motivasyonlu silahlı terör tehlikesinin beklemekte olduğuna odaklandılar.
Suriye ve Irak’taki iç savaş kamuoyunda hala bu ana eksen etrafında ele alınmaktadır yahut toplumun dikkatlerinin buraya odaklanması istenmektedir. Buradan devam edecek olursak, IŞİD’in ne olup olmadığından çok, kendi çabası ve batılıların da ona uygun işledikleri algıya uygun olarak bu örgüt, batının gelecekteki Müslüman vatandaşları, göçmen işçiler ve muhtemel yeni göç dalgalarına karşı kullanılan bir dalgakıran olarak tasarlanmış görünüyor. Bir film platosunda sahnelenen oyun gibi, batılıların gerçek hayatı dizayn etmek için soğuk savaş tarzı bir propaganda unsuru olarak kapı komşusu kadar yakın bir tehlikeye işaret ediyordu.
Suriye’de, Irak’ta bir anda ortaya çıkıp, milyarlarca dolarlık silahlarla donatılmış eğitimli Irak ordusuna rağmen Musul’dan Bağdat kapılarına dayanan, Suriye’den Libya’ya, Nijerya’dan Afganistan’a kadar uzanan -algı alanından bahsediyoruz. Sonuçta “Bu silahlı savaşçılar ülkelerine döndüğünde o ülkeleri ne tür bir tehlikenin beklediğinin farkında mısınız” algısı yahut içimizdeki yabancıları/ Müslümanları adeta parmakla işaret eden siyasal propaganda söz konusu.
Batılıların Müslüman ve ötekilere karşı önyargıları, endişeleri, kaybetmek istemedikleri hayat standartları açısından bu sorular kendi içinde hiç de sürpriz olmayabilir. Hatta buna hak verenler bile çıkabilir. Sorun her toplumda ortaya çıkabilecek böylesi endişede değil, bunun siyasal projeye, sistematik bir programa dönüşmesidir.
Tam bu noktada benzer gerçekliklerden hareketle bir başka soru daha gündeme geliyor. Dini kökenli bir silahlı yapılanma karşısında adeta batılı değerleri savunan seküler ve etnik silahlı bir yapılanmanın panzehir gibi algılanması söz konusu.
Artık Türkiye içine de taşınan bir iç savaşın taraflarından birini diğerine tercih eden bakış açısının soğukkanlılıkla irdelenmesi gerekiyor. IŞİD’in lanetlenmesi kestiği kelle sayısından dolayı mıdır yoksa hiç kelle kesmemiş olsaydı bile dini söylemi kullanıyor olmasından mı? PKK’nın bile bu arada dini radikalizm karşısında evrensel değerleri savunan özgürlük savaşçısı muamelesi görmeye başladığı bir medyatik algıdan söz ediyoruz.
Türkiye dahil olmak üzere Batı Avrupalı ülkelerden PYD saflarında savaşmaya giden sivil savaşçı sayısının hiç de küçümsenecek miktarda olmadığı biliniyor. Hatta bazı Batı Avrupa ülkeleri PYD saflarında savaşmaya gidenlere yasal olarak imkan tanıyan düzenlemeler bile yaptılar.
Burada sorulması gereken soru eğer mesele iç savaşa aktif olarak katılan silahlı savaşçıların ülkelerine döndüklerinde ne tür belalar açacakları ise; aynı durumun bir tür Silahlı Sivil Kuruluş (SSK) muamelesi gören PYD gibi yapılanmalar için de geçerli olması gerekmez mi?
Bir tür özgürlük savaşçısı imajı çizilerek adeta özendirilen PYD saflarında silahlı savaşa girenler ülkelerine döndüklerinde bu tecrübelerini nasıl değerlendirmeyi düşünüyor olabilirler? Evet, mesele Ortadoğu’da sadece örgütsel düzeyde kimin kimle beraber olduğu meselesinden çok daha büyük ve derin. Bu konu etnik, siyasal, ideolojik ve dini köklerinden bağımsız ele alınamaz, ancak medyatik düzlemde ve güncel siyaset dilinde SSK (Sivil Silahlı Kuruluş) muamelesi gören yapılara katılmayı teşvik eden çifte standardın tutarsızlığı ve adeta sorgulamanın bile imkansızlığına dairdir.
IŞİD’e katılan ya da orada kullanılan gençlerle ona karşı savaştığı için her türlü sorgulamadan muaf tutulan ve himaye gören karşıt silahlı yapıların STK olmadığının hatırlanmasında yarar var. Uluslararası dengeleri, sınırları, anlaşmaları altüst eden bir sıcak savaş yaşanıyor ve hala hangi ülkenin ne düzeyde dahil olduğu bile çözülememişse hamaset bu tür soruları kapatmaya yetmeyecektir. Din adına kimin tarlasının sürüldüğü, etnik milliyetçilik adına hangi güçlerle yatağa girildiği sorusunu sormak hakkımız.
Birilerinin zalim olması, karşı tarafın her zaman doğrudan haklı olması için yeterli değildir. Temel sorununun unutulduğu yerde her tür kont operasyonun, istihbarat manipülasyonunun sahnelenmesine hiç şaşırmamak gerekir.
- See more at: //www.iktibasdergisi.com/sivil-silahli-kuruluslar-ssk/#sthash.gO2euC9G.dpuf
Güncelleme Tarihi: 21 Temmuz 2015, 09:44
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241