banner279

SİSTEMDE ELİT DEĞİŞİM

Akif EMRE

SİSTEMDE ELİT DEĞİŞİM
 Türkiye’de ister rejimin karakterinin değiştiğini düşünün, ister devrim niteliğinde yeni bir sayfa açıldığı tezine sarılın devletin kendini bir şekilde yenilediğinde kuşku yok. Bu süreçte somut olarak yaşanan bir başlık var ki bu da tecrübe edilen ikinci boyuttur. Sosyo-ekonomik anlamda yaşananların uzun vadede ne tür sonuçlar doğuracağı gibi çetin bir konuyu saklı tutarak bir kenara bırakırsak somut olan gerçek bir elit dönüşümün yaşanmış olmasıdır.
Yenişafak/Akif EMRE
Son on yılı aşkın süre içinde Türkiye’nin yaşadığı dönüşümü anlamlandırmadan geleceğe doğru istikamet verileceğini tasavvur etmek yanıltıcı olur. 2002 yılından bu yana muhafazakâr-demokrat kimlikli bir siyasi hareket, farklı koalisyonlarla ülkede önemli değişimlere neden oldu. Bu süreçte iktidarın ideolojisi, siyasal, ekonomik programı ile aktörlerinin sosyal ve dini/kültürel kimliklerinin zaman zaman kafa karışıklığına neden olduğu da bir gerçek.
Üç dönemlik, Cumhuriyet tarihinde bir ilke imza atarak muhtemelen dördüncüyü de kazanacak gibi duran iktidar ve partisinin muhasebesi bir yazıda yapılamaz. Buna rağmen, ilk elde muhaliflerinin rejimin temel ilkelerini değiştirmekle suçladığı, taraftarlarının da devrim niteliğinde değişikliklere imza attığı yönündeki tezlerini bir kenara bırakacak olursak iki önemli hususun öne çıktığı görülür. İlki sistemin kendi içinde yenilenerek toplumsallaşması sürecinin yaşanmasıdır. Devlet-millet ikilemi daha çok muhafazakâr eksenli olduğu için toplumun devletle, dolayısıyla sistemle barışması, bunu benimsemesi sürecidir. Daha başka bir ifade ile biyolojik ömrünü tamamlayan Kemalizm’den post-Kemalizm’e geçiş sürecidir.
Türkiye’de ister rejimin karakterinin değiştiğini düşünün, ister devrim niteliğinde yeni bir sayfa açıldığı tezine sarılın devletin kendini bir şekilde yenilediğinde kuşku yok. Bu süreçte somut olarak yaşanan bir başlık var ki bu da tecrübe edilen ikinci boyuttur. Sosyo-ekonomik anlamda yaşananların uzun vadede ne tür sonuçlar doğuracağı gibi çetin bir konuyu saklı tutarak bir kenara bırakırsak somut olan gerçek bir elit dönüşümün yaşanmış olmasıdır. Bu uzun iktidar döneminin en belirleyici özelliklerinden biri sistem içi elit dönüşümünün gerçekleşmesidir. Çok ideolojik ve ilkesel gibi görünen kavganın etkenlerinden biri de elitlerin el değiştirmiş olması gerçeğinde aranmalıdır.
Cumhuriyet elitleri kendi içlerinde uzun süre bir tür aşiret dayanışması şeklinde sistemi her anlamda kontrol ederek ve de ülkeyi dönüştürerek bugüne getirmişti. Büyük kesimi köylülerden oluşan bir toplumda okumuşlardan oluşan dar ideolojik cemaat ülkenin ekonomisinden bürokrasisine, kültür hayatından medyaya kadar her alanında tek kelime ile hakimdi. Hangi parti iktidara gelirse gelsin bu elit ekonomi ve bürokrasideki sarsılmaz egemenliğini ve iktidarını sürdürecekti. Kaldı ki merkez sol ve muhafazakâr sağ kesimler aynı elitist cemaatin üyelerinden oluşmaktaydı.
Bugün yaşanmakta olan, bu elit iktidarının el değiştirmesi olayıdır. Bu değişimin ne kadar kalıcı olacağı ve muhtemel sonuçlarını şimdiden kestirmek zor olsa da kesin olan temelleri Cumhuriyet’le atılan seçkinler iktidarının değişmekte olduğudur. Kaldı ki bunun sistem değişikliği anlamına gelmediğini de belirtmek gerek.
Bu yeni elitlerin statükonun seçkinlerinden ayırıcı vasıfları nelerdir sorusu, aslında son dönemde neler yaşandığının, nelerin, hangi ölçüde değiştiğinin de cevabı olabilir. Eski elitler gerek eğitim ve sınıfsal özellikleri gerekse sistem içindeki ayrıcalıklı konumları ile tepeden aşağıya toplum mühendisliği uygulamaya çalıştılar. Gerek kültür ve bilim gerek toplumsal hayat ve değerlerini toptan değiştirmeye ahdetmiş aydınlanmacı aklın misyonerleriydiler. Bu arada devlet, İttihat ve Terakki’den beri önemsediği bir politika olarak, kendi yerli zengin sınıfını da oluşturmayı başarmıştı.
Yeni elitler henüz memleketin ekonomik varlığını belirleyecek bir birikime ulaşmış değiller. Hayat standartları değişse de kapitalist bir sınıf olmaktan çok orta ve orta sınıf üstü bir hali vakti yerinde elitler haline geldiler. En etkin oldukları alanın belki de bürokrasi olduğu söylenebilir ki, on beş yıla yakın iktidar dönemi içinde anlaşılabilir bir durum.
Burada eski elitlerle yeni elitler arasında bariz biçimde ortaya çıkan ve hayli önemsediğim farklardan biri medya ve kültür alanındaki göstergelerdir. Yeni elitlerin en büyük zaaf alanları kültür ve medya alanlarında kendini gösterdi.
Kurulan yeni semtlerden kentsel peyzaja, kültürel ve sanatsal alandaki etkinliklerden medyadaki kaliteye bakıldığında sorunun ne denli derin olduğu anlaşılır. Değişim denilen olgunun içinin nasıl ve ne şekilde doldurulacağına ilişkin ipucu verecek bol miktarda malzeme var etrafımıza baktığımızda.
Ne insani bir hayat sürülecek yeni şehirler kurulabildi ne de var olanların estetize edilmesi mümkün oldu. Tarihsel aidiyete yapılan vurgu bir toplum için elbette önemli. Bu toplumun tarihi birikimi ile bugünü arasında gözlemlenen tarihi açık, çelişki aslında tarihle kurulan bağın neden sağlıksız olduğunu da açıklıyor.
Toplu konut yığınlarının arasına son derece primitif bir saat kulesinin taklidini yerleştirerek ne tarihe sahip çıkılmış olur ne de sıkça dillendirildiği gibi medeniyet kurulur.
Kültür ve sanatın birkaç geleneksel zanaatın yaygınlaştırılmasından ibaret olmadığını söylemeye gerek yok.
Oysa İslami düşünce birikimine sahip aydınların yıllardır biriktirdiği, çoğalttığı, geliştirdiği dil çok farklı iddialara sahipti. Bu iddianın içinin doldurulması ayrı bir konu olmakla birlikte en azından gelecek tasarımı, tasavvuru olarak etik ve estetik kaygıların korunması beklenirdi.
İktidarın seçkinleri değişti ancak “seçkinler iktidarı” belli alanlarda iktidarını sürdürüyor.İKTİBAS DERGİSİ
Güncelleme Tarihi: 07 Nisan 2015, 11:11
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241