banner279

RUSYA KÜBA’YA, TÜRKİYE MUSUL’A!

Nesret ERSANEL

RUSYA KÜBA’YA, TÜRKİYE MUSUL’A!
 
Türkiye ve Ortadoğu’ya yönelik “küçük görme” hali aslında çok daha kesici hırslar barındırır ve “uluslararası ilişkilerin doğası” sayılarak sıradanlaştırılan Oryantalizm ruhunun “gücün karanlık yüzüne” sadakatini saklar.
Bu cazibeli başlık bir savaş tarifi değil.. ABD, Rusya, Türkiye ve bölgeyle bağlantılı ülkelerin kullandığı özel bir dil! Yani aramızda konuşuyoruz…
“Fransa Başbakanı Clemenceau: Pekala, ne konuşacağız?
İngiltere Başbakanı Lloyd George: Mezopotamya ve Filistin.
Clemenceau: Bana ne istediğini söyle.
George: Musul’u istiyorum.
Clemenceau: Alacaksın.. Başka?
George: Kudüs’ü de istiyorum.
Clemenceau: Onu da alacaksın”… (Aralık 1918. Kırmızı Çizgi-Paylaşılamayan Toprakların Tarihi, James Barr, Eylül 2016.)
Batı tipi paylaşım müzakerelerinin üslubu, bu türden pervasızlık ve kendini beğenmişliklerle bezelidir…
Üstelik bu “aldım, verdim” basitliğindeki “samimi uzlaşı”, sonunda kendi aralarında da “ben seni yendim” ihanetlerine kapı aralar…
Türkiye ve Ortadoğu’ya yönelik “küçük görme” hali aslında çok daha kesici hırslar barındırır ve “uluslararası ilişkilerin doğası” sayılarak sıradanlaştırılan Oryantalizm ruhunun “gücün karanlık yüzüne” sadakatini saklar.
Yukarıdaki mini diyalogun ardındaki zihin aslında şudur…
“Osmanlı’nın Suriye’de uğradığı hezimetin büyüklüğü ortaya çıkınca, akşam yemeğinden sonra Lloyd George, ‘Türkiye’yi bölme işini’ nasıl yapacağına dair kafa yormaya başladı. (‘CAC Hankey Belgeleri 1/6, günlük, 6 Ekim 1918.) İngiltere Başbakanı Paris’teydi ve düşmana sunacakları ateşkesin koşullarını Fransızlarla tartışarak geçirdi. Lloyd George Türkleri o kadar sevmiyordu, Osmanlı İmparatorluğu’nun yok olmasını o kadar uzun zamandır istiyordu ve bu o kadar açıktı ki, bakanlarından biri rüyalarını Yunanca görüp görmediğini merak etmişti.” (Lord Meston, ‘Mr. Lloyd George’s Memoirs, İnternational Affairs, vol.14, no.2, 1935, Say; 243.)
Öte yandan, Batı liderliklerinde izlenen bu kişisel deformasyonun ülke çıkarlarını takip etme ve unutmama halinde “devlet şuuru” denilebilecek bir nokta da var…
Haçlı savaşlarından yıllar yıllar sonra.. I. Dünya Savaşı ertesinde İngiliz kuvvetlerinin İsrail, Filistin, Gazze işgali sırasında Selahaddin Eyyubi’nin mezarına gelen General Allenby’nin çizmesiyle taşı dürterek, “Selahaddin, bak yine geldik” demesi odur…
Bugün Suriye, Irak, Musul’da yaşanacak tehlikeli gelişmelerin eşiğinde, ilk kez, “Batı koalisyonunun” kendi arasındaki-ve Türkiye’de hiç konuşulmayan, belki de bilinmeyen-çıkar kesişmelerini keskinleştirmeyi artık akıl etmeliyiz…
Birbirlerine kurdukları tuzakları geceleri derinleştirmek gerekiyor.
Rusya ve ABD arasındaki dengesizliklere asılmak da bir tanesidir ama.. Sanki İngiltere, Fransa, İsrail, İran, Mısır, Irak, vb., tüm aktörlerin birbirleriyle hesapları, korkuları hiç yokmuş, hepsi birmiş gibi kabul ediyoruz…
Oysa ortalık yanıyor…
Sykes-Picot ağızlardan düşmüyor ama Osmanlı’yı parçalarken birbirlerini nasıl gırtlakladıklarını unutuyoruz.
Sykes, Picot, Lawrance, Bell çöl üzerinde kumdan sınırlar çizerken, örneğin Fransızlar Yahudileri Londra’ya kışkırtıyordu.
Musul konuşulurken petrol lafının en az konuşulduğu zamanları yaşıyoruz.. Garip! Herşey oradan başladı oysa.
O zaman “ayrıcalıklı ülkeler” arasındaki somut ihtilafa bir tane somut nefret örneği verelim…
İngiltere-Brexit-AB ilişkilerini biliyoruz.. İngiltere’nin yeni Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyaretinin tazeliğini hatırlıyoruz…
Seçim arifesinde ABD’nin Suudi Arabistan’a taktığı çelmeyi de gördük. Bunun petrol fiyatları ve İran-Riyad ilişkilerinde-mevcut görüntü ne denli tersini gösterse de-esneme yarattığı da hissediliyor…
O halde.. Şu “garip soru” haktır…
Londra, petrol-enerji ilişkilerinde Washington’a mı bağlı olmak ister, yoksa şu sıralar Musul’la sembolize edilebilecek, içinde Türkiye, Arabistan, Kıbrıs, İsrail haritasının vaadlerine mi?
İkinci kısmı bilemem…
Ama birinci kısımdan, yani tarihin herhangi bir döneminde majestelerinin Oval Ofis’e enerji üzerinden bağımlı kalmayı kabul etmeyeceğinden eminim…
“Amerikalılara petrol için bağımlı olmayı Britanya’nın ‘en rahatsız edici’ bağımlılığı ilan ederek hükümetin Bağdat ve Musul bölgelerinin kontrolünü ele alması, ‘Mezopotamya ile İran’dan Akdeniz’e gidecek boru hatları için Suriye’deki bölgesel düzenlemelerin ve diğer yerlerdeki geçiş haklarının İngiliz çıkarları lehine güvence altına alınması”… (IOR, L/PS/11/151, Petroleum Executive, memorandum, ‘Petroleum Position of the British Empire’, Aralık 1918.)
Hatta şimdi üstlerine gitmenin de zamanıdır. Ama “cepheden” değil.
Fırından taze çıktı… “Moskova, Sovyetler Birliği döneminde askeri üslerinin olduğu Küba ve Vietnam’da yeniden üs kurmak, bu ülkelerdeki askeri varlığını yeniden tesis etmeyi düşündüğünü açıklandı. Reuters’in haberine göre Rusya’nın bu iki ülkede eskiden askeri üsleri bulunuyordu. Rus haber ajanslarının bildirdiğine göre bu açıklamayı Savunma Bakan Yardımcısı Nikolai Pankov yaptı” (‘Rusya, Küba ve Vietnam’da askeri üs istiyor‘, 07/10.)
Bugün Irak ve Suriye’de onlarca ülke mevcut.. Ancak Küba ve Vietnam üçer ülkeyi ilgilendiriyor…
Vietnam; ABD, Rusya, Çin.
Küba: ABD, Rusya, Türkiye!
Bu sefer böyle yapılmalı.
Yoksa yine, “bak yine geldik” diyecekler…

Yenişafak/ Nesret ERSANEL

Güncelleme Tarihi: 08 Ekim 2016, 09:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140