banner207

Reyhanlı Değil, Mini Suriye

Amberin ZAMAN -

Reyhanlı Değil, Mini Suriye
Günlerdir ekranlarda dehşetle seyrediyorduk. Ama gerçeği, Reyhanlı’daki faciayı kendi gözlerimle gördüğümde idrak ettim. Suriye’deki savaş kapımızda değil, resmen üzerimizde artık. Cumartesi iki ayrı bomba yüklü aracın patladığı kent merkezi sanki mini Suriye. Yıkık binalar, kırık camlar, kömürleşmiş her nevi eşya... Tahribat, mahalle büyüklüğünde bir alana yayılmış. Sokak sokak yürüyorum. Hâkim renk siyah. Hâkim duygu öfke. Gördüklerimi duyduklarımı size yorumsuz aktarıyorum.

     “Suriye’ye silah götürüyorlar”

     Araçların patlatıldığı PTT ile Belediye binası arasındaki mahşer alanı halen polis kordonu altında. Vatandaşlar tedirgin bekleyişlerini sürdürüyor. Gazetecilere karşı duyulan tepkiyi biliyorum. Kovacaklarını düşünüyorum. Tam tersi etrafımı birden onlarca insan sarıyor. Her kafandan ayrı yorum, ayrı ses. “Yaz yazabilirsen” diye söze atılıyor bir zamanlar milletvekili adayı olduğunu ifade eden orta yaşlı bir adam. Adını soruyorum. “Boş ver” diyor ve devam ediyor. “Cilvegözü patlamasından sonra hiçbir tedbir alınmadı, hükümet görevini yapmadı. Hükümetin hatalı politikalarının bedelini biz Reyhanlılar ödüyoruz. Hiç şüphemiz yok bu işin arkasında Esad var. Esad, halkını katlediyor. Biz de evlerimizi Suriye halkına açtık. Sığınmacılardan hiçbir zarar görmedik. Birlikte sulh içinde yaşıyorduk ama bir de sakallı adamlar var bellerinde silahlar ortalarda geziniyorlar. Suriye’ye silah götürüyorlar, savaşıp dönüyorlar. Kaldıkları evleri de biliyoruz. Ne sınır kaldı ne bir şey. Yol geçen hanına döndü Reyhanlı. Hükümet neden bunlara destek veriyor bizleri ateşe atıyor. Sorumlu Tayyip Erdoğan.”

     “Ölü sayısı en az 200”

     RTÜK’ün yayın yasağı halkın öfkesini daha da törpülemiş.

     Fısıltı gazetesi tam gaz çalışıyor. “Emin ol ölü sayısı en az 200. Kol bacak topladık, kömür abla, kömür. Hâlâ kayıplar var,” diyor Ahmet adından liseli bir genç. Bomba yüklü iki tane daha araç olduğu söylentisi ağızdan ağıza yayılıyor. Yine adını vermekten çekinen bir delikanlı “Kılıçdaroğlu geldi peki başbakan neden gelmiyor? Neden çekiniyor?” diye soruyor ve ekliyor: “ Acımızı paylaşmalıydı ama Obama’nın yanına koşuyor. Hepimiz AKP’ye oy verdik ama onlara artık oy yok” Konuşmaları dinleyen polisler hiç renk vermiyorlar.

     Kuaförlük yaptığını söyleyen bir diğer genç “Biz Suriyelileri istemiyoruz artık. Gitsinler buradan. Yoksa biz onları göndeririz,” diyor yumruğunu sallayarak. “Samandağlılar var işin iç...” diye başlayan cümlesi diğerleri tarafından anında kesiliyor. “Öyle konuşma” ikazında bulunuyor eski milletvekili adayı. Samandağ Arap Alevilerin çoğunlukta olduğu ve Esad’e yoğun sempati duyulduğu ilçe.

      “Devletin şeffaf olması lazım”

     Biraz ilerde yerel Öncü gazetesi duruyor. Tek katlı binanın bir tek penceresi kalmamış. Adeta açık havada gazetenin sahibi Hasan Özdemir bilgisayarı başında sakin sakin gazetesini hazırlıyor. “Devletin şeffaf olması lazım diye” başlıyor söze. “Ama olayın üstünü örtmek unutturmak istiyorlar.” “Nasıl” diye soruyorum. “Bombaların açtığı büyük çukur hemen dolduruldu. Halkın tepkisi karşısında yeniden açmak zorunda kaldılar, iki ceset çıktı”. Özdemir’e göre devlet bir gün için de olsa ulusal yas ilan etmeliydi. “Okulları dahi tatil etmediler oysa gençlerimiz travma içinde. Okula gitmeyen öğretmenler için soruşturma açılıyor.” Özdemir son bir buçuk yılda nüfusları patlayan Suriyelilere karşı hıncın kabardığını teyit ediyor. “Oysa nüfusunun çoğunluğu Sünni ve Arap olan Reyhanlı sığınmacıların (ve muhaliflerin) en rahat ettikleri yerlerinde biriydi. Reyhanlılar da memnundu. Mülk sahipleri normalde 500 lira kira getiren evlerini Suriyelilere 1000 liraya kiralıyor. Küçük esnaf kabarın nüfusun sayesinde işlerini ikiye katlamış durumdaydı. Ama zamanla Suriyeliler kendileri esnaflığa soyundu. Birbirlerinden alışveriş yapmaya başladı. Kendi mallarını getirip pazarlıyorlardı. Ekmek bile üretip üstü “El Arabiya ekmek” yazılı arabalarda satıyorlardı. Halk arasında sempatinin yerini tepki almaya başladı. Patlamadan bir kaç gün önce Suriyeliler ve esnaf arasında kavga çıkmış ardından Suriyelilerin Türk bayrağı yaktığı söylentisi yayılmış. Sokağa dökülen vatandaş yakaladıkları bir Suriyeliyi dövmüşler. Ardından Suriyeliler kenti terk etmeye başlamış. Patlamadan sonra “paraları olan topluca terk ettiler Reyhanlı’yı” diyor Özdemir. Peki silahlı muhaliflerin kentte bulunduğuna dair iddialar doğrumsuydu? Özdemir’in cevabı: “Geçenlerde evimin az ilerisindeki evin önüne gece yarışız beş minibüs ve önünde bir cip durdu içine ağar çantalar taşıyan sakallı adamlar doldu ve konvoy halinde gitti. Aynı sahne bir sonraki gece 27 plakalı konvoyun başını çeken bir araç ile tekrarlandı.”

     “Amacı mezhep çatışması”

     Bu kez soluğu Kent Oteli’nde alıyorum. Mısırdan “Suriye’ye yardım” için geldiğini belirten kara gözlüklü uzun sakallı iri kıyım bir adamla karşılaşıyorum. Kafasında yara izi var. Adının “Alaa” olduğunu söylüyor. Otel sahibi İbrahim Ekmen’den sakallı dostumun gerçek adı “İbrahim Muhammed Hasan” olduğunu öğreniyorum. Otel bomboş. “Bombadan sonra Suriyeliler kaçtı” diyor Ekmen. “Zaten su yok elektriğimiz kesik, çatım çöktü, camlarım kırıldı, kahve?”

     Ekmen de olayın arkasında Esad ve Suriye gizli servisine bağlı “yerli bir örgüt” olduğuna inanıyor. “Olayın amacı mezhep çatışması” diyen Ekmen Cumartesi günü olayı protesto etmek için Reyhanlı’da büyük miting düzenleneceğini ifade ediyor.

     Reyhanlidedikodu.com isimli Facebook sayfasından gelişmeleri izleyebilirmişiz. “Ama para tatlı” diye sözlerini sürdüren Ekmen “on güne kalmaz hayat normale döner, Suriyeliler de döner” öngörüsünde bulunuyor. Para mara, Reyhanlı ve tüm Türkiye’de hayatın normale dönmesi için içimden hızlı bir dua okuyorum. Ölenlere rahmet kalanlara sabır ve baş sağlığı diliyorum.

     TARAF


Güncelleme Tarihi: 15 Mayıs 2013, 13:22
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner248

banner141

banner140

banner247

banner203