banner279

Putin’in Suriye’de yaptıkları Ukrayna’da yapacaklarının teminatı mı?

Kristin Helberg, Suriye ile Ukrayna'yı kıyaslayarak Putin'in savaş makinesinin durdurulması gerektiğine dikkat çekiyor.

Putin’in Suriye’de yaptıkları Ukrayna’da yapacaklarının teminatı mı?

Kristin Helberg / Qantara.de

Putin’in Suriye’de yaptıkları Ukrayna’da yapacaklarının teminatı mı?

Rusya’nın 24 Şubat sabahı erken saatlerde Ukrayna’ya başlattığı askerî operasyon pek çok boyutuyla dünyanın gündemine oturdu. Devlet Başkanı Vladimir Putin’i anlama çabası da hararetli tartışmalarla devam ediyor. Gazeteci-yazar Kristin Helberg, Qantara.de internet sitesinde yayımlayan yazısında, Putin’in Ukrayna’da ne kadar ileri gidebileceğini bilmek isteyen herkesin Suriye’ye bakması gerektiğini belirterek, iki müdahaleyi Putin’in dört karakter özelliği ışığında karşılaştırıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Vladimir Putin yapacağını yaptı. Rus birlikleri Ukrayna’ya saldırıyor. Moskova tarafından Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed’i iktidarda tutmak için ülkeye gönderilen Rus askerleri ve savaş uçakları, Suriye halkı için günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Putin’in Suriye’deki yöntemleri, dış politika eylemlerine ve jeostratejik imajına ışık tutuyor. Kremlin liderinin dört özelliğinden bahsetmek mümkün:

1. Saygı görmek isteyen Putin

Rusya Devlet Başkanı, bu dünyanın güç simsarlarıyla eşit şartlarda iletişim kurmak istiyor. Bir imparatorluk yöneten kişi olarak muamele görmek istiyor. Diplomatik ağırlık, askerî güç ve propaganda ile Suriye’de tam olarak bunu başardı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimî üyesi olan Moskova’nın koruyucu eli 11 yıldır Esed’in üzerinde. 2011-2020 yılları arasında Rusya, Suriye ile ilgili 16 Birleşmiş Milletler kararını engelledi. Bu da Suriye rejimi tarafından işlenen uluslararası hukuk kapsamındaki suçların Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne sevk edilemeyeceği anlamına geliyor. Yüzde 80’ini ABD ve Avrupa’nın finanse ettiği milyarlarca dolarlık BM yardımı, Suriye rejimi tarafından iktidarı korumak için kötüye kullanılıyor. Şam ile mutabakat halinde dağıtılması gerekirken yardım, en muhtaç durumdaki Suriyelilere değil, kendisine sadık olanlara ulaştırılıyor.

Milyonlarca Esed muhalifinin sığınağı olan aşırılık yanlılarının kontrolündeki İdlib eyaleti, yurt dışından doğrudan insani yardım almaya devam ediyor. BM Güvenlik Konseyi, bu sınır ötesi erişimi her altı ayda bir yenilemek zorunda ve bu noktada Batı, Putin’e insani yardıma izin verilmesi için yalvarıyor. Diplomatik statü açısından Suriye, Kremlin liderine iyi hizmet ediyor.

Kararlar engellenemediği durumda, Rusya bunların içeriğini sulandıracaktır. Bunun en iyi örneği, Aralık 2015 tarihli 2254 sayılı Karar. Suriye çatışmasının tüm aktörleri bugün hâlâ bu karara atıfta bulunuyor. Karar, Moskova ve Washington arasında Ekim 2015’te yapılan yoğun görüşmelerin sonucunda alınmıştı ve bugüne kadar Suriye Uluslararası Temas Grubu ile ihtilafı çözmeye yönelik tek ciddi diplomatik girişimdi. Her iki ülke de o sırada Suriye’de zaten askerî olarak varlık gösteriyordu. ABD, Eylül 2014’ten itibaren IŞİD ile savaşmak için, Rusya ise Eylül 2015’ten itibaren ülkenin büyük bir kısmı üzerindeki kontrolünü kaybeden Esed’i kurtarmak için oradaydı. (…)

2254 sayılı Karar, sivillere yönelik saldırıların sona erdirilmesi, insani yardımın engellenmemesi ve keyfi olarak gözaltına alınanların serbest bırakılması çağrısında bulunuyordu. Dışişleri bakanları Lavrov ve Kerry aylarca durumu yatıştırmaya çalıştıysa da başarılı olamadılar. Nitekim 2254 sayılı Karar, ‘terörle mücadele’ konusunda bir boşluk içeriyordu. Metin, IŞİD ve Nusra Cephesi gibi terörist gruplara ve müttefiklerine yönelik saldırıların devam etmesine açıkça izin veriyordu. Bu, Esed rejiminin tüm muhalif bölgeleri tecrit etmek, bombalamak ve böylece sivillere karşı savaşını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu tam yetkiydi.

Rusya bu harekâtta belirleyici ortak olmanın yanında savaşın kurallarını da değiştirdi. 2015 yazından itibaren Putin, Esed’in talebi üzerine asker ve askerî teçhizat göndermeye devam etti. Suriye’ye müdahil olarak, bir yıl önce Kırım’ın ilhakıyla tetiklenen uluslararası izolasyonunu da sonlandıracağını umdu. Şam, Moskova’ya Lazkiye’nin güneydoğusundaki Hmeimin Havaalanı’nı ücretsiz ve sınırsız olarak kullanma izni verdi ve bu havaalanı genişleyerek, Putin’in nükleer kapasiteli bombardıman uçaklarının inebileceği bir Rus hava üssü haline geldi.

Personel ve silah tedariki de 1977’den beri Moskova’nın kontrolünde olan Tartus’taki Rus deniz üssü üzerinden yapılıyor. Rusya’nın Akdeniz’e tek erişim noktası olduğundan, Putin’in bölgedeki NATO deniz hakimiyetini önleme hedefine ilişkin büyük stratejik öneme sahip. Bir süre önce Rus savaş gemileri Tartus’tan Ukrayna yönünde denize indirildi ve bu, NATO’nun genişlemesine karşı koymak için Moskova’nın bu üssü halihazırda kullandığını gösteriyor.

Rusya’nın Esed’in yanında savaşa girmesi 2015 yılında gidişatı değiştirdi. Şam’ın daveti üzerine müdahalede bulunduğundan, Putin’in müdahalesi Ukrayna’ya karşı mevcut saldırgan savaşın aksine uluslararası hukuka göre yasadışı değil. Nitekim askerî angajman tarzı uluslararası hukuku hiçe saydığını kanıtlanmış durumda. Rus hava kuvvetleri Suriye’deki yerleşim alanlarını sivilleri gözetmeksizin bombalıyor. Hastanelere, okullara ve pazarlara yönelik hedefli saldırıların yanı sıra yangın bombaları, misket bombaları ve vakum bombalarının sivil alanlarda kullanıldığı pek çok kez belgelendi ve Ukrayna halkı için bu hiç de iyiye alamet değil. Suriye’deki tüm savaşan tarafların hava saldırılarını belgeleyen sivil toplum kuruluşu Airwars, Rusya tarafından 23 binden fazla sivilin öldürüldüğünü tahmin ediyor. Moskova’nın iddiası ise tek bir sivilin bile zarar görmediği.”

Yazar, bu bariz tutarsızlığın, Putin’in üçüncü aracının önemine işaret ettiğini söylüyor: “Dezenformasyon yaymak. Putin, rakiplerini itibarsızlaştırmak ve kendi eylemlerini haklı çıkarmak için kara propaganda kullanmaktan sakınmıyor.

Ukrayna’yı ‘istismar ve soykırım’ ile suçlaması, Suriye gözlemcileri için hiç de sürpriz değil. Örneğin, Kremlin 2016’dan beri kurtarma görevlerini el tipi ve kask kameraları yardımıyla belgeleyen, Alternatif Nobel Ödülü sahibi Suriye sivil savunma örgütü Beyaz Miğferlere karşı kışkırtıcı bir propaganda yapıyor. Rusya, STK’yı bir tehdit olarak görüyor, zira kuruluşun videoları düzenli olarak Rus füze saldırılarının sivil kurbanlarını gösteriyor.

Rusya’nın sözde ‘sahte bayrak’ eylemleri olarak Esed’in suçlarını başkalarına yükleme girişimleri de küstahça. Özellikle kimyasal silahların kullanımı söz konusu olduğunda, bu son derecede işe yaradı. Birleşmiş Milletler ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nden (OPCW) müfettişler, Nisan 2017’de Han Şeyhun’a yapılan sarin saldırısında olduğu gibi, zehirli gaz saldırısından Şam’ın sorumlu olduğu sonucuna vardığında bile. Başka saldırılar devam ediyor, çünkü Rusya soruşturmaları anlamsız olarak nitelendirip reddederek bugüne kadar anlaşılmaz iddialarda bulunmaya devam etti. Putin, gerçek, nihayetinde birkaç olası versiyondan sadece biri olarak görünene kadar belli bir olay hakkında sayısız anlatı ve çelişkiyi yaymayı içeren medya stratejisini mükemmelleştirmiş durumda.

2. Stratejist değil taktikçi Putin

Geçmişe bakıldığında varmış gibi görünse de, Rus liderin 2011’de Suriye’ye yönelik uzun vadeli bir stratejisi yoktu. Esed’i iktidarda tutma kararı NATO’nun bölgede, özellikle Libya’da kaslarını gevşetmesinin ardından geldi. Mart 2011’de Moskova’nın BM Güvenlik Konseyi’nde çekimser kalması, NATO’nun Libya’ya müdahalesini mümkün kıldı ve kısa bir süre sonra Muammer Kaddafi rejimi bombalandı. Ancak BM yetkisine göre yalnızca sivillerin korunması gerekiyordu. Putin, bunun Suriye’de hiçbir koşulda tekrarlanmayacağına karar verdi. Ne de olsa bölge 2000’ler boyunca neredeyse tamamen Amerikan etkisi altında olduğundan Esed, Moskova’nın Ortadoğu’daki son müttefikiydi.

Putin’in Şam planı böylece Batı destekli rejim değişikliğini engellemekle sınırlı kaldı. Kremlin’deki adam, Esed’in en güçlü koruyucu azizi haline geldi. İlgili tüm taraflar için vazgeçilmezdi ve nihayetinde ipleri elinde tutmaya devam etti. Putin katı bir plan izlemiyor, aksine güncel olaylara tepki veriyor; gündem ne kadar dinamik olursa Putin için o kadar iyi. Fevri bir otokrat olarak her krizi kendi yararına kullanabiliyor. Oysa Batılı politikacılar kamuoyunu dikkate almak, parlamentolarını sürece dahil etmek ve herhangi bir eylemi koordinasyon içinde gerçekleştirmek zorunda.

Örneğin Eylül 2013’te Putin, en büyük taktiksel hamlesini gerçekleştirdi. 21 Ağustos’ta Şam’ın banliyölerine yapılan zehirli gaz saldırılarının ardından meydana gelen 1.400’den fazla can kaybı, ABD Başkanı Obama’yı harekete geçmeye zorladı. Bir yıl öncesinde Amerikan başkanı kimyasal silah kullanımını kırmızı çizgi olarak nitelendirmişti, 21 Ağustos’tan sonra ise ABD’nin başka bir savaşa sürüklenebileceğinden korktuğu için askerî saldırıdan geri durma konusunda çaresizlik içindeydi. Putin, Obama’nın içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmasına yardım etti. Suriye rejiminin OPCW tarafından öngörüldüğü şekliye kimyasal silah stokunu imha edeceğini taahhüt etti ve böylece saldırmamak için Obama’ya bir bahane sağladı. Yüzlerce sivili gaza maruz bıraktığı için cezalandırılmak yerine, Esed bir ortak haline geldi. OPCW müfettişleri kısa bir süre sonra Nobel Barış Ödülü’nü aldı ve Putin bir krizde güvenilecek kişi olarak görüldü.

Başta Batı olmak üzere diğer Batılı aktörler bir boşluk bıraktığında Putin onu dolduracak eylem fırsatını hemen yakalıyor. Sonuç olarak, Putin ile çatışma yönetimi söz konusu olduğunda tereddüt etmemek, tutarlı ve öngörülebilir bir şekilde ilerlemek esastır.

3. Kendini aşmayan Putin

Rusya’nın Suriye’de yaptıkları konusunda Putin sınırlarını biliyor. Ukrayna’nın aksine Suriye, çoğu Rus için coğrafi ve duygusal olarak uzak. Bu nedenle müdahale halkın desteğini almış değil ve Putin, Rus kayıplarını asgari düzeyde tutmak için dikkatli davranıyor. Başından beri operasyonu askerî danışmanlar, hava kuvvetleri, deniz birimleri ve özel kuvvetlerle sınırladı. Kremlin’e bağlı bir özel güvenlik şirketi olan ve Kırım’da konuşlandırılmış Wagner Group’tan paralı askerler de bunlara dahil.

Sahadaki savaşı, başta İran Devrim Muhafızları çizgisinde Ulusal Savunma Güçlerini oluşturan İran olmak üzere başkalarına bırakıyor. Bu güçler Esed’e muhalif bölgeleri geri alıyor, ancak Rus hava desteği olmadan buralar kaybedilirdi. Bu bağlamda Putin, rejimin ihtiyaç duyduğu şeyi çok fazla riske atmadan karşılıyor: Uzmanlık ve minimum insan gücü ile modern teknoloji.

Suriye’de yeni silah sistemlerini deneyen Rus ordusu, kendisini modernleştirirken satış rakamlarını da artırdı. Suriye’deki misyon, Ukrayna’ya yönelik saldırı için askerî teknoloji açısından faydalı bir hazırlık işlevi gördüğünü kanıtladı.

4. Pragmatik ve esnek Putin

Suriye savaşı, diğer çatışmalara göre değişen ittifaklara en fazla sahne olan çatışmaydı. Müdahaleci güçler uzun süreli ittifaklara bağlı kalmazlar, kendi çıkarlarını azami düzeye çıkarmak üzere kısa vadeli çıkar ittifaklarına girerler. Putin, bu oyunda eski bir usta.

ABD ile yıllarca süren diplomatik işbirliğinin ardından Moskova, 2017 yılının başında Kazakistan’ın başkenti Astana’da yeni bir girişim başlattı. Putin, bölgesel güçler olan İran ve Türkiye ile bir anlaşmaya varılacağına inanıyordu. Ne de olsa Washington’la yapılan görüşmeler Donald Trump’ın yönetiminde dişe dokunur bir etki yaratmazken; karışmak istemeyen ve aynı zamanda tam bir stratejisizlik sergileyen Avrupalıların Suriye’de zaten hiçbir söz hakkı olmadığı düşünülüyordu.

Savaşan en etkili üç taraf, müzakere umutlarını artırmak için çatışmayı yatıştırmayı amaçlıyordu. Ateşkesler ‘gerilimi düşürme bölgeleri’ haline geldi, ancak bu bölgelerin isimleriyle tutarlı olmadığı kanıtlandı.”

Yazar, Suriye’de çıkarları çatışsa da Rusya, İran ve Türkiye’nin işbirliği alanları olduğunun da altını çiziyor ve bunun Putin’in esnekliğine iyi bir örnek olduğunu anlatıyor:

Putin, İdlib’de, ülke içinde yerinden edilmiş milyonlarca insanın Türkiye’ye doğru ilerlememesi için Esed’in yeniden ele geçirme planlarını frenleyeceğine söz verdi; Erdoğan’ın ise cihatçıları kontrol altına alması gerekiyordu. İkisi de başarılı olamadı. Kürtlerin çoğunlukta olduğu kuzeydoğuda Rus ve Türk askerleri, Türkiye ile YPG arasındaki tampon bölgeyi korumak için birlikte devriye geziyor. Ancak burada da çatışmalar devam ediyor.”

Yazar, otokratlar arasındaki son derece karmaşık ve gergin ilişkinin, her ikisi de son derece pragmatik düşündüğü için işe yaradığını belirtiyor: “Örneğin, Putin ve Erdoğan bir yerde yaşanan askerî çatışmaların Suriye’nin başka yerlerindeki ilişkilerini etkilemesini engelliyor. Bu bakımdan Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, cesaretleri konusunda iyi prova edilmiş bir sınav. Türkiye’nin Rus saldırganlığına karşı Ukrayna ordusuna savaş uçağı tedarik ediyor olması, Moskova ile Ankara arasındaki ikircikli ancak istikrarlı ilişkileri değiştirmeyecek.

Suriye’de 11 yıldır süren savaşın ardından sonra Putin rahat: Şam’da kendisine minnettar ve bağlı, dünyanın büyük bir bölümünün tekrar kendisine döneceği bir lider oturuyor. Rusya’nın Ortadoğu’daki çıkarları bu nedenle güvende görünüyor.

Ukrayna’daki durum oldukça farklı: Kiev’de, ülkesinin yüzünü Batı’ya çevirmek isteyen bir başkan var. Putin için iki çatışma arasındaki en büyük fark zaman faktörü: Suriye’de işine yaramıştı ama Ukrayna’da aleyhine işliyor. Bu yüzden şimdi harekete geçti. Kararlı, cesur ve Batı’nın tıpkı Suriye’de olduğu gibi Ukrayna’da da geri duracağına emin.”


Fikirturu için çeviren: Nevra Yaraç

Kaynak: Fikir Turu

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140