PRAMİTLERİN GÖLGESİ

Akif EMRE

VAN 23.03.2017 10:40:01 0
PRAMİTLERİN GÖLGESİ
Tarih: 01.01.0001 00:00

Arap Baharı denilen ve Mısır’da zirveye çıkan devrim rüzgârı bir samyelinden ibaret miydi? Kısaca Arap Baharı’nın yelkenlerini şişiren rüzgârın yönü ile geminin rotası tam uyumlu olmadığı anlaşılınca rüzgâr ters yöne üflendi ve çıktığı sahile itilirken alabora oldu…  Firavunun bedeni tahttan inse de piramitlerin gölgesi daha da uzamaktadır.
Nihayet başa döndük; Hüsnü Mübarek işlediği suçlardan beraat ederek sıcak yuvasına döndü. Mursi belki de hiç aklında olamadığı halde, seçimle devlet başkanı oldu, hâlâ zindanda yatıyor.
Arap Baharı’nın estirdiği coşku ve devrim romantizmi ‘gerçekte neler oldu, nerede yanlış yapıldı, hala hangi yanlışların devrimci yalanlarla desteklendiği’ yönündeki soruları sormamızı engelliyor.
Mübarek’i, kendi halkına karşı işlediği bunca cinayet ve despotik yönetiminin ardından sıcak yuvasına gönderen statüko yıkılmamış mıydı? Hangi uluslararası destek, hiç bir şey olmamış gibi Mübarek’in tekrar sıcak yuvasına kavuşmasını sağlıyordu? Mursi ve binlerce İhvan üyesini işkenceye tabi tutan ve hapse atan askeri yapı bir zamanlar Mübarek’e çekilmesini söyleyip devrimin önünü açmamış mıydı?
Tüm bunlardan önce, Arap Baharı denilen ve Mısır’da zirveye çıkan devrim rüzgârı bir samyelinden ibaret miydi?
Kısaca Arap Baharı’nın yelkenlerini şişiren rüzgârın yönü ile geminin rotası tam uyumlu olmadığı anlaşılınca rüzgâr ters yöne üflendi ve çıktığı sahile itilirken alabora oldu.
Siyasal ve toplumsal analizler bir tarafa, Mursi’ye karşı darbeyi yapanlara verilen dış destek özellikle Suud gölgesinin olması, temsil ettiği siyaset açısından önemli bir kırılmaydı.
Ancak bugün Tahrir Meydanı gösterilerinin faturasının İhvan’a kesilmesinde Sisi ve arkasındaki güçlerin açık cürmü bir tarafa, Mursi yönetiminin nerede hata yaptığı sorusu pek gündeme gelmedi. Mağduriyetin ve açık zulmün özeleştiriyi ertelenmesi bir tarafa Türkiye’de adeta bunun gündeme getirilmesinin sakıncalı alan haline getirilmesi de yadırganacak bir durumdu.
Bunca zaman sonra, tarihin başa sarması gibi Mübarek’in eve dönüşü gibi; ‘İhvan nerede hata yaptı’ sorusu sorulmadığı takdirde tarihin tekerrürü de kaçınılmaz.
Önce bir durum tespiti; eğer adil hakça bir seçim ve siyasal paylaşımdan söz edilecekse bunun en büyük bedelini ödeyen Müslüman Kardeşler oldu. Yüzyıla yakın tarihi boyunca mücadele verdi, kimi zaman uzlaşarak kimi zaman meydan okuyarak. Ancak düşünce yapısı ve hedefleri son derece siyasi olmasına rağmen uzunca süre pratik siyasetten uzakta kalmış bir yapı olduğunu unutmamak lazım. Aralarındaki farklılıklara rağmen İhvan’ın ideologları, ‘mürşitlerin’ söylemlerinin bileşkesinin son derece siyasi olduğunda kuşku yok. Ancak örgütlenme yapısı olarak İhvan uzunca süredir toplumsal alanda faaliyet gösteren bir alternatif cemaat yapısı özelliği gösterdi. Mısır’ın çalkantılı siyasi hayatında rejim tarafından sürekli darbe yiyen bir yapı olarak tebliğ, sosyal yardımlaşma, insan yetiştirme, toplumsal hayatı yönlendirme alanlarında son derece başarılı en organize yapılardan biriydi. Geleneksel cemaatlere göre daha elitist yapısı ve örgütlülüğü onun hem avantajı hem de sistem açısından sürekli tehdit unsuru olarak algılanmasına neden oldu.
Oysa, sistemden sürekli dayak yemiş bir yapı olarak, radikal yanını törpülediği gibi çoğu kez de uzlaşmacı bir yol izlediği söylenebilir. Yasal siyaset yapması yasak olmasına rağmen müesses nizamın el altından belli alanlarda uzlaşma yollarını açık tuttuğu da bilinir.
Tahrir gösterilerine giden sürecin başlarında da bu tedbirli tavrı açık biçimde görüldü. Tahrir sürecinde farklı toplumsal siyasal kesimlerin öne çıkmasına karşın eğer İhvan gösterilere ağırlığını koymamış olsaydı muhtemelen Mübarek’in iktidardan uzaklaştırılması mümkün olmayacaktı. Bu noktada Mısır’daki devlet yapısında askeri bürokrasinin ağırlığını görmeden hiçbir analiz isabetli olmayacaktı. Sadece bürokrasi ve idari yapıda değil ekonominin de önemli kısmını elinde tutan, üstelik İsrail kokusuyla sindirilmiş bir toplumda yegâne koruyucu görüntü veren bir yapı ve bunun toplumsal tahayyülâtı söz konusu. Tam bu kritik eşikte müesses nizamı yönlendiren askeri bürokrasi Mübarek’i feda ederek statükoyu korumak gibi bir strateji izledi. Adına devrim denilen, aslında derin statükonun kendini yeni şartlara uyarlama pozisyonu devreye girdi. Derin devlet aklı zaten biyolojik ömrünün sonuna gelmiş bir lideri devre dışı bırakarak hem toplumsal muhalefeti tatmin etmiş olacaktı hem de sistem küresel talepleri yerine getirmiş olacaktı. Bu anlamda Arap Baharı denilen sürecin apolitik devrim olarak tanımlanmaya neden olan karakteristik özellik, kitlesel gösterilerin ‘Mübarek gitsin’den öte bir siyasal projeksyonunun olmamasıydı.
Tam da bu noktada İhvan’ın üç stratejik hatası oldu.
Birincisi, hazırlıksız yakalandığı toplumsal gösterilerde, kontrol etmediği bir süreçte erken iktidar hevesine kapılması. En büyük gücünü muhalefette kalarak sağlayan bir yapının Mübarek sonrası dönemin gerçek bir devrimsel dönüşüm olduğuna ikna olması daha işin başında kaybetmesi anlamına geliyordu.
Yapılan seçimlerde etkili bir muhalefet yerine devrim sonrasının tüm faturalarını ödemek zorunda kalacağı bir iktidara erkenden talip olması yaptığı en büyük hataydı. Üstelik uluslararası destekten mahrum olduğunu gözardı ederek, meydan okuyucu söylemleri daha iktidar olmadan kaybetme sürecine girecekti. Üstelik kurulan kumpasın Suud merkezli olması sadece küresel dengelerin değil bölgesel güç ilişkilerinin, ideolojik kaygıların ne anlama geldiği çok acı biçimde ortaya çıktı. Ayrıca küresel ve bölgesel dengeleri okumakta yetersiz kaldıkları açıktı.
En önemli yanılgısı ise, işleyişine ve yapısal özelliklerine yeterince vakıf olmadığı sisteme gerçekten güvenmesi hem askeri bürokrasinin dış bağlantıları, kendi içindeki statü ve çıkar dayanışmasını görememeleri; statükonun bir anda İhvan gibi ezeli rakibine teslim edilmeyeceğini kavramalarını engelledi..
Üstelik olanca İsrail karşıtlığı gösterisine ve İsrail’le savaşmış bir ordu görüntüsüne rağmen askeri bürokrasinin siyonist entite ile kuruduğu stratejik dengenin iç politikada ne denli belirleyici olduğunu da hesaba katmadıkları anlaşılıyor.
Sonuç, muhalif olmadan iktidar olma denemesinin, sistemi tanımadan devrim romantizminin, küresel sistemle uzlaşırken sinir uçlarını harekete geçirici söylemlerin bakiyesidir. On binlerce Müslümanın hapsedilmesinin, binlercesinin kurşunlanmasının hesabını soracak bir güç de kalmamıştır..
Firavunun bedeni tahttan inse de piramitlerin gölgesi daha da uzamaktadır.


Yenişafak/Akif EMRE