banner279

Paralel kâinat imamı var mı? -II

Cengiz Sözübek

Paralel kâinat imamı var mı? -II
 “O gece hiç bitmeyecek gibiydi” dedi arkadaşım; Mart ayına planlanan baskının 17 Aralık’a çekilmesiyle ilgili “son mesaj”ın, kendinden geçmiş bir halde beddua seansıyla duyurulduğu kasetin montajının yapıldığı gece için... Seçimlerden hemen önce kasetler piyasaya çıkacak ve seçim yasakları arasında izlediği kasetlerin gazıyla millet oy kullanmaya gidecekti; hem öne alınması ve hem de bu şekilde “lanet”lerle savaşın başlatılması bazılarında kafa karışıklığı oluşturmuştu.

“Şüphe ve iman birlikte olmaz” dedi birisi ve “O bizi hiç yanıltmadı” diye ekledi..

Gerçekten de öyle olmuştu; 12 Eylül’den Çiller’e, Susurluk’tan 28 Şubat’a kadar hep kazananın yanında olmuşlar ve “kazanmış”lardı.

Zâten “dersane kalkışması” başlarken, görülen sahih rüyalar da bu savaşın galibinin kim olacağını müjdeliyordu..

“Efendimiz Türkiye’yi bize verdi” ile kalpler itminana eriyordu..

PARALEL KÂİNAT İMAMI VAR MI?

Bir “gaflet” anında evlenmeye karar verdiğinde, Efendimiz’i rüyasında görüp onun telkinleriyle evlenmekten vazgeçen..Hz.Cebrail’e rağmen siyasî kararlar alabilen..bir “otorite”; elbette, 17 Aralık için de rüyâda-yakazada gerekli istişareleri yapacaktı..

Arkadaşım girizgâh mahiyetinde “öncesi”ni anlatmaya devam ederken, benim sıkıldığımı ve 17 Aralık sonrasının paralel evrende nasıl cereyan ettiğini merak ettiğimi fark etti.

“O kadar Graham Fuller okudun, 12 Eylül belgeselleri izledin, Özalizm analizleri yaptın, Ulus Devletler-Finans Kapital dualitesini yorumladın... tahmin edemiyor musun gerçekten 17 Aralık’tan sonra Paralel Evren’de neler olabileceğini?”

Soruyu sorar sormaz, düşünmeme bile fırsat vermeden ekledi: “Sen gerçekten 17 Aralık’ı beklemiyor muydun?”

“Evet” dediğimi gözlerimden anladı ve yine hızla devam etti:

“Nasıl ki Çehov ‘ben bir romanımda duvara silah astıysam,onu mutlaka kullanırım’ demiş; Paralel Evren’in bu silahı kullanmayacağını mı düşündün?”

Anlamsız bir bakış attığımı görünce, merakımı giderdi anında: “Paralel Evren, dediğim, Kenan Evren…yâni 12 Eylül’den bahsediyorum. 12 Eylül’ün, devletin kılcallarındaki duvarlarına kadar astığı silahların bir gün devlet’e doğrultulmayacağını beklemiyordun herhalde? 12 Eylül’ün kendisi devleti tasfiye operasyonuydu, duvara astığı silah neden orada sessizce öylece kalsın ki?”

Arkadaşımın âdeta beni fırçalar gibi konuşmasından rahatsız olsam da, çok da bölmek istemiyordum. Sanki araya girersem, söyleyeceklerinden bir kısmını atlayabilir diye düşündüm.

“Ama ben 2010’da H.Avcı tutuklandıktan sonra, onlarca kez ‘tehlikenin farkında mısınız?’ diye yazdım” diyemedim..

“H.Avcı’nın kitabı çıktıktan sonra, birkaç hafta boyunca ‘ölüm sessizliği’ ile beklemişlerdi..” dedi arkadaşım, sanki içimden geçenleri biliyormuşçasına… “işte o günler, şeytani bir planın yapıldığı meşum günlerdi…onyıllarca mücadele ettiği örgütlerden birisinin lideri olarak sunmanın planlarının yapıldığı..”

“Peki bu bir meydan okuma mıydı?” diye sordum,arkadaşıma..O yine azarlar gibi bir edayla yüzünü başka bir tarafa çevirdi: “ne meydan okuması! Korku imparatorluğunu ilân ettiler” dedi sinirli bir şekilde.

“Yâni dediler ki; biz istersek Hanefi Avcı’dan sol terör örgütü lideri çıkartırız…İstersek Kozmik Oda’ya da gireriz…ve istersek de Genel Kurmay Başkanı’ndan terör örgütü lideri çıkartırız!”

Konu ne zaman “paralel evrende 17 Aralık sonrası”na gelecek diye biraz daha sabırsızlandığımı anlamıştı arkadaşım. Dinliyormuş gibi yaparak “Zâten Ocak 2012’de İlker Başbuğ’u örgüt lideri yaptılar, evet” dedim..

“H.Avcı operasyonu, devlet’in ilk hamlesine karşılık yapıldı ve başarılı olundu. Devlet’in sinir uçlarına yapılan ikinci ve asıl hamle Başbuğ’dan ‘silahlı terör örgütü lideri’ çıkartmaktı…Ama arada unuttuğun bir şey var: sivil topluma verilen bir mesaj da vardı 2011’in sonlarında, basılmamış bir kitabı yasaklayarak topyekûn topluma mesaj verildi.”

Arkadaşım fizik bölümünü okumuş olmasına rağmen kronolojiyi bilmesi de ilginçti..

Konuyu uzattığını ve “sadede” gelmediğini anlayınca, ben de kendimce müdahil olmak istedim; “Hanefi Avcı’nın kitabını yayımladığı Ağustos 2010’da devletle savaş aleni bir şekilde başlamış ve Şubat 2012’de zirveye ulaşarak, devlet için “ya devlet başa ya kuzgun leşe” noktasına gelinmişti..”

“İkimiz de bir şeyi atladık” dedi arkadaşım: “Aralık 2011 – Uludere…Sen şimdi bu kadar detayı nereden bildiğimi soracaksın, ama 17 Aralık sonrası Paralel Evren’de her şey farklı bir şekilde cereyan edince geriye doğru bir tarama yapma ihtiyacı hissettik. Mesela çok net hatırlıyorum: Uludere faciasından 24 saat bile geçmeden, ‘paralel yalansu’ adlı gazeteci ‘istihbarat şu kurumdan’ deyivermişti..7 Şubat’ın ön hazırlıklarından en önemlilerinden birisi de buydu.”

Ben de “küçük detay”lardan bahsederek, arkadaşıma eşlik etmeye çalıştım: “7 Şubat’ın hukukî altyapısının hazırlanması gerçekten şeytani bir dehaydı…Devletin en hassas kurumlarından birisine çalışan ve Kandil’den bilgi getiren AFP muhabiri üzerinden 7 Şubat’la amirlerine ve devamında da bir üste, bir üste ve bağlı olduğu siyasi otoriteye yani en üste gidilecekti.”

Devam edecekken, arkadaşımın tebessüm ettiğini fark ettim; “Bakıyorum, 17 Aralık sonrasında Paralel Evren’de neler yaşandığını artık merak etmiyorsun” dedi, müstehzi bir tavırla.

“Mısır’da Mursi kalsaydı, Suriye’de Esed gitseydi… Irak’ta Maliki gitti; dünyaya açılmazsa birkaç on yıl sonra bölge gücü olmayı hayal bile edemeyeceğinin farkına varan ‘Yeni İran’ bunun üzerine eklense..Kürtlerle birlikte yeniden Misak-ı Millî diyen ve Sykes-Picot’u yırtan bir Türkiye..Doğu Akdeniz’den Hazar hattına uzanan enerji havzasında söz sahibi olan Türkiye..”

Arkadaşım sanki hiç durmayacak gibi devam ederken, nedendir aklıma Beyaz Saray yakınlarında Otel açabilecek kadar güçlenen “paralel abi”nin “Güney’de Sevdiği Ülke”den getirdiği müjdeleri anlatırken “Yakında hükümet diye bir şey kalmayacak ve ‘tuzluklar hükümeti’ ile seçimlere gideceğiz..Barzani-Öcalan bitecek;PKK’yla yeniden savaş başlayacak..” sözleri geldi..

Yine bir “kerametti” sanki; yine aklımdan geçenleri okumuştu: “17 Aralık sonrasında Paralel Evren’de ‘Çözüm Süreci’ devam etti..” dedi arkadaşım…Derin bir nefes aldım, konuya giriyordu sanki..

“PKK’nın Öcalan kanadının tasfiyesi için savaş çok şiddetli bir şekilde sürdü, 17 Aralık sonrasında..PKK ve Barzani ‘kıvama’ geldikten sonra, Çözüm Sürecinde masaya oturuldu..”

Ben tam bir şey söylemek isterken “Evet evet, ‘barış için el ayak öpülür’, demişti…doğru!”

“Başka neler oldu?” edasıyla baktığımda, arkadaşımın “artık yetmez mi?” bakışları attığını fark ettim; “Her kim güçlü ise onunla mut’a nikâhı yapan ve bu şekilde güçlenen bir hareketin, her yıl gücünü geometrik oranda arttırdığı ve sonunda ‘devlet benim’ dediği 2007-2012 döneminde kurmaya başladığı Korku İmparatorluğunu tecrübe etmişken, paralel evrende başardığı 17 Aralık sonrası mutlak güç eline geçtiğinde neler yaptığını tahmin etmemek için…”

“Aslında doğru…” diyebildim, sessizce..

“Gün gelecek, devletin tüm kurumlarına ‘şakirt olmayan giremeyecek’” müjdesi verildiğinde; 80’li yıllardı…Ve o devletin kurumlarına girmek için girilen sınavların soruları da daha o yıllarda rüyâlarda görülebiliyordu..

Herkesin bir hesabı vardı; Fuller’in, Evren’in.. “Allah’ın da vardı” dedi arkadaşım.

Hayaller-rüyâlar “otoriteden izin alınmalıydı” ; hayatlar “Allah var otorite yok…Dünya Beş’ten Büyüktür.” dedim arkadaşıma..

“Allah bu millete ve devlete yeniden bir “paralel sınavı”na tabi tutmasın..” dedi.

Ve gitti…

Güncelleme Tarihi: 04 Mayıs 2015, 09:45
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241