banner279

ONLARA TESİRLİ SÖZ SÖYLE

OSMAN COŞKUN

ONLARA TESİRLİ SÖZ SÖYLE

 Ey Muhammed, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi… Hz. Muhammed İnananlara karşı gayet şefkatli, merhametli ve onları bir arada tutmak için gerekli gayreti gösterten bir tavır takınmıştır… Allah ’ait olan bu kelam aslında biz kullarının onun gönderdiği dini tebliğ konusunda sanırım çok ciddi ipuçları vermektedir.

Allah’ın dininin mensupları olduğunu iddia edenler bu dini kendi dışındaki muhataplarına götürür iken öncelikle onlara ne ile gidip ne götüreceklerini bilmek zorundadırlar. Söz konusu Allah’ın dini ise hiç kimsenin aklına geldiği gibi konuşma vedavranma yetkisi yoktur. Allah kendisine elçi olarak seçmiş olduğu insanlar için bu konuda bir yol ve yöntem belirlemiştir. Hiçbir elçi söylememesi gereken bir sözü söylememiş ve davranması gerekenin dışında da davranmamıştır.

Bununla ilgili olarak Allah’ın son göndermiş olduğu ve kıyamet günüde bütün insanlığı hesaba çekeceğini söylediği Kuran’ı kerimde bizler için örnek alınacak birçok ibret verici hadise mevcuttur. Bunlardan ilk akla gelen elçilerin ne söyleyip neyi söylememeleri hakkındaAllah’ın son elçisi Hz. Muhammed Mustafa salat ve selam bütün elçiler üzerine olsun onunla ilgili olarak rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kur’an, âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Eğer Muhammed, Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık sonra onun şahdamarını koparırdık. Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.” (Hakka-43-44-45-46-47) Aman rabbim ne şiddetli bir uyarı ve ikaz Allah en yakın elçisini resmen tehdit ediyor.

Bu ayetin yorumu ile ilgili olarak: “Bu ayetlerde, dinleyen muhatapların kainat varlıklarından ve sırlarından; dünya ve ahirette müşahede edilenlerden ve gayb da olanlardan gördüklerine ve görmediklerine yönelik, Peygamber’in nübüvvetinin doğruluğunu, onun söz ve tebliğinin sadık olduğunu te’yid amacıyla yapılan Rabbani kasem-yemin yer almaktadır. O Allah katında şerefli bir elçidir; O şair de değildir kahinde.

Bu durum üzerinde, söylediği sözler üzerinde düşünen, kalbi kötülükten temiz, hakikati kabul etmeye hazır, hidayet ve hakka ulaşmayı arzulayan her kese bu apaçık bir gerçek olarak gözükür. Çünkü onun söyledikleri çok yüce olup, şairlerin. kahinlerin ona ulaşması; özellikle hedefler, öz-ana tema ve bu boyutları noktasında mümkün değildir.

O hatırlatmadır, öğüttür; ondan temiz kalp sahipleri, samimi arzu, istek sahipleri ve Allah’ın gazabından korkarak sakınanlar, rızasını arzulayanlar istifade eder. O,içine batıl karışması mümkün olmayan kesin bir gerçektir âlemlerin Rabbi Allah tarafından indirilmiştir. Şayet o, bazı ayetleri kendi tarafından uydurup Allah’a iftira olarak nispet edecek olsa, Allah onu yakalayıp helak etmeye elbette kadirdir ve onu O’dan kurtarmaya hiçbir kimsenin gücü yetmez.

Ve Allah çok iyi bilmektedir ki, insanların bir kısmı onu yalanlayacaklardır. Fakat onlar yalanladıklarından, inkar ettiklerinden dolayı pişman olacaklar, hasret çekeceklerdir.(et-tefsirü’l- hadis-İzzet Derveze-4.cilt 247) Neyin söyleneceğinin önemli olduğu gibi nasıl bir metot ve yöntem ile söyleneceği de çokönemlidir. Bu konuda Rabbimizin bizlere çizmiş olduğu yolu takip etme gibi bir mecburiyetimiz var. Bu konu ile ilgili olarak Rabbimiz yüce kitabında şöyle buyuruyor: “Allah’ın rahmetinden dolayı, ey Muhammed, sen onlara karşı yumuşak davrandın.

Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever”(Al-i İmran-159) Konusunun ve hedef kitlesinin büyük bir bölümünü insan ve insan davranışları olan Kuran’ı kerim bu ve benzeri birçok ayeti bünyesinde barındırmaktadır. İnsan sahip olduğu birtakım özellikleriyle diğer canlılardan ayrılmaktadır. İnsan yeryüzünde ıslah edici bir görev üstlene bileceği gibi ifsat edici, bozucu nesli ve nefsi ifsat edici bir özelliğe sahiptir.

Onda ki bulunan özellikler ancak rabbinden kendisine indirilen mesajla terbiye edilir. Bunun yolu da mesajı anlayarak okumak ve okuduklarını anlayıp hayata tatbik etmekten geçer. Zira Allah’ın kendilerine elçi olarak seçtiği bütün Peygamberleri böyle davranmışlardır. Bugün Müslüman âleminin paramparça olup üç kişinin bir araya gelip dördüncü bir şahsın onlardan uzaklaşması her halde İslam’ı tebliğ etmedeki kusurlarımızdan kaynaklanmaktadır.

Son elçi salat ve selam bütün elçilerin üzerine olsun Hz. Muhammed İnananlara karşı gayet şefkatli, merhametli ve onları bir arada tutmak için gerekli gayreti gösterten bir tavır takınmıştır. Dava adamlarının hiçbir şekilde kendilerine müracaat eden kimselere karşı yüzlerini ekşitme ve çevirme hakları yoktur. Aksi bir durum ve tavır sahibi olmak Allah huzurunda hesabımızın zor verilmesine neden olacaktır. Müslümanlar arasında ki parçalanmışlığın en başta gelen nedenlerinden biriside birbirimizden çok esirgediğimiz yumuşak ve tesirli sözlerimizdir.

İlahi olduğunu kabul ettiğiniz davanızı yine ilahi bir metotla muhataplarınıza götürmez iseniz davanızda başarılı olma şansınız yok demektir. Çünkü hak olan bir dava batıl bir metot ve yöntem ile başarıya ulaşamaz. Allah’ın kendi içimizden bizler gibi birisini peygamber olarak seçip göndermesindeki amaç ve gayesinden biriside hak olan davayı temsil ve sunum da keyfi davranılmayacağının bir delilidir. Allah’ın hiçbir elçisi davalarını temsilde kusur göstermemişler.

Şayet metodik bir hata yapmışlar ise kendilerini elçi olarak gönderen makam tarafından hemen düzeltilmişlerdir. Zaten içlilerin bizlerden farklıda yapmış oldukları hatalarının bu dünyada iken düzeltilmeleridir. Düzeltilmemiş olsalar idi onlar bizler için bir din haline gelir idi. Bununla ilgili bir örnek vererek konumuzu bitirelim inşallah. Kuran’dan bir nebze olsun nasiplenen her Müslümanın bildiği gibi İslam’ın tebliğ edilmeye başlanıldığı ilk yıllar da bütün inananlar büyük bir gayretle İslam’ı kendi dışındaki insanlara iletmek ve duyurmak için adeta kendilerini her türlü rahat ve konfordan uzak tutmuşlardır. Buna Allah’ın elçileri de dâhil herkes yoğun bir mesai içerisinde Allah’ın dinini tebliğ için gayret gösterip mücadele etmişlerdir. İşte yoğun bir trafik içerisinde geçen böyle bir dönem de: Abese suresinin şu ayetleri indirilmiştir. “Yanına kör bir kimse geldi diye Peygamber yüzünü asıp çevirdi.

Ey Muhammed! Ne bilirsin, belki de o arınacak; Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti. Âmâsen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun. Arınmak istememesinden sana ne? Sen Allah’tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun. Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür. Dileyen onu öğüt olarak kabul eder.”(Abese-1 ila 12. Ayet dahil) Evet Allah tebliğ cinin en ufak bir hareketini bile tabiri caiz ise ıskalamıyor ve yaptığı hareketin doğru olmadığını ona haberveriyor. Bununla şunu anlıyoruz ki hakkı ve sözlerin en tesirlisini öğrenmek isteyen hiç kimseyi öteleme gibi bir hakkımız ve yetkimiz yoktur.

Son dönemlerde Peygamberlerin de bir beşer olduğunu unutup yanıla bileceklerini hesaba katmadan Kuran’ı anlamaya çalışan Müslümanların bu ayette yüzünü ekşitenin peygamber olmadığını savunmaya çalışsalar da bu iddialarının Kuran’da geçen diğer örnekler ile çeliştiğini hatırlatmakta fayda var. Allah hepimizi Kuran ile kendilerini düzeltip, Kuran’ı kendisine uyduranlardan değil kendisini Kuran’a uyarak düzeltenlerden eylesin. Allah’a emanet olunuz.


- See more at: //www.iktibasdergisi.com/onlara-tesirli-soz-soyle/#sthash.Hk2w3IV7.dpuf
Güncelleme Tarihi: 01 Eylül 2015, 10:47
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241