banner279

Ölüm satrancı

İsmail Kılıçarslan: Dünya Müslümanları...acizdirler '...TEK İSLAM ÜLKESİ İSE TÜRKİYE'DİR'

Ölüm satrancı
 

İsmail Kılıçarslan, Ortadoğu üçgeninde çatışmaların bazı devletlerin stratejik hamleleriyle savaşı tekrar şiddetlendirmesini masaya yatırdı.. 

Yeni Şafak Gazetesi yazarı İsmail Kılıçarslan, bugünkü "Ölüm satrancı" başlıklı yazısında Ortadoğu üçgeninde Suriye ve Irak'taki iç çatışmaları bölgesel boyutlarıyla ele aldı. Suriye konusunda Türkiye'nin bazı hataları olmasına rağmen muhaliflere verdiği desteği doğru bulurken, IŞİD'e karşı İran'ın Irak ordusuna verdiği desteği de bölgesel çıkar meselesine dayandırdı. Kılıçarslan, Dünya Müslümanlarının bunca insan ölürken sessiz kalmalarını da acziyetle belirtti.


İşte İsmail Kılıçarslan'ın yazısından bir bölüm:

İbrahim Karagül dünkü yazısında şöyle diyordu: ‘Öyle görünüyor ki, İran sınırından Akdeniz’e uzanan koridorda siyasi sınır hiçbir zaman bugünkü gibi olmayacak. Aslında Irak da Suriye de bir Arap-İran güç mücadelesinin genişletilmiş cephelerine dönüştü.’

Şurası kesin. Batılıların Ortadoğu dedikleri coğrafyada filler, arsız bir iştahayla tepişiyorlar. Malum, filler tepişirken olan her zaman çimenlere olur.

Bu coğrafya öyle bir coğrafyadır ki, bugün Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de olan bitenin yarın Lübnan’da ya da Ürdün’de de olmaya başlamayacağının hiçbir garantisi yoktur. 

Donmuş, ancak üzerindeki incecik buz kütlesinin bir insan tekini bile taşımakta zorlanacağı Ortadoğu gölünde tanklar umarsızca ilerlemektedirler.

Görünen o ki bu bir ölüm satrancı. Şimdilik İran ve Suudi Arabistan bu satrancın görünen en önemli oyuncuları... ‘Görünen’ diyorum, zira tavşana ‘kaç’ diyenin de, tazıya ‘tut’ diyenin de aynı büyük ‘usta’ olduğuna neredeyse hiç şüphem yok. Mevcut karışıklığı tek başlarına çıkarmadılarsa bile, çıkan karışıklıktan fevkaladenin fevkinde istifade eden yeni kolonyalizm odakları pastadan paylarını alıyorlar. 

Gerçi bizim yerli şebbihalara kalırsa Suriye savaşını başlatan da, devam ettiren de, işleri bu hale getiren de Türkiye. Artık İran ya da Suriye’den doğrudan destek gördüklerine hiç şüphe duymadığım bu mide bulandırıcı tayfanın ‘Türkiye’yi satmak’ üst başlıklı iğrenç bir ajandaları var. Türkiye’nin en başından beri ‘durmak istediği yerde durmaya çalıştığı’nı, işlerin hesap edilen şekilde ilerlememesine rağmen elinden gelen her şeyi yapmaya gayret ettiğini görmemek için sadece kör olmak gerekmez; fazladan bir de kötü niyet lazım gelir.

Bugün Suriye’de ya da Irak’ta IŞİD’den söz ediyorsak bunun yegâne suçlusu Suriye meselesine en başında müdahale etmeyi reddeden İslam toplumudur. Suriye’de işler bu raddeye gelmesin diye uğraş veren tek İslam ülkesi ise Türkiye’dir.

Yanlış anlaşılmasın. Türkiye’nin, Suriye konusunda yalnız kalmasıyla birlikte, bazı önemli strateji hataları yaptığını elbette biliyorum. Ancak bu hatalar dahi, tüm dünyada Suriye halkının bekasını düşünen tek hükümetin Türk hükümeti olduğu gerçeğini değiştirmez.

‘Suriye halkı’ dedim evet. Benim bu yazıyı yazmamla sizin bu yazıyı okumanız arasında geçecek süre içerisinde ortalama 100 insanını daha kaybedecek olan Suriye halkı. Dikkat isterim. Sünni, Nusayri, Şii, Dürzi, Hristiyan, Kürt, Arap, Türkmen diye ayırmaksızın kullanıyorum bu kavramı.

Bir ülke, halkının tüm unsurlarıyla birlikte 3 yılı aşkın süredir yok ediliyor. Üstelik bütün bir Suriye yeni kolonyalizmin ölüm satrancının öznesi haline gelmiş durumda.

Suriye’de bütün bunlar olup biterken Irak’ta mezhep temelli yeni bir iç savaş patladı. Bir Şii ordusu haline gelen ve İran’ın desteğiyle Tikrit’e giren Irak ordusu, yaptığı operasyona ‘Hüseyin’in intikamı’ adını vermişti biliyorsunuz. ‘Hazreti Hüseyin’in intikam aldığı Sünniler’ fikri ortada keskin bir mezhep savaşının olduğunu gösterir. Dahası, IŞİD’in istediği de zaten tam olarak budur. Başından beri ‘kafir’den çok ‘Şii’leri hedef alan IŞİD, istediğini elde etmiş görünüyor. Zaten düşük ve orta yoğunluklu olarak süregelen mezhep savaşı şimdi tüm yoğunluğuyla gündemde ve bu işten kar ederek çıkmayı hedefleyen yapı ise başından beri ‘Irak’ta Sünnilerin koruyucusu benim’ diyen IŞİD.

Bu noktada yapılması gereken nedir? Dahası, tam bu noktada yapılacak bir şey kalmış mıdır? Bu iki sorunun cevabına da sahip değilim. Sadece şu kadarını söyleyebilirim. Dünya Müslümanları ortaya bir çeşit irade koyup bu mezhep savaşını engelleyebilecek iradeyi göstermekten acizdirler. Dahası, kendilerine sunulan mezhep savaşı spesiyalini de afiyetle midelerine indirmekle meşguldürler. İstenen olmuş, toz topraklaştırma süreci Suriye ve Irak için büyük bir hızla başarıya ulaşmıştır. 

İran, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’dan oluşan ‘dörtlü İslam dünyası dengesi’nin yeniden tesis edilmemesi için gereken bütün şartlar özenle oluşturulmuştur. Yeni kolonyalizm ‘şah’ çektiğinde ‘mat’ olmamak için yapabilecek hiçbir hamlemiz yoktur.

Elimizde sadece duamız kalmıştır.

Ne diyordu Kasparov: ‘O büyük an geldiğinde yapabileceğin tek şeyi yapmalısın. Tereddüde düşmeden hamle etmeli ve oyunda kalabilmek için dua etmelisin.’

Güncelleme Tarihi: 14 Mart 2015, 10:17
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140