banner279

Ölüm

Mehmet Şafi Avcı

Ölüm
 Her Nefis Ölümü Tadacaktır.” (Al-i İmran 3/185)

       Kürd Sorunu, Barış Süreci, Genel Seçimler, Başkanlık Sistemi vb. konuların hararetle tartışıldığı bir zaman diliminde, biz, “bize daha yakın” olan, haddizatında çokça hatırlanması gereken fakat her nedense hatırlanmayan ya da biri öldüğünde zoraki hatırlanan “Ölüm”ü hatırlamayı/hatırlatmaya çalışacağız.

       Aslandan kaçar gibi kaçmaya çalıştığımız ölümden kurtuluş yoktur. Kaçmaya gerek yok, zırhlı araçlara, saray ve şatolara sığınmanın bir faydası olmayacaktır. “Nerede olursanız olun ölüm size ulaşacaktır, tahkim edilmiş kaleler içinde olsanız bile.” (Nisa 4/78) Hangi makam ve mevkide olursak olalım zamanı geldiğinde ölüm gelip bizleri bulacak ve hiç kimse ona mani olamayacaktır. Vakıa Suresinin 83-84. Ayeti Kerimeleri bu gerçeği yüzümüze karşı haykırmaktadır. “Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.” (Vakıa 56/83-84)

       İnsanoğlu çok tuhaf bir yaratıktır. Nasreddin Hoca’nın fıkrasında olduğu gibi, kazanın doğurması hoşuna gider, itirazsız bir şekilde kabul eder de yok oluşuna/ölümüne iş gelince itiraz eder, kabullenmez. Var olmayı, hayatta kalmayı çok ister ve uzun yaşamanın kendi menfaatine olduğunu sanır. “Hayat”ın sahibi olan Rabbimiz “And olsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan, hatta Allaha ortak koşanlardan daha düşkün olduklarının görürüsün. Onlardan her biri bin yıl yaşamak ister.” (Bakara 2/96) Bir imtihan meydanı olan bu geçici dünyaya hiç ölmeyecekmiş gibi, dört elle sarılıyor nankör insanoğlu. Asıl yurdun ahret yurdu olduğunu unutuyor, Allah’ın kendisine verdiği emanetler/nimetleri Allah’ın yolunda harcamıyor, ebedi hayatı kazanmaya çalışmıyor, cimrilik ediyor. Düşünmüyor ki Allah Teala verdiği bu nimetleri bir sınama aracı kılıyor. “And olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz.” (Bakara 2/155, Ali İmran 3/186)

       Hayatın en çıplak ve en gizemli hakikati ile yüzyüze gelmek olan ölüm üzerine ne yazılırsa ne konuşulursa mutlaka bir şeyler eksik kalacaktır. “Hayatın ve Ölümün Sahibi, Hayy Olan”ın biz kullarına Peygamberleri aracılığı ile indirdiği vahiy dışında güvenilir, doğru bilgi kaynağı yoktur. “İçine batıl karışamayan” (Fussilet 41/42) vahiy dışındaki bilgiler, “Recmen Bil Ğayb- bilinmeyene/Ğayba taş atmak”tan (Kehf 18/22) ibaret kalacaktır. Geçici bir meskene ait bir kapıyı kapatıp ebedi kalınacak yer için yeni bir kapı açan “Ölüm” ve ötesi için son ilahi Vahiy olan Kur’anı Kerimin bize bildirdiklerine kulak verip, onlara uymanın dışında başka alternatifimiz/çıkış yolumuz yoktur ve olmamalıdır.

       Ölüm meleği geldiğinde insanların nerede olduklarına bakmayacağı gibi, konumlarına da bakmayacaktır. Şairin dediği gibi kimseye ayrıcalık yapmaz, herkes eşittir.

Azrailin gelir kendi
Ne ağa der ne efendi
Sayılı günler tükendi
Yolun sonu görünüyor

       Akıllı kimseye düşen, hiçbir acı ile karşılaştırılamayacak kadar acı olan ve Resulüllah’ın (sav) “Lezetleri/ağız tadını bozan/yok eden ölümü çok hatırlayın/anın.” diye buyurduğu ölümü anmak, hatırlamak ve gündemine almaktır. Çünkü şuna kesinlikle inanmalıyız ki hepimiz er-geç öleceğiz. “Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölsen onlar ebedi mi kalacaklar?” (Enbiya 21/34) Ölüm kesin ve beraberinde de bu imtihan dünyasında yaptıklarımızla gideceğiz ebedi aleme. Resulüllah (sav) “Üç şey ölünün arkasında kabre kadar gider; Ailesi-dostları, malı ve ameli. İkisi geri döner, birisi kalır. Döneneler ailesi-dostları ve malı, kalan da amelidir.” Bundan dolayı bizimle kalacak olan amelleri, Salih amellere dönüştürmek için çabalamak, bu konuda elimizden gelen gayreti sarf etmeliyiz. Aksi takdirde mahzun/ hüsrana uğrayanlardan oluruz.

       “O geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlayıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır).Sonra dönüşünüz yalnız Onadır.” (Enam 6/60) Uyku bir nevi ölüm değimlidir? Ölümden sura üfürülüp yeniden diriltilene kadar devam edecek olan zaman da bir çeşit uykudur. Hakikati dinlediği halde hakikati kulak ardı edenleri Rabbimiz “duymazlar” diye bize tanıtıyor. Bu dünyada Kur’ana ve en güzel örnek olan Allah’ın Resulüne uymayan gafil insanlar da bir nevi uykuda sayılmazlar mı?O zaman ölüm gelip çatmadan gaflet uykusundan uyanıp, Allah’ın hidayet kaynağı olarak göndermiş olduğu Kur’ana ve ahlakı/yaşantısı Kur’an olan Resulüllaha (sav) uymalıyız.

       “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve siz ancak Müslüman olarak ölün.” (Ali İmran 3/102) Emrine uyup, Müslüman olarak ölebilmek için hayatta iken Allah’ın emirlerine teslim olmalı ve Rabbimizin emirlerine uymalıyız. Bize nimet olarak verilen zaman, mal, makam konusunda infak bilincine erip, Allah yolunda her şeyimizden infak etmeli, verilen her nimetin şükrünü kendi cinsinden yapmalıyız.

       Sezai Karakoç’un bir dörtlüğü ile yazımıza son verelim.

Anlatacaktım ölümlerini bir sonbahar eşliğinde
Bir kış güneşliğinde
Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir
Tabiatı aşan bir bildiriştir

       Bu bildiriye kulak verip dirilişimizin mutlu sonuçlanması için yapmamız gereken tek şey var; Rahman/Rahim olan Rabbimizden duamız bizi o kurtuluş muştusuna eren Salihlerden kılmasıdır. O kurtuluş muştusu da şudur: “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”

Güncelleme Tarihi: 01 Nisan 2015, 10:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241