banner279

Okul Müdürleri Çağa Ayak Uyduramıyor

Geleneksel yönetim anlayışının bir parçası olan okul müdürleri, değişime ayak uyduramadığı için artık çağın ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Küreselleşme, Avrupa Birliği süreci, enformasyon teknolojisi ve toplam kalite yöntemi gibi yenilikler karşısında okul yöneticileri, mevzuat bekçiliğini, rutin işlerin köleliğini geride bırakıp yeni roller üstlenmek zorundadırlar.

Okul Müdürleri Çağa Ayak Uyduramıyor
 

Leyla YILDIZ / risalehaber

 

 “Deha, imkansızda mümkünü görebilmek demektir; 

gemilerin karada da yüzebileceğini sezmek 

Mehmetlerden birini ‘Fatih’ yapar.” 

Selahattin Şimşek

                                                                                                                                                                     

Geleneksel yönetim anlayışının bir parçası olan okul müdürleri, değişime ayak uyduramadığı için artık çağın ihtiyaçlarına cevap vermiyor.

Küreselleşme, Avrupa Birliği süreci, enformasyon teknolojisi ve toplam kalite yöntemi gibi yenilikler karşısında okul yöneticileri, mevzuat bekçiliğini, rutin işlerin köleliğini geride bırakıp yeni roller üstlenmek zorundadırlar.

Arık çağımız liderlik çağıdır. Geleceğin insanlarını, bilgi toplumuna taşıyacak okul yöneticileri; sürekli kendini yenileyen öğretmenlerin ve yeni arayışlar içinde olan öğrencilerin beklentilerini karşılayabilmesi için liderlik vizyonunu üstlenmesi gerekiyor.

Okullarda sinerji ortamı oluşturabilecek, kişilerde “ben yaptım” duygusunu uyandıracak, öğretmen ve öğrencilerin dinamiklerini harekete geçirebilecek, her ferdin özel ve önemli olduğu mesajını verecek, otorite yerine sevgi ve karşılıklı değer vermeye yönelecek, kişileri isteklendirecek ve okulla bütünleştirecek vizyoner liderlere ihtiyaç vardır.

Vizyoner liderlik, okulun misyon ve vizyonunu çağın ihtiyaçlarına ve teknolojinin imkanlarına göre şekillendiren, karar verme stratejileri gelişmiş, hızlı ve isabetli karar veren, eğitimde kaliteyi arttırmak için kâr ve zarar analizi yaparak risk alabilen, geleceğe ait tahminlerde bulunarak projeler üreten liderlik şekli olmalıdır.

Okulu her türlü düşünce ve tartışmalara açarak sıra dışı ve farklı eylemlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayacak, paylaşma ve güvene dayalı öğrenme atmosferi oluşturacak, yaratıcı ve yenilikçi öğretmenleri ödüllendirecek, başarıyı hedefleyecek ama başarısızlıktan korkmayacak, başarısızlık durumunda stratejik eylem planları geliştirecek liderlere çağımızın şiddetle ihtiyacı vardır.

 Eğitimde arzu edilen bu lider;

*Sisteme, yasaya, teamüle değil insana odaklanan,
*Protokol ve seremoniye değil performansa önem veren,
*Kopya değil orijinal olabilen,
*Mevcut durumu koruyan değil geliştiren, yenilikler getiren, başarıyı hedef alan
*Açık arama ve kontrol peşinde olan değil güven duygusu aşılayan,
*Öğretmenlerin okula bağlılıklarını koparan değil arttıran,
*Müdür odasını fildişi kuleleştiren değil bu fildişi dünyasında herkesle devamlı
etkileşim, iletişim ve temas içerisinde olan,
*Ego hedefleri olan değil, ideal hedefleri olan,
*Yanlışları düzelten değil doğru müeyyideleri uygulayan,
*Sorunlara saplanıp kalan değil sorgulama yöntemiyle ‘‘Ne, Niçin, Nasıl? ’’
diye düşünerek sorunu tanımlayıp harekete geçebilen,
*Öğretmen ve öğrencileriyle aralarında mesafeler koyan değil onlarla ortak hedefler etrafında birleşen,
*Çifte standartçılıkla değil “adalet” ve “eşitlik”  ilkesiyle eyleme geçen,
*‘‘Neyi yaparım ?’’ diyen değil ‘‘Neyi nasıl yaparım ?’’diye kafa yoran ve doğru yöntemler kullanan,                                                                                               *Öğretmen ve öğrencileri ‘‘başarısız’’ diye damgalayan değil başarısızlıkları bir öğrenme fırsatına dönüştüren,
*Vesikalık fotoğraf çektirir gibi bir yüz ifadesi sergileyen değil tebessüm edebilen,
*Eleyen, iten, uzaklaştıran değil kazanmaya önem veren,
*Suçlayan, yargılayan değil gerektiğinde ‘‘Ben nerde hata yaptım?’’ diyebilen
*Eğitim materyallerini öğrencilerden sakınan değil olabildiğince onları etkin kullanmalarını sağlayan bir lider...
  

 Duyguların Eğitimi ve Liderlik

 ‘‘Akıllı adam aklını kullanır daha akıllı adam   
başkalarının da aklını kullanır.’’

Bernard Show

Duygusal zekâsı yüksek, uzun yıllar idarecilik yapmış okul müdürleri, liderlik vasıflarına sahiptir ve vizyoner lider olmaya en yatkın kişilerdir.

Sadece zihinsel zekâ(IQ)sını geliştirmekle kalmayıp zamanla duyguların eğitimi anlamına gelen duygusal zekâ(EQ)sını da geliştirmiş olan bu yöneticiler, kararlı, tutarlı, dürüst ve güvenilirdirler. Doğru iletişim kurallarıyla seviyeli ilişkiler kurarlar, uzlaşmacı, duyarlı ve anlayışlıdırlar. Başkalarının duygularını önemserler ve empati kurabilirler.

Öz bilinçle güçlü ve zayıf yönlerini tanırlar, kusurlu taraflarını zaman içerisinde törpüleyebilir, özdenetim yapabilir ve öfke kontrolü sağlayabilirler. Mesela, toplantılarla beklenmedik çıkışlar karşısında soğukkanlılıklarını koruyabilirler, sert tepki göstermezler. Sonuç bilincine sahip olduklarından muhtemel sonuçları düşünerek hareket ederler; ikna yöntemini kullanırlar. Probleme aday kimseleri önce kabullenip sonra yönlendirirler.

Özgüven sahibidirler. Kendilerine özgü duruşları vardır. Demokratiktirler. Bireysel farklılıklara saygı duyarlar, ideolojik, dini ve bölgesel ayrılıkları dikkate almazlar; herkese ve herkesime eşit mesafede dururlar. Duygulara önem verirler ama duygularıyla hareket etmez

Öğretmenlerine değer verirler. Her birinin üstün yanlarını ön plana çıkararak “Ben bu okul için önemli ve gerekliyim” hissini uyandırırlar. Tebrik ve teşekkür cömerdidirler, bunun için fırsatlar kollar

Disiplini doğru yaptırımlarla sağlarlar, cezadan çok mükâfata başvurular.
   
Kurul toplantılarını özenle yaparlar. ‘U’ tipi veya yuvarlak masa toplantı sistemini uygularlar. Tüm öğretmenlerle aynı hizada ve yüz yüze olmaya hassasiyet gösterirler, konuşurken göz teması kurmaya dikkat ederler.
  
Toplantıları çay ve ikramlarla sıcak ve canlı kıldıklarından kişilerin parasempatik sistemini harekete geçirirler.
   
Bu tip yöneticilerin bulunduğu okullarda muvaffakiyet kendiliğinden gelir. Huzur ve güven ortamı vardır.

Okul Müdürleri

                                                                   ‘‘Eskimiş fikirler paslanmış çivilere benzer,
                                                                                söküp atmak çok güçtür.’’

Cenap Şahabeddin
 

Geleneksel yapıdaki müdürlerin görevi okullarda mevzuat bekçiliğini yapmanın pek fazla ötesine gitmez. Yasaları harfiyen uygular, esnek olamazlar. Genellikle ‘teftiş’, ‘müfettiş’ odaklı çalıştıklarından kayıt ve evrakları muntazam tutarlar; sözde başarılara imza atarlar. Bu yüzden sık sık takdir ve teşekkür belgeleriyle ödüllendirilirler.
  
Görev dağılımı yerine her şeyi kendileri yürütürler. Okulun amiri, memuru, hademesi de kendileridirler ve bunu iftiharla itiraf ederler.
  
Sert ve otoriterdirler. Sınıflara girip ‘astığım astık, kestiğim kestik’ edebiyatı yaparlar. Otoriteyi yanlış yöntemlerle kurarlar.
   
Geleneksel müdürler, okulu sahiplenirler; kendilerini ‘tek ve en mühim güç’ gibi idrak ettiklerinden öğretmenleri gözlerinde sıradanlaştırır, aynileştirirler. Bu yüzden istedikleri zaman istediği şahsı görmezlikten gelme, hiçe sayma, yok sayma politikasını yürütürler. Bu durum, sistematik ve kasıtlı olarak devam ederse işyerinde “psikolojik taciz” Batı literatüründeki adıyla “mobbing”i doğurur ki Batıda böyle durumlarda yöneticilere tazminat davaları açılabilmektedir. Hâlbuki bizde bu durum, yönetim anlayışının bir parçası gibi algılandığından sorun olarak algılanmamakta, kısır döngü devam etmektedir.
  
Asık suratlı, çatık kaşlıdırlar. Yüzlerinde ‘tükenmişlik’ ifadesi okunur. Dünyanın yükünü sırtında taşıyormuş gibi dolaşırlar.

 Kişilik Tiplerine Göre Geleneksel Okul Yöneticileri

 Narsis Yöneticiler

“Başkalarına karşı zafer kazanan kuvvetlidir,

kendi nefsine karşı zafer kazanan ise kudretlidir.’’  

Lao-tzu

Kendilerini büyük görme eğiliminde olduklarından narsisler büyüklük, farklılık duyguları taşır. Benmerkezci, egolar kabarık bu müdürler, sözlerine çoğunlukla “Ben” diye başlarlar.
   
Narsis terimi, Yunan mitolojisindeki su yüzünde gördüğü kendi aksini seyreden, güzelliği ve kendine hayranlığıyla ünlü nergis çiçeğinden gelir.
  
Narsisler, adeta yönetici olmak için yaratılmışlardır. Özgüvenleri çok yüksektir ya da o imajı vermeye çalışırlar. En büyük korkuları, sıradan biri olmaktır. Omuzları daima diktir. Değnek yutmuş gibi kasıla kasıla yürürler. Son derece itinalı giyinirler. Kendilerine özgü bir duruş gösterirler. Karizmatiktirler. Hayranlık cezp ederler.

İşleyişi son derece iyi yürütürler. Görev dağılımı yapar ve takip ederler. Tam bir ‘amir’ konumundadırlar. Emredeler ve emirlerinin yerine getirilmesini beklerler. Sorumluluktan kaçmazlar. Yüreklidirler; icap ettiğinde ellerini taşın altına koymaktan çekinmezler. Gerekli yerlere gerekli müracaatlarda bulunurlar. Yukarıdakilerle iyi ilişkiler geliştirirler.
 
Öğretmenlerin mesleki gelişimi için imkânlar hazırlarlar. Sorun çözme yöntemlerini iyi bilirler. Sorunu tanımlayıp muhtemel çözüm yollarını belirlerler. Kendini yenileyen ve çalışan öğretmenlere değer verirler, çalışmayanlara psikolojik yıpratma uygularlar. Bu durumda öğretmenlerin bir kısmı, pasif agresif tutum’ içerisinde çalışmaktan kaçınarak yöneticiyi öfkelendirmekten büyük keyif alırlar.
 
Kurul toplantılarını, konferans salonunda tepeden bakarak yaparlar. Salonun sahnesinde tüm idareciler bakanlar kurulunu oluşturur gibi dizilir, altta öğretmenler yer alır.
  
Zayıf tarafları ‘grandiyösite duyguları’ olan ve eleştiriye tahammül etmeyen, eleştirildiklerinde narsistik yaralanmalar yaşayan bu müdürler en çok bu yönleriyle tepki toplar ve tenkit edilirler.


 Obsesif Yöneticiler

 ‘‘Bugünkü kanunlar büyük sineklerin delip geçtiği ,

küçüklerin de takılıp  kaldığı bir örümcek ağı gibidir.’’

Balzac

Takıntılı, saplantılı, baskıcı kişilik özelliğine sahip olan obsesif müdürler, bu özelliklerinin ağırlığı altında ezilirler ve ezerler. Geleneksel müdür tiplerinden en çekilmezi ve kişilere “illallah” dedirtenidir.
       
Demokratik, paylaşımcı, etkileşimci değildirler. Tüm kararları kendileri verir, aldıkları kararlara öğretmenleri dâhil etmezler. Başkalarının duygularını anlamada ‘‘duygusal körlük’’ yaşarlar ama okulu duygularıyla yönetirler. Mutlakıyetçidirler.

Adil, eşitçi, özgürlükçü yaptırımlar uygulamazlar. Düşmanca tavır içerisine girer, egolarını tatmin etme adına eğitimi araç olarak kullanırlar. Müdürlüğü birilerine karşı yürütülen ‘‘güç savaşı’’ gibi görür, toplantılarda ‘‘güç bende’’ mesajı verirler. Kurallarda öğretmenler, kendisine ‘‘takılınır’’ korkusuyla konuşamaz, düşüncelerini ifade edemezler. Güvensizlik, bunalım ortamı vardır. Bu müdürlerle aynı okulda görev yapmak bir kediyle aynı kafesi paylaşmaktan farksız bir şey değildir.
      
Çalışma tutkunu ve işkoliktirler. Müdürlük makamına çalışkanlıklarıyla ulaşırlar, sınava gelen idareciler bunlardandır. Mükemmeliyetçi ve ayrıntıcıdırlar. Armudun sapı, üzümün çöpüyle uğraşırlar. Kafalarında sürekli tilkiler dolaştırır ama tilkileriyle de barışık yaşayamazlar. , iyi şeylere imza atmak isterler ama doğru metotları kullanmadıkları için kötü sonuçlara ulaşırlar. Dakikanın nabzını tutar, kaş yapayım derken göz çıkarırlar. Gizli psikolojik yasaları çerçevesinde önemsenmek, saygı duyulmak isterler ancak takip ettikleri yol onları farklı boyutlara taşır. Sevilmez, hürmet görmezler. Pohpohlanarak mutmain olurlar.
      
Olaylara geniş yelpazeyle bakamazlar. Bakış açıları gibi anlayışları da kıttır. Daima kendi yaptıklarını ve düşüncelerini doğru kabul ederler. Öğretmenlerin görüş ve tavsiyelerini dikkate almayı ‘‘eksiklik’’ , ‘‘bilgisizlik’’ olarak tasavvur ederler. Özgüvenleri düşüktür.
   
Başarıyı son derece önemser ve hedef alırlar ancak sürece değil sonuca odaklandıklarından kişileri gergin ip üstünde tutarlar. Elde edilen başarılar, korku ve sıkma otoritesinin mahsulüdür.

Yönetimde dedikoduyu esas alırlar özellikle tecrübesiz olanlar birinin diğeri hakkında söylediklerini kasıtlı olarak aktararak kişileri birbirine düşürürler. Açık aramaya ve hesap verdirmeye bayılırlar. Hataları kayıt altına almaktan zevk alırlar. Kendilerine göre ceza yöntemleri vardır; Ders programlarını alt üst etmek, bir öğretmeni birden fazla eğitici kulüp faaliyetine yazmak, boş güne nöbet koymak gibi. 

Liberal Yöneticiler

‘Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.’’  

Necip Fazıl
      

Gevşek, serbestçi ve liberal tutumları olan bu yöneticiler sağlıklı bir eğitim anlayışı koyamaz, okulları nitelikli yönetemezler. ‘‘C tipi kişiliğe sahiptirler.’’
      
Güler yüzlü, konuşkan, sıcakkanlı ve sempatiktirler. Herkesle iyi ilişkiler kuran, hoş geçinirler ancak başarılı bir yönetici olamazlar.
       
Suya, sabuna dokunmayan, ilgisiz umursamaz tavırlarından dolayı onların bulunduğu okullarda tam bir ‘‘çiftlik’’ havası sezilir. Öğretmenler vurdumduymaz, öğrenciler sorumsuz tablo gösterir. Okulda aksaklıklar yaşanır ama kimseye bir şey diyemezler. Bir nevi iyi niyet mahkûmlarıdır.
       
Başarıya giden yolda güçlük varsa uğraşmazlar. Ertelemeyi yeğlerler. Mevcut durumu korumaya çalışırlar. Yenilik getiremez, gelişme sağlayamazlar.
      
Korkak ve çekingen olmaları sebebiyle “başa bela almama” güdüsüyle riske girmezler.
Yönlenmez ve yönlendirilemezler. “Boş ver”, “Önemli değil” , “Olduğu kadarıyla” cevabını çok kullanırlar. Hedefleri ve amaçları yoktur. Gelişi güzel bir yol takip ederler.
       
Mevzuata ve kurallara ehemmiyet vermezler. Ancak yaşanan sıkıntılarda öğretmenleri yalnız bırakır, dış baskılara karşı koyamazlar.
      
Manevi ve ahlaki değerlere önem verir ancak inandığı değerlerin arkasında duramazlar. 
     
Ya geleceğin mimarları ya da kurbanları olacak gençlere ve onları şekillendiren öğretmenlere liderlik yapacak kişilerin seçimi şansa ve tesadüfe bırakılmayacak kadar ehemmiyetlidir.
       
Unutulmamalıdır ki gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince öbürleri de yanlış olur. 

Güncelleme Tarihi: 28 Kasım 2012, 12:03
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140