banner259

NİSİBİS AHH NİSİBİS!

Orhan Miroğlu

NİSİBİS AHH NİSİBİS!
Geçenlerde Kandil’den gelen bir açıklamada, bu kışın final kışı olacağı söyleniyordu. Bunun anlamı şudur: Bu kış, dağlarda değil şehirlerde ‘savaşacağız!’ Dağlarda kazanılacak bir ‘savaş’ kalmadı, aslına bakarsanız hiçbir zaman da olmadı. Kış şartlarında PKK dağlarda zaten ‘savaşamaz’, dağlardan şehirlere inip o şehirleri cehenneme çevirmeye çalışacak.
Nusaybin’de, sokağa çıkma yasağının sürdüğü bir gece vakti, Nusaybin’i anlatacak bir yazı için, bilgisayarımın başına oturduğumda, yardım talepleri için gelen telefonlar artık çoktan susmuştu.
Akrabalarım, dostlarım, partili arkadaşlarımla görüşüp durdum bütün gün. Hastaneden arayan doktorlar oldu. İçim kanadı onları dinlerken.. Bedenim Ankara’da, Meclis’teki odamın  içindeydi ama yüreğim Nusaybin’de atıyordu. Gelen telefonlardan hep aynı şikayetleri dinledim. Elektrikler düzenli verilemiyor, sular akmıyordu. Son ekmekler çoktan yenilmiş, ekmek yerine bulgur pişiriliyordu. Trafolar patlatılıyor, onarım için gelen ekipler mahallelere giremiyor, roketatarlarla durduruluyordu. Çalışma ekiplerini, mahallelere girmeye ikna etmek çok zordu.
Bir yandan da şarapnel ve kurşun yaralarıyla hayatını kaybetmiş insanlar taşınıyordu hastanelere.
Can pazarı bir ortam..
***
AK Parti olarak Haziran seçimlerinde iki, Kasım seçimlerinde de iki defa Nusaybin’e girmeyi başardık.
Girmeyi başardık derken, aklınıza, şehir içinde serbestçe dolaştığımız, insanların elini sıkıp merhabalaştığımız bir şehir ziyareti gelmesin.
İlçe binamıza  gidiyoruz, benim gözümde cesur, hatta kahraman insanlardan ibaret olan, AK Partililerle orada buluşuyoruz, kısa bir süre kaldıktan sonra da arabalarımıza doluşup ayrılıyoruz.
Bir defasında esnaf ziyareti yapmak istedik, pişman ettiler. Gençleri toplamışlar, slogan atıp duruyorlar, aramızda silahlı insanlar var, Allah korusun, karşı karşıya gelsek, çok insan ölebilir, çaresiz, arabalara doluşup ayrıldık Nusaybin’den.
***
Seçimlere üç gün kala partili bir arkadaşımız sokak ortasında infaz edildi.
İnternette hala video olarak var. Nusaybin’de bir mahallede ve sokak ortasında kurulan bir ‘halk mahkemesi.’ Sokağı aydınlatan bir lambanın altında, yüzü maskeli, eli silahlı iki kişi, yine yüzüne torba geçirilmiş ve suç işledikleri iddia edilen iki kişinin yanında duruyor. Kalabalık bir halk topluluğu var, gelen yoğun seslerden ve arada bir duyulan çocuk seslerinden anlıyorsunuz ki, mahalle sakinlerinin tümünün, sokakta kurulan mahkemenin bu duruşma anını izlemesi istenmiş. Önce suçlar okunuyor. Birinin suçu, sırtında Türk bayrağı dövmesi taşıması. Diğerinin suçu,  uyuşturucu kullanmak. Suçlar tebliğ edildikten sonra, mahkeme yargıcı uzun bir konuşma yapıyor. Halk bu kadar zor şartlarda özgürlük mücadelesi verirken, düşmanın bayrağını sırtında taşımanın, hele uyuşturucu kullanmanın nasıl da affedilemez suçlar olduğu hatırlatılıyor. Anlaşılan jüri üyeleri olarak, Barış anneleri söz alıyor sonra. Anneler de mahkeme yargıcının-veya savcısının- söylediğine benzer şeyler söylüyor. Sonra karar açıklanıyor. Sanıklara belli bir süre tanınıyor ve şimdilik affedildikleri ama takip altında olacakları ifade ediliyor.
Bu videoyu izlediğimde, aklıma Stalin’in kurdurduğu mahkemeler değil ama her nedense Fuko’nun, ‘Hapishanenin Doğuşu’ ismini taşıyan kitabında okuduğum, okurken ürperdiğim, bir mahkumun halkın tezahüratları altında parçalanarak can verdiği o uzun  anlatısı geldi..
Stalin’in muhalifleri yargıladığı ve tümünü ölüme ve sürgüne yolladığı mahkemelerde, coşkulu halk kalabalıkları yoktu. O yargılamaların üstündeki sır perdesi bile daha ancak bu yakın zamanda keşfedilmeye ve belgeleriyle beraber gün yüzüne çıkmaya başlamışken, Nusaybin’de yüz küsur yıl sonra ve 21. yüzyılda, sokak ortasında kurulan mahkemelerde ‘coşkulu halk kalabalıklarının’ fonda olduğu duruşma anları gizlenmiyor, tam tersine halka açık duruşmalar olarak icra ediliyor ve insana sadece ve sadece Ortaçağı hatırlatıyordu.
***
O halk mahkemesinde yargılanan gençlerden biri, serbest kaldıktan sonra karısını ve çocuklarını yanına alarak Nusaybin’i terk etti. Onunla buluştum ve hikayesini dinledim. Omzundaki Türk bayrağı dövmesi yüzünden neredeyse canından olacaktı. Yaşadıklarını ağlayarak anlattı. Onuru  kırılmış ve  vücuduna işkence yapılmıştı. Gömleğini çıkardı, dövmenin üstünde sigara yanıkları görülüyordu. Dövmeden başlayarak koltuk altına uzanan bölgede izi kalmış bir bıçak yarası vardı.
Dövme yapmak aklına nereden geldi diye sordum. Babası, 90’lı yıllarda Hizbullah tarafından öldürülmüştü o da cinayete tepki olsun diye sırtına Türk bayrağı dövmesi yaptırmıştı..
Özgürlük iddiasında olan bir hareketin kendi halkına reva gördüğü özgürlükler bundan ibaretti.
Ama işte ‘çözüm sürecinin’ sağladığı tolerans ortamında nihayet sıra, bu korkunçluğun sürüp gitmesi için birer iktidar alanı olarak belirlenen mahallelerin etrafını hendeklerle kazmaya ve elde silah, bombalarla doldurulmuş o hendekleri korumaya gelmişti.
Sadece Nusaybin’de 200’ün üstünde hendek var. Adını yazmayayım, sadece bir mahalledeki taziye evinde 400  kilogram bomba var. Bu sayı ve rakamlara Sur, Silopi, Cizre, Silvan ve daha başka yerlerdeki hendekleri ekleyin.. Hendeklerle yarılmış bir coğrafyayı tahayyül etmeniz zor olmaz.
***
Geçenlerde Kandil’den gelen bir açıklamada, bu kışın final kışı olacağı söyleniyordu.
Bunun anlamı şudur: Bu kış, dağlarda değil şehirlerde ‘savaşacağız!’
Dağlarda kazanılacak bir ‘savaş’ kalmadı, aslına bakarsanız hiçbir zaman da olmadı. Kış şartlarında PKK dağlarda zaten ‘savaşamaz’, dağlardan şehirlere inip o şehirleri cehenneme çevirmeye çalışacak.
PKK, tek  şansının bu olduğuna inanıyor: Şehirlere silahlı gruplarını istihdam edebilir ve bu silahlı gruplar burada tutunabilirse, 2019’a kadar, geçecek sürede yeni bir çatışma alanı yaratmış olacak.
PKK, selametle geçeceğine ve yeni anayasamızı yapabileceğimize inandığımız bu dört yıla terör ve şiddet yoluyla hükmetmenin ve bu dört yılı yok etmenin peşinde!
Başarabilirse eğer, dünyanın gözü dağlardan şehirlere kayan bu yeni çatışma alanına çevrilecek.
HDP’nin eli kolu bağlanacak. Bu şiddet dalgasının peşinden sürüklenmeye mahkum olacak.
Bu ortamda yeni anayasa elbette hakkıyla konuşulamayacak ve tartışılamayacak.
Strateji bu. Ama halkın asla desteklemediği bir strateji..
***
PKK’nın gözünü diktiği bu şehirlerde yaşayan yüz binlerce insan var. PKK terörü ve şiddetiyle mücadele edilirken, bu insanların yaşam hakları garanti altına alınmak ve korunmak zorunda. Fakat sokağa çıkma yasağı ilan edilmeden, PKK’nın şehirlerdeki bu yeni hamlesini boşa çıkarmak ve bombalardan, silahlardan temizlemek kolay değil.
PKK, halka cehennem gibi bir yaşamı reva görüyor. Halk, güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelsin ve çatışmalar derinleşsin istiyor. Şehirlerin demokratik ruhunu ve  geleceğini yok edebilecek, korkunç bir planla karşı karşıyayız.
Mervaniler’in Bedirxaniler’in başkenti Silvan ve Cizre bugün harabeye dönmüş durumda.
Babil halkı, Nusaybin’e Nisibis diyordu.
Bir zamanların Nisibis’inden geriye çok az şey kaldı..
Süryani bilim adamlarının bilim ve felsefe üstüne kafa yordukları ve Nusaybin’deki okullarda üretilen düşüncelerin, Nusaybin’den, ta Yunanistan’a, oradan da Avrupa’ya ulaştığı BEŞ BİN YILLIK bu kadim şehirde şimdi Ortaçağ’ın ruhu dolaşıyor!
Nusaybin’deki mücadele bu yüzden işte karanlıkla aydınlık arasındaki mücadeledir.
Nisibis ahh Nisibis!

Stargazete/Orhan Miroğlu
Güncelleme Tarihi: 22 Kasım 2015, 10:52
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner140

banner255

banner141