banner279

MÜSLÜMANLAR’IN DURUŞU BİR EMİRLİK DEĞİL BİR ÖMÜRLÜKTÜR

HÜSEYİN BÜLBÜL

MÜSLÜMANLAR’IN DURUŞU BİR EMİRLİK DEĞİL BİR ÖMÜRLÜKTÜR
 Fikirler insanlar tarafından benimsenir ve taşınır. Taşıyıcıların gayreti, samimiyeti ve bu uğurda harcayacakları mesainin ciddiyetine göre başarı elde edilir. Yeni nesillere yönelerek geleceğe yapılan yatırım oranında nice asırlara taşınır. Bu nedenle fikirlerin ömrü insan ömrüyle sınırlı değildir.

İbni Haldun’a atfedilen bir söz vardır: “Devletler de insanlar gibi doğar, büyür ve ölür.” Aslında tüm yaratılanların ortak kaderi budur.  Sadece fiziki bir bedene sahip olan varlıklar değil, fikir ve düşünceler de böyledir. Onlarda bir kişiden başlayan gelişimini daha çok insana ulaştırmak suretiyle gelişir yaygınlaşır. Gün gelir toplumsallaşır ve kitlenin hâkim düşüncesi haline gelir. Toplumun rağbeti oranında gelişip yaygınlaşır. Ancak başarının doruğuna ulaşıp zafere erince ilk heyecan biter, duygular durağanlaşır, başarının sarhoşluğu tembelliği çağırır, derken geri dönüş başlar. Fikre ilgi azalır ilkelere karşı duyarsızlıklar başlar. Her geçen gün çözülmeler daha da hızlanarak devam eder. Sonuçta iş başa döner.

İnsan hayatı da böyle değil mi? Bu konuda Kur’an’ın verdiği bir örnek vardır. “Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç düşünmüyorlar mı?” (Yasin 36/68) insan çocukluğunda bakıma muhtaç iken gençlik dönemlerinde ele avuca girmez zıpkın gibi bir deli kanlı olur. Olgunluk yılları derken ardından ihtiyarlık gelir. Gücünü kuvvetini kaybetmiş bir halde bakıma muhtaç olur. Eli tutmaz, gözü görmez, aklı ermez, oturduğu yerden kalkamaz olur. Sonuçta hayatın saltanatı sona ermiş, perişanlık başlamıştır. Başlangıcı bir çekirdek olan bir meyve ağacının da kaderi bundan farksızdır. Allah’ın yasası budur ve “bu yasada bir değişiklik bulamazsınız.”

Ancak fikirler insanlar tarafından benimsenir ve taşınır. Taşıyıcıların gayreti, samimiyeti ve bu uğurda harcayacakları mesainin ciddiyetine göre başarı elde edilir. Yeni nesillere yönelerek geleceğe yapılan yatırım oranında nice asırlara taşınır. Bu nedenle fikirlerin ömrü insan ömrüyle sınırlı değildir. Kabul edeni taşıyanı bulunduğu sürece hayatiyetini devam ettirir. Bu düşünce hak batıl fark etmez. Fikrin tabiatında bu özellik bulunmaktadır. Benimseyeni bulunduğu sürece yaşar ve gösterilen gayret kadar da ismini duyurur. Fakat bu düşünce İslam ise onun koruyuculuğunu bizzat Allah üslenmektedir:

“Dediler ki: «Ey kendisine Kur’an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!» «Eğer doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin.» “Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman onlara mühlet verilmez.” “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” “Andolsun, senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.” “Onlara bir peygamber gelmeyedursun, hemen onunla alay ederlerdi.” “İşte böylece biz onu, (inkârcılığı) suçluların kalplerine sokarız.” (Hicr 15/6-12)

Allah dinini yükseltecek bir nesli her asırda mutlaka var etmeye muktedirdir. Bunda hiç şüphe yoktur. Allah’ın vadi bunu gerektirmektedir. Ancak bizler bütün gayretimizle bu şanslı kimselerden olmak için çalışmalıyız. Bu şerefe nail olmak, bu göreve layık olmakla mümkündür. Bütün gücümüzle buna layık olmaya çalışmalıyız. Bu hususta Allah’ın vadi çok açıktır:

“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” “Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen o’dur.” “Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?” “Allah’a ve Resulüne inanmanız, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad etmenizdir. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” “İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.” (Saf 61/8-12)

Bu yolda cihattan bahsedilince, mal ve can birlikte zikredilmektedir. Kısaca bütün varlığını bu yola koymak gerekmektedir. Belki bunların daha ötesinde olan bir durum daha vardır ki, bu konu gündemimize hiç taşınmamaktadır. Cehd ve gayret bir günlük, bir defalık, bir yıllık değil bir ömürlüktür. Sadece malınızdan bir şeyler vermek de yetmemektedir. Tuttuğunuz yolda nelere ve kimlere, sabrı-sebat ederek bir ömür katlanmak zorunda kalacaksınız Allah bilir. İşte bunların tümünü göğüslemek; dava için, din için, sahih bir din anlayışını devam ettirmek için, metanetle yolunuza devam edeceksiniz demektir. Bu yolun yolcularının kaderi budur. Allah Resulünü bile böyle teselli ediyor:

“And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.” “Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!” “Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr 15/97-99)

Bu yolda izin yok, istirahat yok, emeklilik yok, yorgunluk yok, dargınlık yok, kenar gezmek yok, alınmak, avunmak, evirilip çevrilmek yok. Son nefeste cürmü meşhut ile hakka teslim oluncaya kadar çalışmak, didinmek ve sabredip katlanmak var!.. İşte cihadın en zor olan kısmı burasıdır. Bitmeyen ömür, yıkılmayan saltanat, yok olmayan devlet ve imparatorluk yoktur. Bu güne kadar da hiç olmamıştır:

“Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nice olduğuna bakmadılar mı? Ki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler. Yeryüzünü kazıp alt-üst etmişler, onu bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri, onlara da nice açık deliller getirmişlerdi. Zaten Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekteydiler.” (Rum 30/9)

“Biz, onlardan önce nice nesilleri de helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emaresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?” (Meryem 19/98)

Bu dünya kimse için ebedi değildir, bizim içinde olmayacak. Tüm zorluklarına rağmen hedefe varmakta hiçbir engelimiz olmasın. Kınayanların kınaması, çamur atanların çamurlaşması bize bezginlik vermesin. Ağızlarını kitaba yaklaştıranların sapkın yorumları kafamızı karıştırmasın. Beşeri sistemlerin “tavizkar” yaklaşımları asla cazip gelmesin. Müminler olarak bu duruşu bozmadan, “emrolunduğumuz gibi dosdoğru” yaşamak, ölümden daha zor olduğunun bilincinde olalım.  Bizler zora talip olalım ki, “zorluktan sonra kolaylık” Rabbimizin vadidir. Akıbetimizin ve ahiretimizin hayır olması temennisiyle yola devam diyoruz…

iktibasdergisi.com
Güncelleme Tarihi: 13 Eylül 2015, 10:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241