banner279

Mazlum-Der Kürt Sorunu Forumu İzlenimlerim...

17-18 Kasım'da Mazlum-Der tarafından Bursa/İznik’te düzenlenen Kürt Forumu’na birkaç arkadaşla beraber katıldık, aslında ben Forum’da ne tebliğci ne de müzakereciydim Kürt İslamcıların Kürt Sorununa bakışlarını ve Forum’dan nasıl bir sonuç çıkacağını görmek ve oraya gelen yazar,akadamisyen ve entelektüel ağabey, abla ve kardeşlerle hasbihal etmek için gitmiştim..

Mazlum-Der Kürt Sorunu Forumu İzlenimlerim...
 

İsmail Çoktan

facebook.com/ismailcoktann

twitter.com/isoCoktan

 

17-18 Kasım'da Mazlum-Der tarafından Bursa/İznik’te düzenlenen Kürt Forumu’na birkaç arkadaşla beraber katıldık, aslında ben Forum’da ne tebliğci ne de müzakereciydim Kürt İslamcıların Kürt Sorununa bakışlarını ve Forum’dan nasıl bir sonuç çıkacağını görmek ve oraya gelen yazar,akadamisyen ve entelektüel ağabey, abla ve kardeşlerle hasbihal etmek için gitmiştim..

 

Forum benim açımdan verimli geçti diyebilirim fakat genel olarak Forum’da Kürt (ya da katılımcıların çoğuna göre Kürdistan) Sorununa yeni bir yaklaşım yoktu (tabi Ahmet Örs hocanın yaklaşımı hariç)

 

Forum’da özellikle Hilal Kaplan,Yıldız Ramazanoğlu ve Ümit Aktaş gibi gerçekten değerli insanlarla yakından tanışmak ve onlarla hasbihal etmek beni oldukça mutlu etti.

 

Şu kadarını söyleyeyim ki, oturum aralarında ki ayaküstü sohbetler ve geceyarılarına kadar süren tartışmalar Forum da ki oturum konuşmalarının çoğundan daha yararlı ve daha ufuk açıcıydı…

 

Daha önce’de İslamcıların başka toplantı ve ortamlarında gördüğüm ve burada da beni oldukça rahatsız eden şey ise maalesef Türkiyeli İslamcılar’ın çoğunun namaza yeterince önem vermemesiydi..

 

Katılımcıların çoğu öğle ve ikindi namazlarını cem’ ederken Forum organizatörlerinin özellikle akşam namazı vaktine riayet etmemeleri ve namaz vaktine oturum koymaları hiç hoş değildi.

 

Gelelim Forum’a;

 

Forum 17-18 Kasım tarihinde 2 günlük ve 5 oturum şeklinde yapıldı ve her oturum da ilk ayak tebliğler ikinci ayak müzakereler (tebliğlerin değerlendirilmesi ve eleştirilerin yöneltilmesi) şeklinde icra edildi.

 

Birinci gün yapılan 3 oturum’un başlıkları şöyle;

 

         1-Kürt Sorununu Doğuran Süreç ve Tarihsel Sebebler

 

         2-Kürt Sorununu Anlama Problemleri

 

         3-Müslümanların Kürt Sorununa Bakışını Etkileyen Faktörler

 

İkinci gün yapılan oturum başlıkları ise şunlar;

 

         1-Şiddet’ten Çözüme Kürt Sorunu ve Çözüm Modelleri

 

         2-Hak, Adalet ve Özgürlük Bağlamında Kürt Sorunu

 

I

 

Kürt Sorununu Doğuran Süreç ve Tarihsel Sebepler adı altında yapılan birinci oturumda söz alan konuşmacıların çoğunluğu Kürt Sorununun dayandığı geçmiş konusunda ihtilaflara düştüler oturum başkanı Selahaddin Çoban’ın Sorunu 150-200 yıla dayandırmasına ve konuşmacılardan konuşmalarını daha çok Cumhuriyet dönemi üzerine yapmalarını istemesine rağmen konuşmacıların çoğu buna riayet edemediler bu konuda verilen sürenin (20 dk.) azlığının en büyük etken olduğunu söylemekte yarar görüyorum çünkü; kürt sorununu doğuran tarihsel süreci 20 dk da anlatmak böylesi yakıcı ve geniş kapsamlı olmasından dolayı imkansızdı ve nitekim konuşmacıların çoğuda Cumhuriyet dönemine gelmeden sürelerini tükettiler.

 

Birinci oturuma damgasını vuran konuşmacı aslında oturumun başlığıyla tamamen alakasız bir tebliğ yapmasına rağmen yaptığı uç tespitlerden dolayı İbrahim Sediyani oldu.

 

Sediyani, konuşmasının çoğunu Arakan’dan gelmesi hasebiyle Arakanlı Müslümanların durumuna ayırdı ve daha sonra da kürt sorununu 300 yıla dayandırarak Kürtlerin bundan evvel İslam’a yaptığı hizmetlerden bahsetti..

 

Sediyani’nin Rohingya (Arakanlı) Müslümanların, Müslüman olmasını Kürt tüccarla açıklaması ve rohingya isminin Kürtçe olduğunu söylemesi Forumun sonuna kadar gündemden düşmedi.

 

Sediyani; Kürt Sorununun 2 ana parametreye oturduğunu ve bunların; anadilde eğitim ve değiştirilen yer isimlerinin iadesi olduğunu söylemesi doğru fakat eksik bir tespit’ti

 

Müzakereciler’den Mehmet Göktaş’ın konuşması (her ne kadar müzakere özelliği taşımasa da) yaptığı birkaç tespit nedeniyle zikretmeye değerdi.

 

Göktaş; Kürt Sorununu konuşurken her şeyin gelip Kemalizm’e dayandığını ve Kemalist Rejimin hedeflediği 2 şey olan Herkesi Türkleştirmek ve Herkesi Gavurlaştırmak hedeflerinin toplumda ciddi kirlenmelere neden olduğunu Akp’nin ise bunu törpülemesine rağmen kırmızı çizgilerini kıramadığını söyledi.

 

Bu tespit her ne kadar doğruysa’da günümüzde kemalizm’in artık bu denli bir etkisinin kalmadığını da söylemek gerek.

 

Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim; Müzakerecilerin hiçbiri aslında Müzakere yapmadı tebliğ yaptılar bu konuda Müzakere yapan tek Müzakereci Beytullah Emrah Önce idi…

 

Bunuda bir eksiklik olarak not düşelim…

 

 

II

 

İkinci  oturumun konusu Kürt Sorununu Anlama Problemleri idiyse’de Konuşmacılardan Fermari Altun anlamamış olacak ki konuşmasını tamamen Alevilik üzerine yaptı.

 

Konuşmacılardan bir diğeri Mehmet Bekaroğlu ise Kürt Sorununun Müslümanların iktidarıyla Çözülemeyeceğini yaşayarak gördük diyerek bir vakıayı ortaya koyarken aslında bir gerçeği de ıskalıyordu.

 

Bu söz konusu Müslüman iktidarında ıskaladığı bir gerçektir, kürt sorunu ve diğer sorunların çözümü Müslümanların iktidarıyla değil islamın iktidarıyla olur ve gerek Mehmet Bekaroğlu gerekse bu tarz şeyleri gündeme getiren diğer kişilerinde bunu söylerken bahsettiğim gerçeği ıskalaması islamın Türkiye deki siyasi konumuna oldukça zarar vereceğini düşünüyorum..

 

Evet Müslümanlar sorunun çözümünde yetersiz ve hatta başarız oldular (kaldı ki bu kişilerin siyasal olarak ne kadar Müslüman olduklarıda tartışmalı bir mevzudur) fakat islamın ilkelerinin ve rasulullahın yolunun takip edildiği bir iktidarın sorunu çözeceğinden emin olmalıyız…

 

Bekaroğlu konuşmasının devamında Roboski’nin Kürtlerin duygusal kopuşunu daha da derinleştirdiğinden bahsetti evet Kürtler sadece duygusal olarak değil Roboski’den sonra devlete ve daha ileri gidecek olursam Türklere karşı kalan son güven kırıntılarını da yitirmiş durumdadır..

 

Bekaroğlu’nun önemli söylemlerinden biride Kürtlerin artık 21. y.y’da bir ulus olarak tarih sahnesinde olduğu söylemiydi evet artık Kürtler belirli bir vatan bilinci olan dili,kültürü ve tarihinin bilincine varmış bir ulus olarak tarih sahnesinde ve katılımcıların çoğunun ifade ettiği gibi diğer uluslar gibi kürt ulusu’nun da artık devletinin olması kaçınılmaz…

 

Konu etrafında tebliğini sunan diğer konuşmacı Muhittin Kaya ise; Bugün Kürt sorununu ortaya çıkaran Tayyip Erdoğan’ın çözüm iradesidir diyerek oldukça dikkat çekici bir cümle kurdu.

 

Eğer Akp iktidarından evvel Kürtlerin taleplerinden vazgeçtiğini kabul edersek bu tespiti doğru olarak kabul edebilirdik ama Kürtler son isyanlarını 30 yıl evvel yaptılar ve akp iktidarına gelene dek sorun kangrenleşmişti bile.

 

Erdoğan’ın iktidarı döneminde çözüme yönelik attığı adımlar ise sadece sümen altı edilen sorunun ne boyutlarda olduğunu gün yüzüne çıkarmıştır.

 

Konunun müzakerecileri arasında en fazla yankı uyandıran ve benimde en fazla dikkatimi çeken konuşmayı Mazlum-Der Diyarbakır’dan Reha Ruhavioğlu yaptı.

 

Ruhavioğlu kardeşlik söylemlerine karşı Kürtlerin devletle herhangi bir kardeşliğinin olmadığını dile getirerek Devletin Kürt karşıtlığını Demokrat Parti iktidarıyla Din’i de arkasına alarak sürdürdüğü tespitinde bulundu.

 

Tespit’e katılmakla beraber ifade ediliş şeklinin sorunlu olduğunu düşünüyorum bana kalırsa devlet dp iktidarıyla kürt düşmanlığına dini bir renk katmıştır demek daha isabetli olurdu.

 

 

III

 

Forum’un üçüncü oturumu ‘’Müslümanların Kürt Sorununa bakışını Etkileyen Faktörler’’ başlığı altında yapıldı

 

Bu oturumun tebliğcileri arasında Tokad-Der’den Ahmet Örs’te vardı ve beni en çok heyecanlandıran cümlelerinde sahibiydi.

 

Ahmet Örs’ün Müslümanlar olarak Kürt sorunu üzerinden Devrimci bir tavır geliştirmeliyiz sözleri bana heyecan veriyor.

 

Evet Kürt sorunu üzerinden Devrimci bir tavır geliştirmeliyiz bunun için en uygun zemini Kürt sorunu üzerinden bulabiliriz geç kalmışlığımıza rağmen eğer etkili ve kararlı bir şekilde devrimci tavrı geliştirebilirsek soruna İslami bir hüviyet kazandırabilirz ve Kürt sorunu üzerinden sadece Türkiye’deki sisteme karşı değil genel dünya sistemine karşı bile devrimci bir itiraz yükseltebiliriz.

 

Oturum bunun haricinde klasik İslamcılık eleştirilerinden öteye gidemedi maalesef..

 

Oturumun müzakerecilerinden Beytullah Emrah Önce’ye tebriklerimi iletmeyi bir gereklilik olarak görüyorum çünkü yaptığı sunumla diğer tüm müzakerecilerin aksine sadece oturumu müzakere etti ve oldukça başarılı bir müzakere sundu…

 

Bu oturumda söz alan Süleyman Kurşun’un aktardığı anekdot’a değinmeden geçemeyecem..

 

Süleyman Kurşun, Batman sokaklarında sarıklı bir halde yürürken karşılaştığı  4 yaşlarındaki bir çocuğun kendisine zafer işareti yaparak ‘’Biji Serok Apo’’ demesini bizim suçumuz diye vermesi doğrusu Müslümanların Kürt mücadelesine yabancılığını anlatmaya yeterdi.

 

Evet bizim suçumuz çünkü Müslümanlar olarak bizler Kürtler’in mücadelesine omuz veremedik ve onları seküler ulusalcılara terk ettik…

 

 

IV

 

Dördüncü oturum ‘’ Şiddet’ten Çözüme Kürt Sorunu ve Çözüm Modelleri’’ başlığı altında yapıldı.

 

Bu oturumda tebliğcilerin tamamı sorunun çözümü için federasyon seçeneğini öne çıkardılar bu noktada Akp’den Abdurrahman Kurt’un bile çözüm için federasyon modelini göstermesi önemli bir olaydı.

 

Fakat Abdurrahman Kurt’un sunumu esnasında naklettiği bir anekdot üzerinden 12 eylül dönemi işkenceleri ve Kürtlere yapılan baskıları sadece nostalji olarak değerlendirmesi doğrusu ‘saygısızca’ yapılmış bir değerlendirmeydi.

 

12 Eylül döneminde yaşananların ve açılan yaraların henüz kapanmadığı ve dönemin etkilerinin silinmediği bir gerçek üstelik Kürtlere yapılan baskılar 12 Eylül’de yaşanmış ve bitmiş hadiseler değildir nitekim Roboski katliamı’da bunun en yakın örneği olarak karşımızda dururken.

 

Bunun haricinde A.Kurt’un ‘’Kürt Sorunu dün varlık sorunuyken bugün eşitlik sorununa evrilmiştir’’ değerlendirmesine katılıyorum nitekim Kürt realitesi gelinen noktada tartışma konusu olmaktan çıkmıştır.

 

Fakat A.Kurt’un bunu söylerken sadece Akp’ye vurgu yapması bence çok sağlıklı bir değerlendirme değildi Akp’nin çözüm için attığı adımlarını hiçleştirmeden Sorunun bu şekilde evrilmesinin sadece Akp’nin bu adımları atmasıyla açıklanamayacağını ve değişen dünya’nın ve Kürtlerin direnişinin en az Akp faktörü kadar bunda etkili olduğunu belirtmek lazım.

 

A.Kurt çözüm önerisi olarak eşitliği sağlamayı önererek bunun içinde 2 yol bulunduğunu ifade etti bunlar; 1-Kürtlere Devlet verilmesi, 2-Devlet’in herkesin Devleti olması…

Gelinen noktada söz konusu 2 yolunda oldukça uzağında olduğumuzu düşünüyorum, bunda Roboski ve pkk’nin son zamanlarda önü alınamayan aşırı eylemlerinin etkisinin yanında Kürt ve Akp’li siyasetçilerin mesafeyi daraltmak yerine daha da açan söylemlerinin etkili olduğu kanaatindeyim.

 

İki tarafında çözüme niyetinin olmadığı aşikar… bu konuda oturumun bir başka konuşmacısı Hüsamettin korkut’un Mevcud üslub savaş üslubudur tespitine katılıyorum..

 

Ayrıca yine bir diğer konuşmacı Abdurrahim Simavi’nin dediği gibi Akp’nin İslamilik iddiasına rağmen batılıların statükocu çözümünden öteye gidemediğini de eklersek A.Kurt’un bahsettiği çözümün ne kadar uzak olduğunu görürüz nitekim statüko’nun olduğu yerde eşitlikten bahsedilemez…

 

Sanırım bütün bunları ve beklide daha fazlasını görmüş olacak ki oturumun üçüncü konuşmacısı Mehmet Alkış konuşmasını fazla uzatmadan çözüm yok dedi…

 

 

V

 

Forum’un son oturumu ‘’ Hak,Adalet ve Özgürlük Bağlamında Kürt Sorunu’’ başlığı altında yapıldı ve bu oturum bana göre diğer oturumların kalite ve derinlik olarak çok çok önündeydi.

 

Konuşmacılar çok iyi hazırlanmıştı ve birbirlerini tamamlayan şeyler söylediler Arif Koçer hazırladığı slayt eşliğinde Hak,Adalet ve özgürlük kavramlarını İslami temelli olarak oldukça güzel bir şekilde anlattı.

 

Hilal Kaplan ise Anadilde eğitim tartışmalarına değinerek bunun evrensel insan hakları temelli değil Rum Suresi 22. ayet çerçevesinde ve bu ayet temelinde savunulması gerektiğini söyledi.

 

Bu söylemine katıldığımı söylemek istiyorum ve daha fazla açarak aslında kürt sorununun ve diğer tüm sorunların evrensel insan hakları yerine kur’ani temelde ele alınmasının çözümü mukadder kılacağını düşünüyorum

 

Özellikle İslami camianın bunu en üst perde’den dillendirmesi lazım.

 

Hilal Kaplan, konuşmasının geri kalan kısmında da önemli tespitlerde bulundu bunlardan biride ana dilde eğitim hakkının açlık grevi esnasında verilmesinin tahayyülümüzdeki hak kavramına zarar verdiği yönündeki sözleriydi.

 

Ümit Aktaş ağabey bana göre Forumun en etkili konuşmasını yaptı, Tamamına katıldığım değerlendirmelerini alt alta vermek istiyorum;

 

-Batı insanını esas alan bir dil bizi asimile eder

 

-Müslümanlar üzerinden bir hak mücadelesi yapmalıyız.

 

-Pkk sadece bir silahlı hareket değil aynı zamanda bir siyasi partidir

 

-Temel sorun Kürdün onursuzlaştırılması sorunudur.

 

-Akp 33 masum insanın katili Mustafa Muğlalı’nın ismini kışlalardan kaldırarak oldukça önemli bir şey yaptı fakat diğer taraftan 33 rakamını Roboski ile 34’e çıkardı.

 

-Roboski, Devletin sınırlarını kanla çizme alışkanlığının bir sonucudur

 

Evet salondan büyük alkış alan bu sözlerin tamamına katıldığımı bir kez daha belirtmek istiyorum.

 

Konuşmacılardan İhsan Eliaçık, sorunu mülkiyet temelli değerlendirdi ve ütopik çözüm önerisinden öteye gidemedi.

 

Yıldız Ramazanoğlu’nun bu sorunu insanların ölmesi/öldürülmesi’ne gerek kalmadan biz üstlenmeliyiz şeklindeki sözünü takdir ederken geç kaldığımızı elemle ekleyeyim.

 

 

VI

 

Son olarak Forumun sonuç bildirgesi olarak sunulan 13 maddesini alt alta vererek bitirelim..

 

1. İslam kardeşliğinin birinci şartı eşitlik ve adalettir. Kürtler, nasıl ki insanlık ailesinin eşit bir unsuru ise aynı şekilde İslam milletinin de eşit bir unsurudur.

 

2. Kürt meselesi, Kürtler ve ülkedeki diğer kesimler için bir travmaya dönüşmüştür. Psikolojik ayrışmayı derinleştiren bu travmanın ortadan kaldırılması adına devlet, kısıtlanan, engellenen ve gasp edilen bütün hakları iade etmeli ve başta Kürtler olmak üzere bütün mağdurlardan resmi özür dilemelidir.

 

3. Şiddet, sorunun çözümü önündeki en temel engellerdendir. Ancak, şiddetin devam ediyor olması gasp edilen temel hak ve özgürlüklerin iade edilmemesinin gerekçesi olamaz.

 

4. Devlet, bütün kurum ve yasalarıyla, etnik çağrışım yapan vurgulardan arındırılmalıdır.

 

5. Eşitlik ve adalet bağlamında en büyük sorun olarak karşımızda duran anadilde eğitim ve kamu hizmetlerine anadilde erişimin sağlanması herkesin en doğal hakkıdır. Kamu otoritesi bu hakkın kullanımı için düzenlemeler yapmak ve gerekli şartları tesis etmekle mükelleftir.

 

6. Değiştirilen bütün bölge ve yer isimleri iade edilmelidir.

 

7. Üniter ulus devlet yapısı kutsal değildir. Kürt meselesinin çözümünde, ‘üretilmiş kutsalların’ insan hayatından önemli olmadığı gerçeği dikkate alınarak, bütün siyasi ve idari alternatif modeller tartışılabilmelidir.

 

8. Mevzuat, ceza yargılaması ve infaz sisteminin bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanılmasına son verilmelidir. 

 

9. Kürt meselesinin eşitlik ve adalet temelinde çözümü için bugüne kadar yapılan ve bundan sonra yapılması gereken bütün düzenlemeler anayasal/yasal güvence altına alınmalıdır.

 

10. Kürt meselesi bağlamında yaşanan ihlal ve zulümlerin tespiti ve tazmini için bağımsız ve icrai yetkisi olan bir komisyon oluşturulmalıdır.

 

11. Son yıllarda atılan olumlu adımların ve sıraladığımız bütün bu hususların kalıcı olabilmesi için sistemin etnik temele dayalı kurucu paradigması, hak ve adalet ekseninde yeniden düzenlenmelidir.

 

12. Anayasa çalışması tüm kesimlerin taleplerine cevap verecek yeni bir toplumsal sözleşme olarak ele alınmalı ve bir an önce sonuçlandırılmalıdır.

 

13. Sorunun mağduru olarak özgürlük ve haklarından mahrum bırakılmış kişilerin siyasi ve sosyal yaşama katılımlarının önünü açacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

 

İZNİK BURSA 17-18 KASIM 2012

 

Güncelleme Tarihi: 03 Aralık 2012, 12:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140