banner279

“Kürtlerin temsilcisi”

Fatih Mutlu

“Kürtlerin temsilcisi”
 Ne diyorlardı? “HDP barajı geçemez de Meclis’e giremezse barış süreci biter, PKK yine eylemlere başlar, savaş başlar, analar yine ağlar.”
HDP barajı geçti, Meclis’e girdi; buna rağmen PKK eylemlerini artırdı, analar ağlamaya başladı.
(Doğrudur, seçim barajının yüksek oluşu bizi adaletten uzaklaştırmış olabilir. Fakat yine de unutmamak lazım: Hükümet’in seçim sisteminde değişikliğe gidilmesi ve barajın yeniden düzenlenmesi hususundaki “dar bölge” ve “daraltılmış bölge” önerileri dahi hakkıyla -hiç değilse iki hafta bile- tartışılmadı.)
Ondan önce ne diyorlardı? “TeCeKobani’deki IŞİD tehdidine göz yumuyor, Kürt halkını umursamıyor. Kobani düşerse barış süreci biter.”
“TeCe” Kobani’nin müdafaası için gereken desteği bölgeye ulaştıracak koridoru açtı, Kobani düşmedi. Barış süreci bitmedi amma, “Bizim TeCe’ye de barışa da ihtiyacımız yok” dercesine pervasızca Suriye’nin kuzeyi Kürt devleti provasına sahne oldu.
(“Kürt devleti” kavramıyla problemim yok. “Arap devleti”, “Türk devleti” veya “Fars devleti” ile ifadesini bulan “ulus devlet” fetişizmi sürdükçe hiç yok. Velakin, “devletten” anladığı yol kesip silahlı elemanlarca kimlik sorulmasından ibaret olan, “egemenlik” anlayışını garibanın ekmek teknesini yakarak ifade eden, eğitimde veya diğer sosyal işlerde hiçbir perspektif ortaya koymayan -mesela “Devlet kurduk, buyurun bu da telefon hattınız” ya da “Devlet kurduk, sağlık hizmetlerini şurada veriyoruz” diyemeyen-, hiçbir yönetim tecrübesi olmadığı Suruç’taki kör kameralardan yahut Diyarbakır’ın bakımsız sokaklardan anlaşılabilecek, yönetim tecrübesi meselesini hiçbir şekilde umursamadığı da “Mali özerklik de istiyoruz, TeCe bize parayı versin ama hesabını da sormasın” diyen yöneticilerden belli bir hareketten bahsediyorsak; burada arzu edilen şey “devlet” değil demektir, başka şeydir.)
En başta ne diyorlardı? “Kürtler arasında PKK’nın liderlik ettiği hareket siyaseten kendini ifade edemedikçe, TeCe buna ilişkin altyapıyı ve üstyapıyı hazırlamadıkça savaş bitmez.”
Mevzubahis hareket siyaseten de kendini ifade etmeye başladı. Savaşın bitmesi yolunda mesafe kat edildi. Fakat barışa dair perspektifi daha geniş, “TeCe”ninkinden de geniş olan hareket liderleri yine hareket tarafından peyderpey pasifize edildi. Geriye, “Siyasi hayatıma mal olsa da ben barışın tesisine azmettim” diyen “TeCe” yöneticilerinin karşısına, seçmenini silahlı bir güç şeklinde sunarak çıkan ferasetsiz, basiretsiz, çapsız ve iradesiz adamlar kaldı.
***
En başından bugüne kadar iddiamızdı, hala da öyle: “Barış süreci Hükümet’ten de, PKK ve onun şu bu türevinden de bağımsızdır. Millet barışın tadını almıştır. Allah’ın izniyle geriye dönüş yok.”
O halde, sürekli savunduğumuz şeyi, “PKK ve türevlerinin Kürtlerin yegane/en güçlü temsilcisi olmadıklarını” ortaya koyacak şeyler yapmamız lazım.
AK Parti hareketiyle, 7 Haziran seçimlerine kadar bunu bir ölçüde yapabiliyorduk. Şimdiyse, Başbakan Davutoğlu’nun seçimlerden önce sıkça uyardığı üzere, “anti-AKP” ittifakı tarafından, “Alevilerin temsilcisi falan partidir, Türklerin temsilcisi filan partidir, Kürtlerinki de falanca” denebilsin diye “Türkiye’nin omurgasına” ciddi bir darbe vurulmuş durumdayız.
O halde, “PKK ve türevlerinin Kürtlerin yegane/en güçlü temsilcisiolmadıklarını” ortaya koyacak şeyleri de ciddice yapalım.
Çok uzağa gitmeden, hala helalliğini almadığımız “Uludere” meselesiyle başlayabiliriz.
Barış için değil, savaş için hiç değil; Allah rızası için barış! Siyasi/mesleki hayatımıza mal olsa bile…
***
Cenab-ı Allah, bu toprakları gizli açık her türlü şerden muhafaza buyursun.
Güncelleme Tarihi: 26 Temmuz 2015, 10:16
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241