banner279

Kudüs bizim neyimiz olur?

MerveŞebnem Oruç

Kudüs bizim neyimiz olur?
Kudüs bizim neyimiz olur?

ABD Başkanı Trump’ın kabul edilemez Kudüs açıklamasının ardından, İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT), dün nadiren gördüğümüz bir karara imza attı ve “Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti'ni tanıdığını” ilan ederek dünyayı da, “Doğu Kudüs’ü Filistin Devleti’nin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet etti.” Kuşkusuz İİT’nin dönem başkanı olan Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tüm dünyanın görmezden gelemeyeceği şekilde giriştiği çaba, bu kararın alınmasında belirleyiciydi. Eğer Kudüs’ü önceleyen böylesi olağanüstü bir çaba gösterilmeseydi, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri liderleri, İsrail’le bilinen yakınlıkları nedeniyle konuyu zamana yayarak gündemden düşürebilir; Tahran’ın ve nüfuzu altındaki devlet ve devlet dışı aktörlerin yapacağı sert çıkışlar, Kudüs’ü Körfez ve İran arasındaki mevcut gerilimin yeni bir malzemesi haline getirilebilir, dolayısıyla konu bugüne kadar olduğu gibi bambaşka bir yöne çekilebilirdi.


Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kudüs konusunda daha en baştan ortak bir bildiriye imza atar ve iktidarı muhalefetiyle tek vücut ABD’nin bu kararını tanımazken yine de Türkiye’de de bazı ayrık otları, “Aman başımıza bir de 3 milyon Filistinli çıkmasın” gibi cümleler kurarak, “Kudüs’ten bize ne?” deme gafletine düştü.

“Kudüs bizim neyimiz olur?” sorusunu kendisine hiç yöneltmemiş olanlara bunun üzerine biraz düşünmelerini tavsiye ederim. Kudüs, biz Müslümanlar'ın kutsalıdır; Yahudi ve Hıristiyanlar'ın da kutsalı olduğu için, bugüne kadar verilen Kudüs mücadelesi gereken saygı çerçevesinde verilmiştir. Kudüs dinî bir mesele olmasının yanısıra ve ötesinde, insani bir meseledir. Kudüs işgal altında bir devletin başkentidir; İsrail işgaliyle başlayan hukuk dışı ve gayri insani İsrail politikaları, sadece Müslümanlar'ın değil Filistinli Hıristiyanlar'ın da devasa bir ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalmasına sebeptir. Sadece küçük bir örnek: Filistinli Hıristiyanlar yıllardır, Yahudiler'in sokakta kendilerine tükürmekten vazgeçmelerini istemektedir.



Yine de, “Bunlardan bize ne, bize dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenlerdenseniz, İsrail’in bizim için oluşturduğu güvenlik tehdidinin de farkında değilsinizdir demektir. Lübnan’a, Ürdün’e, Suriye’ye ve Batı’ya gitmek zorunda kalan milyonlarca Filistinli, bu ülkeler konuya müdahil olduğu için değil, İsrail Filistin topraklarını Filistinliler'den temizlemek istediği için yurtlarından olmuştur. Yani yeni bir mülteci akışına olsa olsa ABD ve İsrail’e 'dur' demek değil, dememek sebep olabilir.

İsrail işgalinin yalnız Kudüs’ü değil, ülke topraklarımıza varan bir coğrafyayı hedef aldığı kör göze parmak durumundadır. “Orta Doğu’dan bize ne?” diyenler, hiç tarihe dönüp bakmamış mıdır? 2. Dünya Savaşı’nda Fransa’ya gelip Almanlar'la savaşan İngilizler'in bunu neden yaptığını bile sorgulamamış mıdır? İngilizler, “Manş’ın ötesinde bir katliam varsa ev dediğimiz yer güvende değildir,” diyerek mevcut tehdidi kendilerine ulaşmadan durdurmak için Kıta Avrupası’nda savaşmışken, bizim gerçekten, “Kudüs’ten bize ne?”, “Şam’dan, Halep’ten, Humus’tan bize ne?” deme lüksümüz var mıdır? Sınırımızın ötesinde katliam, işgal, terör ve savaş varken, ev dediğimiz, vatan dediğimiz ulus-devlet sınırlarımız içindeki yer güvende midir?



Heathrow Havalimanı'ndan Türk insanı manzaraları
Avrupa’daki hava muhalefeti hafta başında büyük bir kaosa sebep oldu. Sadece Pazar günü Amsterdam’da 300, Brüksel’de 200, Frankfurt’ta 300’den fazla sefer iptal olurken, Londra’nın en büyük havalimanı Heathrow’un ana taşıyıcısı British Airlines Pazar ve Pazartesi 270’den fazla uçuşu iptal etti. Hava muhalefeti, kar ve buzlanma uzun ve çileli rötarlara neden olurken, IATA kuralları gereği uçucu ekiplerin uçuş sürelerinin dolması devamında gelen uçuş iptallerinin başlıca nedeniydi.
Biz de bir grup gazeteciyle birlikte Heathrow’da 40 saate varan bir çile yaşadık. Havayolu taşımacılığında herşeyin başında güvenlik gelir. Bir yerden bir başka yere kazasız belasız gidebilmek için, hele bir de olumsuz hava şartları yaşanıyorsa, beklenmedik gecikmeleri ve aksamaları en baştan kabul etmelisiniz. Yani lüks bir ulaştırma biçimi olarak algılansa da, havayolu gideceğiniz yere vaktinde varabileceğinizin garantisi değildir.
Bu gibi kriz durumlarında, taşımacı şirketin yolcuları bilgilendirme ve yönlendirme kabiliyeti, kaosun minimize edilmesi ve kaosun önlenmesinde altın bir dokunuş gibidir. Pazar günü Heathrow’dan Atatürk Havalimanı'na uçan TK-1972 kodlu Türk Havayolları (THY) uçağının 250 küsur yolcusu maalesef bu altın dokunuştan mahrum kaldı. Yedi saate yakın rötarın ardından uçağın kapılarının kapanmasına rağmen yaşanan iptal sonrası, THY Londra Müdürü’nün orada olmasını, yolcularla gerekli enformasyonu paylaşmasını, en azından yer ekibini iyi yönetmesini beklerdik. Bunu görememek Türkiye’nin en büyük uluslararası markası olan THY açısından üzücüydü. Yer ekibi kadar, söz konusu A-330 uçağının kabin amirinin de böylesi bir kriz durumunda ortalıkta gözükmemesi, havada yaşanabilecek farklı bir kriz durumunda, -Allah göstermesin- neler olurdu diye düşündürdü. Kabin ekiplerinin ana görevi, uçuş güvenliği, yolcu bilgilendirmesi ve yönlendirme değil mi?
Hal böyle olunca, tüm yolcular Heathrow’da kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldı. Böyle kriz zamanları, yanında gelen stres, yorgunluk gibi faktörleri de devreye girince insanların iyi ve de kötü yanlarını ortaya çıkarır. Tek bir yolcu bile diğer yolcularla gerilim yaşasa, yeni bir huzursuzluk çıkarsa, zaten çok yorucu olan bu deneyim iyice çekilmez hale gelebilir. Bizim yaşadığımız tecrübede böyle bir şey olmadı. Aksine, normal zamanda birbirlerinin hayatlarının yanından temas etmeden geçip gidecek insanların ve özellikle Türk yolcuların birbiriyle dayanışması, sağduyusu, bilgi paylaşımı çok ama çok çarpıcıydı. Öfke ve taşkınlıklara rahatlıkla sebep olabilecek aksilikler zinciri, tüm yorgunluğa, gecikmeye ve yıpratıcılığına rağmen sonunda gülümsemeyi başardığımız bir anıya dönüştü. Ve açıkçası, 'kutuplaştı kutuplaşıyor' denen Türkler'in tüm farklılıklarına rağmen ortak dertte nasıl birleşebildiğini göstermesi açısından fazlasıyla umut vericiydi.
Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2017, 08:53
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241