banner279

Koruculuk Sistemi 1-2:Göç Yolları Dönülür Elbet

Koruculuk gelince köylerinden göç edenler, dönmek için koruculuğun bitmesini istiyor. 20 yıl önce köyünü terk etmek zorunda kalan Bingöl ailesi anlatıyor.

Koruculuk Sistemi 1-2:Göç Yolları Dönülür Elbet
 

PKK'lilerin geri çekilmesinin konuşulduğu bugünlerde gözler 30 yıllık çatışma döneminin yarattığı diğer bir önemli soruna "koruculuk sistemi"ne çevrildi.

Geçici Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Orhan Kandemir ve Bingöl Korucular Derneği Başkanı Ali Haydar Yener, barış ve huzurun ancak 30 yıl boyunca savaşmış korucuların geleceğini de garantiye alarak gelebileceğini söyledi.

Ya koruculuk ya da göç

"Çapulcu ve eşkıyalara karşı köylünün silahlandırılması" amacıyla 1924'te Köy Kanunu 74. madde ile yasallaşan köy koruculuğu kısa bir süre sonra fiilen uygulamadan kalktı.

1984'te PKK'nin silahlı eylemlerine başlamasının ardından Mart 1985'te Bakanlar Kurulu kararıyla "geçici köy koruculuğu" ile yeniden uygulanmaya başlandı. Köyü korumakla görevlendirilen korucular zamanla sınır ötesi dahil askerle birlikte operasyonlara da katılmaya başladı.

Geçici olan sistem kalıcı hale gelince korucu olmak maddi, manevi devletin birçok olanağından da yararlanma anlamına geliyordu. Koruculuğu reddetmek PKK'yi desteklemenin bir kanıtı olarak görülüyordu ve  zorunlu göçe razı olmak demekti.

70 bin korucu var

Son olarak 2009'da 10 bin korucu kadrosu açılmasıyla birlikte şu anda 46 bin 195 geçici köy korucusu var; gönüllülerle birlikte sayı 70 bine ulaşıyor. Geçici köy korucuları devletten maaş alıyor, gönüllüler almıyor.

İlk olarak Hakkari ve Şırnak'ta özellikle aşiretlere mensup kişilerin katılımıyla başlayan koruculuk sistemi şu anda 22 ilde (Yoğun: Diyarbakır,  Batman, Bingöl, Bitlis, Mardin, Muş, Siirt) devam ediyor. 2007'de yapılan yasal düzenleme ile köy korucularına emeklilik hakkı getirildi. Şu anki maaşları 849 lira, emekli maaşları ise 350 lira.

Beş bini suç işledi

Korucuların insan kaçırma, tecavüz, gasp, araziye el koyma, hırsızlık, insan öldürme gibi birçok suç karıştıkları biliniyor. İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre, 4 bin 972 geçici köy korucusu suç işledi; 853'ü tutuklandı. 

Koruculuk sistemi en çok 2009'da Mardin'in Mazıdağ ilçesinde Bilge Köyü'nde 44 kişinin korucular tarafından öldürülmesi olayı ile tartışma konusu oldu. 

Peki, PKK'nin geri çekilmesi halinde yıllar boyu koruculuktan başka bir mesleği olmayan binlerce korucu ne olacak?

"Güvenlik görevlisi olabiliriz"

"Çocuklarımıza silah yerine kalem ve bembeyaz bir sayfa bırakmak istiyoruz" diyor Mardin'de 17 yaşından beri koruculuk yapan Federasyon Başkanı Orhan Kandemir, şimdi 40 yaşında.

Köyünden göç etmek yerine köyünü korumayı tercih ettiği için korucu olduğunu söylüyor. Barış sürecini çatışmanın en mağdurları olarak desteklerini belirten Kandemir, "Biz bu sürecin neresindeyiz" diye soruyor.

"Yaşlı, genç korucuları mağdur etmeyecek şekilde sosyal güvence, tazminat ve iş istihdamı sağlanmalı. Emekli olunca 350 lira maaş veriyorlar. Aynı operasyona giden uzman çavuş 3 bin lira alıyor. Koruculuk kalktığında polis, uzman çavuş, bankada güvenlik görevlisi, ormancı olabiliriz. Ya da eğitim durumuna göre başka memurluklar da olabilir."

Toplumdan dışlandıklarını, çocuklarının okulda korucu aileden geldiğini gizlediğini belirten Kandemir, barış süreci tamamlandığında  korucular ile diğer Kürtler arasındaki düşmanlığın da çözüleceğini belirtiyor.

"30 yıl kullanıp karşı tarafa mı havale?"

22 yıldır Bingöl'de koruculuk yapan Ali Haydar Yener, İstanbul'da plastik fabrikasındaki işini bırakıp korucu olmaya karar vermiş. Barış sürecine dair kaygıları var.

"Bu süreç her iki tarafı memnun edecekse bundan yanayım. Diğer türlü olduğunda insan soruyor; 20 yıldır ben haksızlık mı yaptım, bu katliamlara sebep ben miydim, ben mi bu olayları çıkardım. Biz kendiliğimizden ortaya çıkmış insanlar değiliz, devlet eliyle oluştuk. Askerle farkımız yok."

Yener de korucuların bugüne kadar başka iş yapmadığını sistem ortadan kalktığında istihdam yaratılarak geleceklerinin güvence altına alınmasını istiyor.

"Polis deşifre olmamak için kendi memleketinde hizmet vermez. Ama biz kendi topraklarımızda görev yapıyoruz. Adamın silahını alır, iş vermezsen '30 yıl kullandım, şimdi karşı tarafa havale ediyorum' demiş olursun."  

Türkiye silahı hayatın üzerindeki karabasan olmaktan çıkartmaya çalışıyor. Silahlar kendine yer bulurken yerlerinden olanlar, kendi yerlerine, köylerine, memleketlerine yeniden kavuşmak istiyor.

Türkiye’nin en büyük Kürt şehri olan İstanbul’u Kadıköy’deki 8 Mart, bir de Zeytinburnu’ndaki Newroz mitingleri ile anlatmaya başlıyorlar. İstanbul anıları bunlardan ibaret.

Yaklaşık 20 yıl önce terk etmek zorunda kaldıkları köylerine dair daha çok şey anlatabiliyor Bingöl ailesi. Bütün anıları köylerinin yakılması ile başlıyor.

İstanbul’un 1930’lara kadar köyü olan şimdilerde ise dışardan gelen göçlerle en yoğun nüfuslu ilçesi Bağcılar’da oturuyorlar. Bitlis Hizan’ın Karadeler köyünden İstanbul’un Bağcılar’ına.

Seracettin, Fehmiye Bingöl, çocukları Leyla, Berivan, evlenen oğulları Fırat, gelin Hülya, torunları Murat ve Viyan. Yaklaşık 10 yıl boyunca çalışarak aldıkları evde bir arada yaşıyorlar. Selahattin Demirtaş’ın el işlemesi karizmatik fotoğrafı evde ilk dikkatimi çeken şey oldu. Demirtaş'ın popülaritesi artık sır değil kadınlar arasında.

Köyden kalan tek fotoğraf

Duvarda aile büyüklerinin fotoğrafları. Köye özlemden olsa gerek fotoğrafların arka fonunda orman ve nehir manzarası var; fotomontaj sağ olsun. Televizyonda Nuçe Tv açık.

Köy hikayeleri sondan başlıyor. Korucu olmayı reddettikleri için 1994’te köyün tamamı yakılmış. Köyün tek bir fotoğrafı var; İstanbul’daki akrabaları çekmiş zamanında.  

Köyde çobanlık yapan Seracattin Bingöl, pek çok Kürt için benzer olan bir hikayeyi anlatıyor: “Askerler üç kez geldi, ‘ya korucu olacaksın, ya da köyü terk edeceksin' dediler.’”  

Eşi Fehime Bingöl, araya girerek “Başımda yemeni bile yoktu" diyor, evinin yakılışını anlatırken. 14 saat boyunca araç bulmak için yürümüşler.

Canlarından başka hiçbir şeyi alamamışlar; hayvanlar, bağ, bahçe...

Uzun yıllar aynı mecburiyetten akrabaları ile aynı evde yaşamak zorunda kalmışlar. Köyün çobanı pazarlarda sebze meyve satmaya başlamış.

Çocukları hiç okula gidememiş. Okuma yazmaları yok. Geçinebilmek için 6,7 yaşında tekstil atölyesinde çalışmaya başlamışlar.

Nuçe TV'de tandırda ekmek yapan kadınları gösteriyor Fehmiye Bingöl. Kürtçe anlatıyor, elleriyle. Köyde ekmek yapışını, içine et konulduğunda ne kadar lezzetli olduğundan bahsediyor.

Yirmi yıllık hasret

Köy hep anılarında kalmış. Yirmi yıl boyunca hiç gidememiş. Uzun yıllar bağları bahçelerinde korucular kalmış. "Onlar bize terörist, biz onlara terörist diyoruz" diyor Bingöl, "Ama biz elimize silah almadık ki" diye ekliyor. İlk dönüş önümüzdeki ay. Köyde düğün var.

Şimdi korucular boşaltmışlar ama iki taraf karşılaştığında sürekli bir laf dalaşı oluyormuş.

Dönmek fikri hep kafalarında ama Seracettin Bingöl, "Barış sağlamlaşmadan, koruculuk kalkmadan köye kesin dönüş yapamayız" diyor.  Husumet bitecek mi diye sorduğumda başka bir gerçek daha ortaya çıkıyor, “Üç yeğenim korucu. Mecburen düzelecek. Barış gelince düzelir.”

Köye dönüp küçük bir ev yapmak hayalindeler. Çocuklar ise yazdan yaza gitmeyi düşünüyor.

Evin gelini Hülya Bingöl de aynı köyden, "Dört yaşında, ayakkabısızmışım" diye anlatıyor köy yakıldığındaki halini.

Evden hiçbir şeylerini alamadıkları için 13 yaşına kadar kimliği olmamış. Hiç okula gidememiş. Göç eden birçok çocuk gibi o da dokuz yaşında tekstilde çalışmaya başlamış. Aynı köyden Hülya ve Fırat'ın aşkı tekstilde başlamış.

Şimdi 24 yaşında, çocukları için okuma yazmayı öğrenecek, çok kararlı. O sırada minikler geliyor yanımıza. Anneleri gülerek tanıtıyor: "Biri Viyan, biri Murat. Türk, Kürt kardeş kardeş yaşasınlar diye böyle koyduk isimlerini." Kayınvalide araya giriyor; "Hayır, Murat Karayılan'dır" diyor gülerek. Murat ismini çok sevdiğini itiraf ediyor sonra.

Gelin Bingöl, göç ettiklerinde en büyük çocukların okuyamadığını ama küçüklerin okuma fırsatı bulabildiğini anlatıyor.

Sonra bir an gözleri doluyor, bir kardeşi dağda. 15 yaşında çıkmış. Hayatta olduğunu biliyor; televizyonda görmüş. Umutlu şimdilerde, “Geri çekileceklermiş. Türkiye’ye gelemese de biz onu görmeye gidebiliriz diyorlar” 

Barış olabilirse “gidenleri ve gelenleriyle” dönüş yolları hayli kalabalık olacak gibi… 

Yarın: Dr. Nesrin Uçarlar, koruculuk üzerine yaptığı araştırmayı anlatıyor.

Nilay VARDAR nilay@bianet.org

BİANET 

Güncelleme Tarihi: 17 Nisan 2013, 12:20
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140