banner279

KIRK HADİS ŞERHİ

Cundullah Avcı

KIRK HADİS ŞERHİ
 KIRK HADİS ŞERHİ-14: Sırat-ı Müstakim/İstikamet

عَن أبي عمرٍو وَقِيلَ: أَبي عَمْرةَ سُفيانَ بنِ عَبْدِ اللهِ رَضِي اللهُ عَنْهُ قالَ قُلْتُ:( يَا رَسُولَ اللهِ، قُلْ لِي فِي الإسلامِ قَوْلاً لا أَسْأَلُ عَنْهُ أَحَدًا غَيْرَكَ. قالَ: { قُلْ: آمَنْتُ بِاللهِ ثُمَّ اسْتَقِمْ }).  رواه مسلِمٌ.

 

“Süfyan bin Abdullah (r.a)’tan rivayet edildi ki: Dedim ki: Ey Allah’ın rasulü bana İslam’da bir söz söyle ki senden başkasına ondan bir daha sormayalım, buyurdu ki: Allah’a iman ettim de, sonra da istikametli ol” Bunu Müslim rivayet etti.

Ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyor: “’Rabbimiz Allah’tır’ deyip de istikamet üzere dosdoğru yolda yürüyenler için ne bir korku vardır ne de onlar üzüntü çekeceklerdir. İşte onlar, cennet ehlidir. Amellerinin karşılığı olarak orada ebedî kalacaklardır.”[1]

Evet, Rabbimiz Allah'tır dedikten sonra istikamet üzere olan yani O'nun emir ve yasaklarına harfiyyen uyan,  bir kavme olan kininden dolayı adaletsizliğe düşmeyen, hakkı hak bilip, batılı batıl bilen, sözün kimden çıktığından ziyade çıkan sözün ne ifade ettiğine önem verenler onlar için bir korku yoktur. Çünkü onlar mükâfatlarını Allah'tan beklemektedirler. Çünkü onlar eğilmeden, büzülmeden hakkı haykırmaktadırlar. Zalim sultanın[2] karşısında dahi olsalar doğruyu, hakkı haykırmaktadırlar. İşte bunlara bir korku yoktur ve üzüntü çekmeyeceklerdir. İşte bunlar Cennet ehlidir. Bu şekilde cenneti hak etmişlerdir. 

Fatiha suresinde, (اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ“(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz” diyerek tevhid inancımızı dile getiriyor daha sonra ise  (اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ“Bize sırat-ı müstakimi göster, bizi dosdoğru yola ilet!” diye Rabbimize dua ve niyazda bulunuyoruz. Aynı surede sırat-ı müstakimin, dosdoğru yolu şöyle tarif eder: (صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ“Nimetine erdirdiklerinin yoluna ilet!” Ve son olarak da, (غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّآلّ۪ينَ“Gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” diyerek niyazımızı, yakarışımızı ifade ediyoruz.

Nimetine erenler kimler? Bu sorunun yine cevabını Kur'an’dan bulmaktayız. Bakalım yüce kitabımız nimete erenleri nasıl tarif etmektedir. “Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.[3]

“Şüphesiz Rabb'imiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara ‘Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin!’ derler.”[4]

Başka bir hadiste ise İman ve istikameti anlatan Resulullah bizlere istikamet olmadan imanın sağlam temeller üzerine oturamayacağını haber vermektedir. “Kalp istikamet üzere olmadan kişinin imanı istikamet üzere olamaz. Dil istikamet üzere olmadan kişinin kalbi istikamet üzere olamaz. Komşusu kötülüklerinden emin olmayan kişi de cennete giremez.”[5] Buna göre kalp ve dil istikamet üzere olmadan iman istikamet bulamaz. Kişinin ahlakı doğruluk ve dürüstlük üzerine yönelmeden nefsi istikamet bulamaz. Hal ve hareketleri istikamet üzere olmayan kişinin bütün emekleri boşa gider. Ahlaki nitelikleri ve huyları istikamet üzere olmayan kişinin manevi gelişmesi mümkün değildir.  “Ey Muhammed, sana emredildiği gibi dosdoğru ol; yanındaki eski sapıklıklarından tevbe edenler de öyle olsunlar. Sakın ölçüleri aşmayınız. Hiç kuşkusuz Allah bütün yaptıklarınızı görür[6] ayeti de hadisimizi doğrulamaktadır. Ayetimiz açık ve net olduğundan sözü fazla uzatmadan okuyucuyu fazla sıkmadan son bir ayetle niyaz ile yazımızı sonlandırıyoruz.

“Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma! Bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız Sensin[7]

 

[1]    Ahkaf, 13-14

[2]    Ebû Davud, Melahim 17;  Tirmizî, Fiten, 13; Nesâi, Bey'at, 37; İbn Mace, Fiten 20; Ahmed b. Hanbel, III, 19,61; IV, 314, 315; V, 251, 256. Beyhakî, es-Sünenu'l-kübra, x, 91; Beğavî,Şerhu's-sünne, x, 65-66,

[3]    Bakara, 3-5

[4]    Fussilet, 30

[5]    İbni Hanbel, III, 199

[6]    Hud, 112

[7]    Al-i İmran, 8

Güncelleme Tarihi: 13 Ağustos 2015, 09:36
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241