banner279

Kiminin savaşı kimine barış getirir, Kiminin barışı ise, kimine Savaş!

Satranç tahtasındaki son hamleler, her zaman ilk yapılan hamleleri anlamlandırma da bir şeyler ifade ediyor ama sadece bir şeyler, her şeyi değil… İlk hamlelerden istifade etmek gibi bir düşünceye kapılan oyuncular, sona doğru ne kadar ciddi bir yanılgının içine girdiklerini fehmedebiliyorlar, iş işten geçmediyse eğer…

Kiminin savaşı kimine barış getirir, Kiminin barışı ise, kimine Savaş!
 
Sinan KARA / fitrat
 
Mevlam görelim neyler, neylerse güzel eyler…
 
Okuyanı az yazanı çok, dinleyeni az konuşanı çok, amel edeni az vaaz edeni çok, takva ehli az kendinden geçmiş başkalarıyla uğraşanı çok,  İslâm kardeşliği mevzusunda ayna meselini anlamayan çok, söz konusu aynayı şeffaf cama evirmek isteyeni çok, kin/nefret duyanı, hased edeni çok, seveni, sevdireni, davaya kazandıranı, tebliğ edeni, Allah korkusu aşılayanı az, ıslah için,  İslâm milletini inşa adına, toplumu ihya etmek isteyeni, yok, yok, yok….
 
Olumsuz çoklar, olumlu azlardan çok, olması gereken yoklar ise, olumsuz çoklar kadar çok…
 
Olumlu azlar çoğalmadıkça ve olumsuz çoklar azalmadıkça ve dahi olması gereken yoklar varamadıkça vara, İslâm davasına layıkıyla hizmet etmek mümkün mü?
 
Gücünün farkında, özgürlükçü, net söylem ve tavırlarıyla fevkaladenin fevkinde, ifrata ve tefrite kaymamış, bu haliyle topuzun kantarını kaçırmamış, ulusunun hak ve özgürlüklerini özümsemiş ve her an ulusunun yanında olmuş ve lakin ulusalcı olmamış, halkının mezhebine saygı duymuş ve lakin tüm mezhepleri kolaylık sebebi bellemiş, tüm cemaatleri kardeş bilmiş ve dahi cemaatiyle herkesime örnek olmuş ve hem de tevhidi paradigmanın lezzetine, uhuvvet kerametinin bilincine, ittihad-ı İslâm’ın sırrına/kemâlatına ermiş ve nihayetinde özlemle beklenen öze dönüşü gerçekleştirmiş mü’min güçlerin hakeza sağlam duruşu, samimi, özverili ve içten olması yetmiyor demek ki, yetmedi geçmişte… Ferasetin, Allâh’ın yardımının, sağlam bir iradenin ve anı doğru okuyamamanın önemine dair birçok bileşenin aynı anda çark etmesi gerekiyor…
 
Allâh’ın yardımını bekliyorsak eğer, pratik dualarla/yaşantımızla birlikte avuçlarımızı Rabbimize açmalıyız ki, tesirini görelim dualarımızın… Hangi işveren, ha bire para isteyen elemanına, hiçbir emek harcamadan para vermeyi öngörür… Önce emek harcayacağız, sonra dualarımızla emeklerimizi süsleyip, Rabbimize sunacağız ki, sömürgeci güçlerin lehine olan her şeyi, İslâm milletinin lehine olumlayabilelim ve Allâh’ın yardımına layık olabilelim…
 
Mavi Marmara meselesi, Davos gösterisi, Patriot füze rampalarının Türkiye topraklarına yerleştirilmesi, İsrail’in özür manifestosu/gösterisi, Obama’nın İran’a, “bütün şıklar masada” tümcesiyle, aba altından sopa göstermesi, Rehber Hamaney’in Obama’ya cevaben, “ İsrail’i dümdüz ederiz” resti, Suriye’deki alevlerin bölgeye sıçramak üzere olan kıvılcımları ve en önemlisi bölgesel satranç tahtasının üzerinde bu kadar karmaşık durumlar mevzubahis iken, Öcalan’ın, Erdoğan’ın ve Fethullah Hoca’nın,  durumdan vazife çıkararak, menfaat devşirmeyi başardığı anlaşılan barış  görüşmeleri…
 
Bir birlerine karşıt görülen, bir birleriyle mücadele içinde olan oluşumlar, sıçrama parkuruna geldiklerinde, tek başlarına sıçrayamayacaklarını anladıklarında, ortak payda da buluşmayı hedefler ve kol kola/omuz omuza bu parkurun aşılabileceğini düşünürler.… Tabi burada önemli olan, sıçrama parkurunu beraber sıçramak değil, sıçrama parkurundan önce yaşananların, bir daha yaşanmaması ve kardeşçe ve özellikle adilâne/beraberce yaşamayı başarabilmektir…
 
Suriye olayları patlak verirken, Esad’ın Türkiye’ye karşı yaptığı hamlelerin en etkilisi, Suriye Kürdlerine bıraktığı topraklar ve yanı sıra burada yaşayan Kürdlere saldırmayacağı hususundaki garantisi idi. Her hamleye karşı, karşı hamle yapılmakta ve adeta Esad’ın başarısının, Erdoğan’ın başarısızlığı olacağı, aksi durumda ise, Esad’ın başarılı sayılacağı, bölgesel satranç tahtasına yansımakta…
 
Bölgeyi çok iyi okuyan ve hızlı davranan bir adım önde ilerliyor.
 
Fethullah Hoca’nın anlaşma metnine yönelik açıklamaları, Öcalan’ın Fethullah Hoca’ya hürmetleri, Netanyahu’nun Erdoğan’a özrü, Obama’ın İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik açıklamaları, Rehber Hamaney’in ‘İsrail’i dümdüz ederiz’ tehdidi, Barzani’nin Irak Meclisine resti, Mısır’da kaynayan kazan, bölgesel satranç tahtasındaki son resimler… Bu verilerle nasıl bir analiz ve çıkarım yapılabilir? Doğrusu ince ve dikkatli zihni işçilik gerektiren mevzular bunlar… Müslümanların tam da bu nokta da zihni konforlarını bozmaları ve bu ve benzeri konuları daha fazla mülahaza ve müzakere etmeleri gerekiyor… Zihni konforların alt üst edilmesinin gereği, meselelerin yüzeysel ve belli çerçevelerde irdelenmesi şeklinde değil, ayrıntılarıyla, sebep-sonuç ilişkileriyle ve daha derin irdelenmesi gerektiğindendir.
 
Bölgemizde çok ciddi ılık rüzgarların esmeye devam edeceği ve soğuk savaşın yerini, ılık savaşın alacağı, gelişmelerin sıcak savaşa doğru ilerlediğini ıskalamamamız gerekiyor.  Dolayısıyla barış sürecinden bahsedilecekse, bütün bu verilerle ve hatta Erdoğan’ın başkanlık projesinden dahi söz etmek gerekiyor. Satranç tahtasındaki son hamleler, her zaman ilk yapılan hamleleri anlamlandırma da bir şeyler ifade ediyor ama sadece bir şeyler, her şeyi değil… İlk hamlelerden istifade etmek gibi bir düşünceye kapılan oyuncular, sona doğru ne kadar ciddi bir yanılgının içine girdiklerini fehmedebiliyorlar, iş işten geçmediyse eğer… Maamafif, baştan sona doğru, oyunu doğru kuran ve oyunu iyi takip eden ve kurulan karşı oyunları bir bir bozan biri için, bu durum tersine işliyor.  Buradan hareketle, İslâm milletini esir etmeye yönelik her hamle dikkate değerdir…
 
Büyük Ortadoğu Projesinde;
 
1-      Bölgesel güç hesapları,
2-      Irak, Suriye ve İran’ın parçalanması,
3-      Ilımlı İslâm projesinin yaygınlaştırılması
      ve nihayetinde
4-      Büyük İsrail’in kurulması düşünülüyor…
 
Bakıldığında BOP bölgede Kürtlere, Ermenilere, Araplara ve on yıllarcadır ezilen diğer halklara, kısa vadeli de olsa nefes aldırmaktadır.  Kısa süreli nefes almalara/aldırmalara önemle yaklaşan bir kısım Müslümanlar,  kayda değer bir sürecin atlatıldığını iddia etmektedirler, aksini düşünen Müslümanlar ise, yumuşak geçişin, aslında Müslümanları dizginlemek ve ılımlaştırmak için yapıldığını söylemektedirler. İlkokulda öğretmenimim yazdığı bir piyesi, hayli kalabalık bir seyirci karşısında oynamıştım. Piyes kısa ama anlamlıydı. Pazarda yumurta satmak için bir satıcıdan yumurta almıştım, satıcı beni kandırmıştı, ben pazarda yumurtaları satarken, müşterimi kandırmıştım, müşterim yumurtaları eve götürmüş ve evdekileri kandıracak bir şeyler söylemişti. Birbirlerini kandıran, aslında herkesin kandırıldığı bu piyeste hatırladığım kadarıyla, yumurtaları yumurtlayan tavuk dahi bizi nasıl aldattığını anlatmıştı. Bu piyes, Ortadoğu siyasi arena için de bir örneklik teşkil ediyor kanımca. Herkesin herkesi kandırdığı(!) aslında herkesin kandırıldığı hatta kimin kimi nasıl kandırdığı ancak ciddi araştırmalar sonucunda ortaya çıkabiliyor.
 
Herkesin hesabının olduğu bir yerde, hesapların ortak payda bulduğu kısa metrajlı dönemler olabiliyor ve menfaatler kesişebiliyor bir noktada işte tam da bu anların kıymetini bilmekte fayda vardır.
 
Bölgesel satranç tahtasındaki oyunun sonunu tahmin edebilenler (ya da bilgilendirilenler) bu tablonun neleri götürebileceğini günbegün hesaplaya durmaktadırlar. Söz konusu tabloyu gören Erdoğan, Fethullah Hoca ve Öcalan gardlarını almış durumdalar. Burada en dikkatli olması gereken ulus kanımca Kürdlerdir.  Çünkü Kürdler, tarih boyunca tam kazandık dedikleri nokta da, kaybetmeye mahkûm bırakılmışlardır.  Tam da kazanmaya başladığınız zamanlar, aslında daha çok dikkat etmeniz gereken anlardır…
 
Dikkate şayan olan bir diğer mesele ise, taktik ile stratejiyi karıştırmamamız gerektiğidir. Basit bir taktiği, strateji sanmamız ve kale almamız vahim sıkıntılara sebebiyet verebilir veya ciddi bir stratejiyi sıradan bir taktik zannetmemiz de farklı bir duruma yol açabilir. Bu anlam da karmaşık gibi görülen ve aslında karmaşık olmayan tablolar, hem vahimdir ve hem de doğru okunmadığı vakit, büyük ziyanlara sebeptir…
 
Allâh’ın tecelliyatlarını göz ardı etmenin de, Müslümana yakışmayacağını ifade etmeden geçemeyeceğiz. Siyaset sahnesinde ortaya çıkan gelişmeleri ilâhi kûdret elinin tecelliyatı kapsamında değerlendirmek, Müslümanca bir bakış açısıdır. Bazen hayırlar şerlere gebedir, bazen de şerler hayırlara. Ve bazen de şerr sandığımız, aslında hayırdır veya hayır sandığımız aslında şer. En doğrusunu bilen Rabbimizdir.
 
Küresel aktörler her zaman belirleyici değildirler, dahili dinamiklerden ve yerel değişim/dönüşümlerden soyutlanmış analizler de nakıs kalabiliyor.
 
Bölgesel ve küresel aktörleri değerlendirirken siyah veya beyaz olarak değerlendirme yapmak da analizleri nakıs bırakabiliyor.
 
Müslümanlara düşen vazifeler nelerdir?
 
Daha çok bu noktada yoğunlaşmamız evladır. Çünkü hedef tahtasına oturtulan Müslümandır. Bu nedenle Müslüman uyanık olmak zorunda ve daha çok kafa yormak zorunda ve daha çok mücadele vermek zorunda…
 
Burada öncelenmesi gereken mesele, okumalarımızı doğru yapmak için, beyin jimnastiği yapmamız ve yanı sıra istişare ağımızı geniş tutmamız gerekmektedir. İkincil önemli mesele ise, durmadan, duraklamadan daha çok çalışmak zorunda olduğumuzu, beyinlerimize ve yüreklerimize kazımak zorunda olduğumuzu bilmektir.
 
Ve dikkate şayan olan mesele; kimin barışı kime savaş, kimin savaşı kime barış getirecek, gibi ince ve hassas noktalara hususen eğilmemiz elzemidir.
 
Bu halkın, mazlum ve mustaz’af İslâm milletinin bir parçası olduğunu bilmek bir yana, bu halkın PKK eliyle bile olsa kazanımlarını, Kürd halkının kazanımı olarak görebilecek kadar rahat olmalıyız. Çünkü zulümle mücadele eden herkes mazlumdur ve mazlumun dini sorulmaz dinimizde, bir farkla, mazlum zalim olmayadura…
 
Mevlam görelim neyler, neylerse güzel eyler…
 
Selam ve dua ile…

Güncelleme Tarihi: 28 Mart 2013, 11:41
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140