bayan escort bursa escort escort gaziantep istanbul escort escort izmir escort izmir izmir escort istanbul escort denizli escort escort bayan

banner259

Kamu diplomasisi ve Rusya Krizi: Enformasyon savaşları

Türkiye – Rusya arasında yaşanan uçak krizi bir enformasyon savaşına da dönüştü. Kamu diplomasisi uzmanı Muharrem Ekşi’ye göre, Türkiye bu savaşa kamu diplomasisi açısından hazırlıksız yakalandı. Peki neler yapılmalı? Ekşi, Al Jazeera için yazdı. Muharrem Ekşi

Kamu diplomasisi ve Rusya Krizi: Enformasyon savaşları

Kamu diplomasisi, enformasyon çağında devletlerin bir diplomasi aracı ve yöntemi olarak yabancı kamuoylarının desteğini kazanmaya yönelik geliştirdikleri bir politikadır. İletişim ve enformasyon teknolojilerinin gelişmesiyle 7/24 paradigması çerçevesinde bir enformasyon toplumuna dönüşen günümüz dünyasında kamu diplomasisinin önemi hızla artıyor. Zira bilgi, iletişim ve enformasyon çağı olan 21.yüzyılda artık imaj ve algı siyaseti ön plana çıktı.

Enformasyona dayalı bu yeni küresel ortamda devletler arasında fikirlerin çatıştığı bir enformasyon savaşı, yeni bir savaş ve mücadele biçimi olarak belirdi. Artık devletler için tank, tüfek ve uçak kadar iletişim ve enformasyon araçlarına sahip olmanın da önemi arttı. Nitekim enformasyon savaşı ortamında medya, TV, yazılı ve görsel basın, özellikle de sosyal medya, devletler arasımücadelenin araçları haline geldi. Devletler bu yeni ortama uyum sağlamanın bir politikası olarak kamu diplomasisini geliştirerek küresel siyasette imaj yönetimi, stratejik iletişim yöntemi, algı operasyonları ve daha sofistike propaganda metotlarını kullanmaya başladı.

İşte bu bağlamda Türkiye’nin angajman kuralları gereği hava sahasını ihlal eden Rus uçağını düşürmesiyle başlayan krizin enformasyon savaşı halini alması bir kez daha kamu diplomasisinin önemini ortaya koydu. Zira olaydan hemen sonra Rusya Devlet Başkanı Putin başta olmak üzere Rus medyası, Türkiye üzerine yoğun enformasyon savaşı başlattı.

İmajın hakikatin önüne geçtiği enformasyon çağında, ülkeler klasik diplomasinin ötesinde medya araçlarıyla tezlerine uluslararası kamuoyu desteği sağlamak üzere kamu diplomasisi uygulamak zorunda.

Uluslararası medyada Putin’in “Türkiye, IŞİD terör örgütünün destekçisi”, “cihatçılığa suç ortaklığı yapmak” gibi Türkiye’nin imaj ve prestijini lekeleyen ağır ithamlarda bulunmasıyla başlayan enformasyon savaşında, Türkiye’nin krize doğru tepki vermekle birlikte kamu diplomasisi açısından hazırlıksız yakalandığını söylemek gerek. Özellikle Putin’in “Türkiye’nin IŞİD’den petrol alıyor” suçlamaları açıkça Rusya’nın Türkiye’ye enformasyon savaşı açtığının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Hatta Rusya’nın bu davranışını açıkça propaganda kampanyası olarak nitelendirmek de mümkün.

Rusya’nın Türkiye ve AK Parti hükümetine yönelik enformasyon savaşı iki ülke arasında kalmayıp uluslararası medyada da yansıdı. Örneğin Fransız Le Figaro gazetesinin “Türkiye, DAEŞ (İŞİD) karşıtı koalisyonu sabote ediyor” manşeti,İspanyol El Mundo, El Comercio ve El Correo gazetelerinde “Putin, Türkiye’yi cihatçılığa suç ortaklığı yapmakla suçluyor” demecinin manşette yer bulması, Arap basınından El Vatan gazetesinde “Türkler teröristlerin destekçisi” manşeti, Türkiye’nin krizin hukukî boyutunda haklı olmasına rağmen enformasyon alanında haklılığını uluslararası topluma yeterince anlatamadığını ortaya koyuyor.

İmaj hakikatin önüne geçtiğinde

İmajın hakikatin önüne geçtiği enformasyon çağında, ülkeler klasik diplomasinin ötesinde medya araçlarıyla tezlerine uluslararası kamuoyu desteği sağlamak üzere kamu diplomasisi uygulamak zorunda. Suriye politikasında da Türkiye’nin tezlerini kamu diplomasisi çerçevesinde uluslararası topluma daha iyi anlatması gereği de bu krizle açıkça ortaya çıktı. Özellikle Suriye politikasının insani diplomasi kısmını sahada başarılı bir şekilde yapmasına rağmen bunu uluslararası topluma pazarlamada aynı başarıyı yakalayamadığı açık.

Aslında her iki ülkede hemen hemen eş zamanlı olarak kamu diplomasisini uygulamaya başlamasına rağmen Rusya’nın enformasyon savaşına daha hazırlıklı olduğu söylenebilir. Bunda Rusya’nın Soğuk Savaş dönemindeki propaganda tecrübesi ve kamu diplomasisi stratejisini enformasyon savaşı üzerine temellendirmesi etkili olmuştur. Zira NATO’nun 2004’te eski Sovyet cumhuriyetlerinden Litvanya, Estonya ve Letonya’yı birliğe katmasından sonrası Rusya, olumsuz imajının sorumlusu olarak gördüğü Batı medyasına karşı enformasyonel boyutta mücadele vermek üzere harekete geçti. Bu amaçla 2005’teRussiaToday ve RIA Novosti kanallarını kurarak ve Russia Beyond theHeadline adında 16 farklı dilde yayın yapan bir uluslararası gazete çıkararak enformasyon savaşı politikası izlemeye başladı.

Bu kriz, Rusya’nın enformasyon savaşına hazırlıklı olduğunu gösterirken, Türkiye’nin ise kamu diplomasisi stratejisinde enformasyon savaşını ihmal ettiğini ortaya koydu. Nitekim Türkiye, Rusya’nın propagandası ve algı operasyonlarına karşı ancak kamu diplomasisi yöntemiyle baş edebilir. Bu anlamda birkaç iyi örnek verilebilir. Putin ve Lavrov’un Rus halkına ‘Türkiye’ye gitmeyin’ uyarısına karşı Türk yetkililerin misafirperverane bir şekilde ‘gelin’ mesajını kamu diplomasisinin stratejik iletişim yöntemi olarak değerlendirmek mümkün. Ayrıca Rusya’nın krizi eğitim alanına da taşıyarak akademik değişim programlarını askıya alma hamlesine karşı YÖK’ün “Türkiye’de eğitim gören Rus uyruklu öğrencilerimiz bizlere ailelerinin birer emanetidir” açıklaması, başarılı bir kamu diplomasisi hamlesi olmuştur. Özellikle Genelkurmay’ın düşen uçağın pilotuna askeri tören düzenlemesi, Rusların kırılan onurunu tamir etme bakımından tam bir kamu diplomasisi davranışı olmuştur.

Suriye’de kamu diplomasisi mücadelesi

İki ülkenin Suriye özelinde karşı karşıya gelmesinde kamu diplomasisi boyutu da dikkat çekiyor. Zira Türkiye’nin 2002-2012 arası dönemde, bir anlamda ‘Arap Baharı’na kadar Ortadoğu’da yumuşak güç imajıyla bölgesel güç olarak yükselişinde AK Parti hükümetlerinin izlediği kamu diplomasisi stratejisinin büyük bir payı vardı. Türkiye’nin Ortadoğu’daki yükselişinde ABD’nin ılımlı İslam ve model ortaklık politikaları çerçevesinde verdiği desteği de eklemek gerek. Nitekim ABD,Müslüman toplumların AK Parti gibi ılımlı İslam yönetimi örneğinde dönüştürülmesi için bölgede alan açarak müttefiki Türkiye’yi destekledi. Bu stratejide Suriye ise AK Parti iktidarının model ülke politikasının uygulanacağı pilot ülke olacaktı. Ancak Davutoğlu’nun Arap Baharı’nı öngörememesi başta olmak üzere ABD’nin Ortadoğu’da verdiği desteği, İslam dünyasının liderliğine tahvil etmeye çalışması sonucu öncelikle bu destek kaybedildi. Bunun da ötesinde AK Parti iktidarı izlediği iddialı politikalar nedeniyle imkân ve kabiliyetlerinin çok ötesindeki bir bölgede yalnız kaldı. Zira Obama yönetiminin küresel stratejisinde ağırlığını Ortadoğu’dan Asya Pasifik’eyöneltmesiyle bölgede güç boşluğunun oluştuğunu Rusya gördü. Zaten Türkiye de Arap Baharı’ndan sonra Ortadoğu politikasında yumuşak güçten sert güç stratejisine yönelmek zorunda kaldı. Dahası Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerinin bozulması, kamu diplomasisi çerçevesinde yürütülen model ülke stratejisinin de sonu oldu. Rusya da uçağın düşürülmesi olayını, Türkiye’yiDAEŞ gibi bir terör örgütüne destek vermekle suçlayarak aslında Türkiye’nin imajını IŞİD’le özdeşleştirmeye yönelik yoğun bir propaganda savaşı yürütmeye başladı.

DAEŞ gibi yeni aktörlerin ortaya çıktığı Ortadoğu politikasında, siyasal İslam’ın bir aktörü olarak da algılanan AK Parti’nin kamu diplomasisine çok daha fazla ağırlık vermesi gereken yeni bir konjonktür belirdi.

DAEŞ gibi yeni aktörlerin ortaya çıktığı Ortadoğu politikasında,aynı zamanda siyasal İslam’ın bir aktörü olarak algılanan AK Parti iktidarının kamu diplomasisine eskisinden çok daha fazla ağırlık vermesi gereken yeni bir konjonktür belirdi. Bu yeni konjonktürde başta Rusya olmak üzere pek çok ülke IŞİD’i bahane gösterip Suriye’yi bombalamak suretiyle Ortadoğu politikasında alan hâkimiyetlerinigenişletirken Türkiye’nin ise Ortadoğu politikasının Suriye, Irak, Katar gibi çok dar bir alana hapsolduğu görülüyor. Buna karşı Türkiye’nin Ortadoğu politikasını kamu diplomasisi stratejisi bağlamında yeniden dizayn etmesi elzemdir. Zira Ortadoğu, DAEŞ üzerinden şiddet içerikli İslam’ın üretildiği bir bölge halini aldı.

Türkiye etkin bir kamu diplomasisi politikası uygulayarak IŞİD’in İslam’ı temsil etmediğine yönelik yeni bir fikirsel mücadele başlatabilir. Bu girişim hem Ortadoğu’da kendisine alan açabilir hem de cezbedici bir imaj inşa edebilir. Nitekim Putin, uçağın düşürülmesinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ülkeyi İslamlaştırma ile suçlayarak uluslararası kamuoyunun IŞİD nefretini kullanmak istedi. Küresel siyasetin bir yönüyle enformasyon savaşı biçimini aldığı bu ortamda, Türkiye’nin de ‘Arap Baharı’ndan beri ihmal ettiği kamu diplomasisi yöntemleriyle başta Rusya’ya karşı olmak üzere Ortadoğu politikasını fikirsel temelde yeniden formüle etme ihtiyacı, bu krizle birlikte açıkça ortaya çıktı. 

Yrd. Doç. Dr. Muharrem Ekşi, Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Kırklareli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. 

Twitter'dan takip edin: @MuharremEksi

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2015, 11:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner141

banner140

banner255