banner279

İslamcılıktan Kürtçülüğe Uzanan Savrulmalar

Süleyman Nazlıcan

İslamcılıktan Kürtçülüğe Uzanan Savrulmalar
 Malum olduğu üzere bugünlerde piyasa değeri bir hayli yüksek siyasal bir sorun etrafında oldukça yoğun tartışmalar yaşanmaktadır.  Söz konusu tartışma Kürt sorunu etrafında yapılmaktadır. Aktüel bir problematik konu olması hasebiyle daha çok konuşulacağa benziyor. Konuşulmasıyla ilgili herhangi bir sorunumuz yok elbette. Bizi daha çok ilgilendiren meselenin nasıl konuşulduğu ve konuşan tarafların ortaya koyduğu yaklaşımlardır.

Ülkede yaşayan bütün siyasal kesimler kendi yaklaşımlarını ortaya koyup konuyla ilgili bir şeyler söylemektedirler. Bunlardan öne çıkan ve konuyu bizatihi müzakere eden devlet ricalinin yaklaşımı zaten bellidir. Konuyu müzakere eden diğer tarafın yani PKK’nin  tavrı da  bellidir. Bunların yaklaşımıyla ilgili ekleyebileceğimiz fazla bir şey yoktur. Ama konuyla ilgili konuşmak isteyen başka birileri de vardır. Bunlar da irili ufaklı İslami gruplardan oluşan ve konuyla ilgileri olan kesimlerdir.

Kuşkusuz herkesin kendisince bir müktesebatı ve çözüm önerileri olacaktır. Bunun yadırganacak bir tarafı da yoktur. Lakin işin başka bir tarafında bulunan ve kendini her şeyin merkezinde gören bir cenah daha vardır. Bunlar da kendi tabirleriyle ‘eski İslamcı’ şimdiki deyimleriyle ‘Kürdistani yapılar’ dır. Denilebilir ki herkes kendini nasıl tarif ediyorsa onu öyle okumak lazım. Elbette buna bir itirazımız olmayacaktır. Fakat konuya olan yaklaşımları ve muhataplarına karşı ortaya koydukları dil ve davranışlara yönelik değerlendirme yapmak bizim de hakkımızdır diye düşünüyorum.

Özellikle kendilerine ‘Kürdistani’ diyen kesimleri paranteze alıp konuşmak istememiz birkaç yönden izaha tabi tutulabilir.

Öncelikle bu kesimlerin kullandıkları itham edici dil ve sosyal medyada hakarete varacak şekilde pervasızca ortaya koydukları saldırgan tavırdır. Her konuyla ilgili konuşma özgürlüğümüz vardır elbette. Ama tahkir ve aşağılamaya varan bir üsluba sessiz kalınmasını da kimse beklememelidir.

Bu kesimlerin ortaya koydukları siyasi ve ilmi istidlalin imkânlarını sorguladığımızda çok yüzeysel ve demagojik bir üslup kullandıkları ortadadır. Ama buna rağmen sanki hakikatlerin merkez üssü gibi davranıp tekellüflü bir dil kullanmaları da dikkat çekicidir. Herhalde bu da kendi icat ettikleri ekstrem bir propaganda şekli olsa gerek. ‘Kürdistani’ cephenin nefret ölçeğinde muhalif bir role bürünmesi ve özellikle bu tavırlarını İslami kesimlere karşı ortaya koymaları düşündürücüdür. Düşündürücüdür diyoruz çünkü şimdiye kadar kendi eski mahallelerinde bulunan İslamcıların onlara yönelik ciddi bir tavrı olmamasına karşın onların bu düzeyde hasım kesilmeleri bize anlaşılmaz gelmektedir.

Toptancı bir yaklaşımla bütün İslamcıları devletle işbirliği yapmakla itham etmek ve İslamcılığın emperyal bir proje olduğunu savunarak ortaya bilinçsizce sözler savurmak akıl ve izan sınırlarını aşmaktadır maalesef. Bu beyanların altındaki niyetleri ifşa ettiğimizde aslında söylenmek istenen şudur: Kürt sorununu bizden başkası konuşamaz daha doğrusu bu işi konuşanlar bellidir. Birileri konuşacaksa bu işin asıl sahipleriyle konuşulması gereklidir ve bu da malum Kürt hareketidir (PKK) denmeye başlanmıştır. Bizce Kürtçü paradigmanın teşekkülünde reel politik manevraların bir sonucu olarak ortaya çıkan ‘Kürdistani İslami yapılar’ farkında olmadan Kürtçü cepheye lojistik destek sağlamaktadırlar.  Ya da bilerek ve farkında olarak.

Keza  “haklı bir mücadelenin siyasal bir zümrenin hedeflerine kurban edilmesi”dediğimiz şey tam da burada başlamış gözükmektedir.  Yani İşin olgusal niteliğinden çok kendi iktidarını tesis edip pazarlama ve piyasayı elde tutma gayretlerinin daha belirgin olmaya başladığını görebilmekteyiz.

Reel politiğin öne çıktığı bu düzlemde hedefi için her türlü argümanı kullanmayı kendisine yol olarak gören siyasal bir tekelin inşası birçok hesabı da beraberinde getirmiştir. Elbette kendilerince bu hesapların detayları düşünülmüştür. Siyasal açılımlar olarak tedavüle konulan bir dizi stratejiler burada belirgin hale gelmiştir. Yegâne karar mercii kendileri (PKK) olmakla beraber Kürt sorununu başkalarıyla konuşmak ve soruna paydaş kılmak diye tabir edilebilecek ‘eklektik bir siyasal koalisyon’ kurma çabası çok barizdir. Burada sözüm ona iç ve dış müttefiklerini çoğaltma girişimi söz konusudur. Bir taraftan diplomasiye yönelerek küresel aktörleri bu işe ortak kılma çabası diğer taraftan da ideolojik olarak tükenmiş ve marjinalliğe sığınan klikleri yan yana getirerek mevzuya taraftar kazandırma çabası ön plana çıkartılmak istenmektedir. Zaten buna taraf olmaya teşne birçok kişi de bulunmaktadır.

Denilebilir ki bu hesaplar birileri için doğru düşünülmüş denklemler üzerine kuruludur. Buna bir itirazımız olmaz tabi ki. Fakat buradan yola çıkarak bir taşla birçok kuşu avlamak ve buradan siyasal bir üstünlük kazanmak girişimi oldukça düşündürücüdür.  Ve dikkat çekmeye çalıştığımız husus tam olarak ta budur. Yani ‘Kürt hareketi’ (PKK) özünde hiçbir ideolojik tavizi vermeden diğer kesimleri kendi siyasal ve ideolojik mecrasına taşımakta ve kendisine tabi kılmaktadır. Bunun en acınası olanlarıysa kendilerini ‘Eski İslamcı’ olarak gören ve şimdinin ‘Kürtçüleri ya da Kürt İslamcıları’ olarak tanımlayabildiğimiz cenahtır.

Bu cenahın kendini ifade ederken kullandıkları dil çok garip ve bir o kadar da düşündürücüdür. Çünkü her yönüyle tepkiye odaklanmış bir dil ve nerdeyse Kürtlüğü, Kürtçülüğü itikad olarak gören bir dil.  Nasıl ki bir dönem Türklüğü Müslümanlıkla özdeş kılma çabasıyla ortaya çıkan kutsama anlayışı türetilmek istendiyse, burada da benzer bir durum ortaya çıkmış bulunmaktadır. Hatta bunu da aşan Müslümanlığı kültürel bir süreç olarak gören bir anlayıştan bahsedebiliriz. Çünkü onlar açısından Kürtlüğün ontolojik gerekçeleri daha baskın ve daha önceliklidir.

Kürt mühtedileri iman ettikleri Kürtçülük hakikatinin anlaşılması için o kadar samimi itiraf yapma çabasındalar ki içlerinden öne çıkanlar ‘önceden sahip oldukları eski “İslami kimliği” kendi doğalarına yabancılaşma süreci’ olarak görebilmektedir. Dolayısıyla şimdi Kürtçülük hakikatiyle şereflenip hidayete erdikleri için oldukça mutlu ve bahtiyar olmaktalar. Kürtçülüğe iman etmiş fakat rengini saklamayı da politik bir gereklilik olarak addeden sözüm ona ‘akıl küplerimiz’ bu küplerinden taşan o engin fikirlerinden birazda başkaları nasiplensin diye oldukça gayret ediyorlar. Onların takıntı hale getirdikleri “İslamcı reçeteler” güya hâkim sistemin ayartıcı ve aldatıcı bir projesinden ibarettir. Onun için bizleri bu gafletten uyandırıp hakikatin kendisi olan Kürtçülüğe iman etmemizi istemektedirler. Fakat bunu yaparken fırıldaklık diye tabir edebileceğimiz   ‘önce şeytanlaştırma sonra yargılama ve sonrasında mahkûm etme’  gibi aşamalı bir yol izlemektedirler.

Dedikleri şeyin özeti şudur;  Farslar, Araplar ve Türkler kurdukları emperyal ortaklıkla Kürtlerin egemenlik haklarını İslamcılık ve ümmetçilik adıyla gasp etmişlerdir. Dolayısıyla İslamcılık emperyal bir projedir ve imparatorluk projesidir. Zaten uygulanması mümkün olmayan bir proje olduğu için de her ulus kendi devletini kurmuştur. Sadece Kürtler bu boş söylemle aldatılmışlardır. Onun için Kürtlerin kendilerini var etmesi için İslamcı referansları bütünüyle gözden geçirmeleri gerekir.

İşin ilginç olanı bu saldırının eskiden İslamcı mahallede bulunan hızlı mücahitlerin elleriyle yapılmaya çalışılmasıdır. Bu da Kürt milliyetçilerinin bir stratejisi olsa gerek. Kendince hakka taraf olma kaygısıyla işe yaklaşan ‘eski İslamcılarımız’ maalesef birilerinin tetikçiliğine soyunarak eski cephelerine saldırmaya başlamışlardır. Hatta bu saldırganlıkta akla gelmedik mantık kurallarını zorlama çabası da oldukça şaşırtıcıdır. Herhalde temel kaygı rüştlerini ispatlama çabasıdır. Çünkü kendilerine yeni bir konum tesis etmenin gereklerinden biri olarak gördükleri ‘saldırganlık stratejisi’ birilerinin hoşuna gideceği için var güçleriyle bunu uygulamaktadırlar.

Öte yandan özeleştiri dedikleri şeyi hep başkalarını eleştirme olarak görmeleri de oldukça ilginçtir. Herhalde bu kavramı anlamış olmadığımız için bize garip gelmiş olsa gerek. Hâkim milliyetçi cepheyi bütünüyle övgüye mazhar kılıp yaldızlı harflerle ‘ Kürt hareketi’ diye pazarlamaya çalışmaları ve kayda değer bir eleştiriye tabi tutmamaları da oldukça ilginçtir. İlginçtir diyoruz çünkü özeleştiriyi dilinden düşürmeyen Kürt hareketi(pkk) nasıl bir özeleştiri yapmış bilmiyoruz. Kendinden başkasına hayat hakkı vermeyen katı ideolojik sınırları olan bir yapı hata yapmaz mı yoksa?  Ya da özeleştiriyi hak edecek birileri varsa o da Kürt mücadelesine yeterince destek vermeyenler midir? Çünkü onların özeleştiri retoriğinden çıkan sonuç budur bence.

Güncelleme Tarihi: 21 Mart 2015, 10:45
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140