banner279

İSLAMCILIK

Muhammet SEVİM

İSLAMCILIK
 İslamcılık terimi siyasi bir terimdir. Kullanılış biçimi ve nedeniyle ötekileştirişi, ayrıştırıcı bir dil içermektedir “Ilımlı İslam” ve “Radikal İslam” söylemlerinin ılımlı İslamcı veya radikal İslamcı alt başlıklarıyla toplumumuza yapılan bir dayatmadır,
Ey Muhammed! Bedeviler: «İnandık» dediler, de ki: «İnanmadık fakat İslam olduk deyin; inanç henüz gönüllerinize yerleşmedi; eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz yaptıklarınızdan birşey eksilmez; doğrusu Allah, bağışlar, merhamet eder.» (Hucurat :14)
İslamcılık terimi siyasi bir terimdir. Kullanılış biçimi ve nedeniyle ötekileştirişi, ayrıştırıcı bir dil içermektedir “Ilımlı İslam” ve “Radikal İslam” söylemlerinin ılımlı İslamcı veya radikal İslamcı alt başlıklarıyla toplumumuza yapılan bir dayatmadır, toplumda ayrıştırmaya yönelik bir algı söylemidir. İslam ideolojik bir terim değildir bu sebeple Müslümanların böyle bir sınıflanmaya tabi tutulması haksızlıktır.

İslam kabul edilen veya ret edilen bir yaşam biçimidir nasıl yaşanması gerektiği ise Sünnetullah ile çizilmiştir gri alanları yoktur öyleyse “şu cu İslamcı”  “bu cu İslamcı” tanımlaması siyasi bir dayatmadır. (Hac: 78) Aslında bu dayatmanın sebeplerinden biride inanç dünyamızda ve coğrafyamızda bulunan ve hiçte masum olmayan gri alanların varlığıdır bu sebeple bu alanlardan beri olan Müslümanlar kendilerini bu tanıma göre tanıtma zaruriye ti hissetmektedirler yani nasıl İslamcılık;
“İslam olduk” üzerinden gidersek, tevhit akidesi neyi kabul ettiğimizden ziyade neyi ret ettiğimizle alakalıdır. (Zuhruf: 87, Ankebut: 61, Lokman: 25)Yaşamınızı neye ve kime göre belirliyor düşünce ve eylem bazında varoluşunuzu neye ve kime göre anlamlandırıyorsanız o sizin Rabbiniz/İlahınız olmuş demektir. Çünkü İslam sadece Allah’a tapınma ritüellerinden ibaret değildir.

İslam’ın ibadetleri kişiye Allah’ın ilkelerini her daim hatırlatan, kişiyi sürekli uyanık ve hayata hazır tutan, o nu kontrol eden mekanizmalarıdır. İbadet ve yaşamın kendisi birbirlerini kuşatan ve destekleyen mahiyette olduğu zaman hayatın tamamı ibadet ve salih amel olur. İslam hayatın tamamını kuşatmıştır Allah sadece yaratan değil aynı zamanda düzen kurandır bu düzen tabiat ile (Gaşiye: 17-20, Saffat: 6, Hicr: 16) de vardır insanın yaşantısıyla ilgilide vardır. (Nisa: 29, Bakara: 275, Nisa: 12, Maide: 1, Bakara: 280, Hucurat: 12, Nisa: 135 ……) Allah düzen kurmakla da kalmaz kurduğu düzeni kontrol eder (Yunus: 61), hesaba çeker (Karia:8,  Bakara: 284, Enbiya: 47….) Kısaca Müslümanın yürümesi durması, yatması kalkması, yemesi içmesi, giyinmesi soyunması, konuşması susması, savaşması barışması, gülmesi ağlaması Allah eksenli olmak zorundadır. Hayatındaki her olguda “Allah ne der” endişesi taşıması gerekmektedir.  
De ki; «benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm tüm varlıkların Rabbi olan Allah içindir.» (Enam: 162) Bu bir bütündür kimisine inanıp/yapıp, kimisini ret etmek/yapmamak kabul görmeyen bir inanıştır. (Bakara: 85)
Ey Muhammed! Şüphesiz ki, Kitab’ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah’a has kılarak ihlas ile kulluk et. (Zümer: 2) İslam olmaktan Müslüman olmaya geçiş bu ayet üzerine olmalıdır. Bu bağlamda tüm gri alanlardan sıyrılıp siyasi anlamda da savunulup yaşanılacak İslamcılık tanımı budur.
Bu tanımla tanımlanan İslamcılık toplumda neden “kötüdür”. Bunu anlayabilmek için her şeyden önce kişilerin -art niyet veya gönüllü münafıklık yoksa- inançlarıyla barışık olmaları gerekmektedir. Bir insanın hem inanıp hem de inancını kendine tehdit olarak görmesi çok tuhaf bir durumdur. Bunlardan biri o kişi için yalandan ibarettir yani ya inandım demesi yalan ya da inancının -İslam üzerinden konuşursak- tehdit olması yalan, yalandan kastım kişinin yalancı olması yani gönüllü münafık olmasıyla alakalı değil her iki alanda da inancının doğru olmadığı ile alakalıdır. “bunlar güzel sözler iyi diyorsun hoş diyorsun da sen asıl yaşanılanlara bak her gün İslam adına nice hukuksuzluk işleniyor vahşet yapılıyor boş konuşuyorsun” da denilebilir.

Kişinin inancını tehdit olarak algılaması gördüğü bu yanlışlar olduğu kadar “ben nasıl bir dine inanmışım bu din gerçekten böyle mi” diye sorgulamamasındandır. Bir insan nasıl hukuksuzluğu meşru gören vahşetten ibaret bir dine inanabilir ki. Buradaki en büyük yanlış, insanların uygulamalarını Allah’ın vahyi ile bir tutmasıdır. Bir insanın Müslümanım demesi onun zalimliğini meşru göstermez zalim her yerde zalimdir ve zalimler için Allah’ın takdir ettiği bir mühlet vardır (İbrahim: 42-47) verilen bu mühlet İslam adına yapılan yanlışların meşruiyet zemini değildir, o sebeple cihat zalimle yapılan mücadeledir.
Kaldı ki İslam’da ruhbanlık sınıfı yoktur yani din adına konuşan hiçbir kimsenin kutsallığı yoktur. (Hadid: 27) İlim ehli ve alim elbette çok değerlidir elbette akıl akıldan üstündür, onlar bizim yol aydınlığımızdır, işaret taşlarımızdır, ancak takva ve doğru bilgi olmak şartıyla. (Maide: 47) İslam’da alim kavramı olduğu kadar belam kavramı da vardır; ayetleri değiştirenler (Bakara: 211) ayetleri gizleyenler (Bakara: 174) ayetleri satanlar (Bakara: 41) fitne çıkarmak için yanlış tevil edenler (Ali İmran: 7) yakıştırmalar yapanlar (Hud: 18) yalanlayanlar (Neml: 84) şirk koşanlar. (Zümer: 3) Haliyle bu tip insanların ortaya koyacağı din anlayışının yaşantı şeklide farklı olacaktır bir de ortada peygambere ait olmadığı halde O’ndanmış gibi gösterilen bir çok rivayet varken, zulümlerine Kur’an’da bulamadıkları delilleri rivayetlerde bulanların adalet anlayışları ebetteki çarpık olacaktır.

Ama tüm bunların varlığı sorumluluktan kurtarmaz zaten bu yanlış uygulamaları bahane edenler dinden çıkmadıklarına göre -çıkan varsa bilmem- yanlışların farkındalar sadece nedense bu farkındalıklarını doğrunun peşinden gitme eylemine dönüştürmemektedirler, eğer her şeyi bizim adımıza düzeltecek bir kurtarıcı bekleniyorsa bu son peygamberle bitti.(Ahzab: 40)
Sorumluluk, bilerek ve isteyerek özgür iradesi ile İslam’a inananların sırtındadır, itaat etmek koşulsuz değildir terazinin bir kefesi itaat etmekse diğer kefesi itiraz edebilmektir bu iki kefenin dengede durması takva ile sağlanmalıdır. Kefeler itaat ve itiraz etmekse terazinin kendisi ise salih bilgidir hiç kuşkusuz bu bilginin mutlak doğru olduğu her daim korunduğu -tek- kaynağı ise Kur’an dır.
Güncelleme Tarihi: 25 Ekim 2016, 10:49
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241