banner279

“İnanmayanlar, inananların imanını daima kıskanır!”

Fatma Barbarosoğlu

“İnanmayanlar, inananların imanını daima kıskanır!”
 Size bu gün bir mektuptan bahsetmek istiyorum. Daha doğrusu bir mektubun satırlarına sinmiş olan yaşanamayan bir Ramazan hüznünden...

Mektup, yazar/akademisyen Sabahattin Eyuboğlu(1908-1973) tarafından kardeşi ressam Bedri Rahmi Eyuboğlu (1911-1975)'na yazılmış. Yazılış tarihi Ekim/Kasım 1935. Bedri Rahmi o sıra Çerkeş'te. Kardeşinin Çerkeş'ten bir an önce dönmesini isteyen Sabahattin Eyuboğlu'nun satırlarında yaşanamayan/iman eksikliğinden dolayı yaşanamayan Ramazan hüznünü görüyoruz:
“Bu Çerkeş meselesinin çok fazla sürmesine de razı değilim. Şimdiye kadar her şey yolunda gitti, ama bazı aksiliklerden korkuyorum. Ne olur ne olmaz... İki ay biter bitmez dön gel...(...)Bana orası koyu bir Anadolu kasabası gibi geliyor.(...) Ramazan'ı orada herhalde buradan daha kuvvetle duyacaksın. Biz bugün uzaktan sesini işittik: Küflü bir davul gibi geldi geçti. Top bile atılmadı bu sene. Annem, Mualla ve ben sobanın başında birkaç tekbir çekerek Ramazan'ı karşıladık. Ne olur birazcık inansaydık da biz de oruç tutsaydık... Hiç olmazsa aylar birbirine benzemezdi. Dış ve dünyasal değişiklikler her zaman tekdüzeliği bozmaya yeterli gelmiyor.” (Yazar Mektupları/”Kağıtta Yer Kalmadı” Hazırlayan: Sema Rifat, Dünya kitapları Ekim 2004)

“Dış ve dünyasal değişiklikler her zaman tekdüzeliği bozmaya yetmiyor.”
1935 tarihinde yazılmış bu mektubun bazı satırları üzerinden yavaş yavaş tekrar geçelim mi?
Ramazan'ın uzaktan sesini işitiyor yazar. Küflü bir davul gibi geçti diye esef ederek. Topun bile patlamamış olmasına gamlanıyor. Bütün bu gamlanışlarını bireysel bir karşılama ile teselli ediyor. Sonra da ne olur biz de inansaydık da oruç tutsaydık diyor.
Biz dediği kim? Annelerin imanına sahip olmayan Bedri Rahmi ve kendisinden mi bahsediyor? Ya kız kardeşleri Mualla?
Sobanın başında iki kardeş annelerine eşlik edip tekbir getirerek Ramazan'ı karşılıyor. Bu karşılamaya aşk ile inanan tek kişi sadece anneleri(mi?).

Anneleri kendisine eşlik eden evlatlarının imansızlığından haberdar mı?
Evlatların iman bahsi ne çetin sınavdır!
Yıl 1935 olduğuna göre o sıra Sabahattin Bey 27 yaşında olmalı. Türkiye'nin ilk kadın mimarlarından olan kız kardeşi Mualla ise henüz 16 yaşında.

Bu mektuptaki satırlar bir dönemi anlamak açısından çok çarpıcı.
Eyuboğlu ailesinin anlamak açısından da...

Eyüboğlu ailesi çok geniş bir aile. Karadeniz, Güneydoğu Anadolu ve Azerbaycan'a kadar yayılmış bir aile. Aile üyelerinin rakamı 500 000 olarak zikrediliyor. Babaları Mehmet Rahmi Eyuboğlu Osmanlı'nın son dönem kaymakamlarından. Mehmet Rahmi Bey, Atatürk'ün teklifi ile İkinci Meclis'e girer ve Fethi Okyar ile Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer alır. Atatürk'ün emriyle kapatılan Fırka'nın bir çok mensubu gibi Rahmi Bey de Atatürk düşmanlığı ile suçlanır. İsmet İnönü araya girer ve “mesele” halledilir. Eyüboğlu ailesi kimi zaman Atatürkçü, kimi zaman Atatürk düşmanı olarak takdir ve dahi tekdir görür. Mualla Hanım bu iddialara itiraz ediyor: “Ailede ne Atatürk düşmanı ne de komünist vardı. Anne tarafım dindardı. Nakşibendilik vardı ailede.”
“Anne tarafım dindardı”bu cümle bizi tekrar durduruyor…

Anne tarafının dindarlığı çocuklarının kalbine iman aşkını indirmeye yetmiyor. Ama imanın boşluğunu derin bir hüzün ile hissetmelerinin sebebi de annelerinin aşklı imanı olmalı diye düşünüyorum.

Üç kardeşin üçü de gönlünü gayri müslimlere kaptırıyor. Bedri Rahmi sevdiği kadının ailesi izin vermediği için “çatalkaram” dediği “ecnebi aşkı” ile evlenemiyor. Ağabeyi Sabahattin ve kızkardeşi Mualla Hristiyanlarla evleniyor.
Oğullarının “gavura gönlünü uçarması”na anne Lütfiye Hanım'ın nasıl tepki verdiğini bilmiyoruz ama kızının Alman Türkolog Robert Anhegger ile evlenmesine tepki göstererek bir yıl boyunca kızıyla konuşmuyor. Daha sonra Türkolog damadını ziyadesiyle yerli bulduğu için araya koyduğu küslük mesafesini eritiyor Lütfiye Hanım.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın mimarlarından -24 kişilik Mimarlık Akademisi'nde dört kız öğrencidirler- Mualla Hanım
Tuba Çandar'a yaşamını anlattığı “Hitit Güneşi” adlı kitapta “yabancılığı”nı şöyle özetliyor:
“Bu evde Robert'le (Anhegger) mevlit okutur, kandillerde toplanırdık. Adımızı gericiye çıkardılar. Köy Enstitüleri'nin yıldönümlerini kutlardık. Komünist dediler. Her boyaya boyandık yani. Hepsine gülüp geçtik. Sabahattin abimin dediği gibi, 'bizden memleketi sevmek, gerisine boş vermek...”

Şamil Kücur'un 2003 yılında Yeni Şafak'ta yayınlandığı söyleşisinde ise vakti zamanında bir dua ezberlememiş olmasının pişmanlığını dile getiriyor Mualla Eyuboğlu: “ Bugün, zamanında doğru dürüst bir dua, bir sure bile öğrenmediğimin pişmanlığı ve üzüntüsü içerisindeyim.”
Başlıktaki ifade üzerinden pazartesi günü devam edelim inşallah.
Güncelleme Tarihi: 26 Haziran 2015, 13:15
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241