banner279

Hız ve Haz Serencamına Mahkum Edilen Gençlik

Hakan Kılıç

 Hız ve Haz Serencamına Mahkum Edilen Gençlik
 Hız ve Haz Serencamına Mahkum Edilen Gençlik

Normal bir insanın yaşam serüvenini göz önüne aldığımızda en verimli, en üretken evresinin gençlik evresi olduğunu hepimiz müşahede edebilmekteyiz. Peki bu üretim aşaması nasıl oluyor da tüketim serencamı içerisinde ezik kalabiliyor? Bu sorumuza mantıklı cevap verebilmek için yaşadığımız Modern zamanı ve bizlere dayatılan argümanları iyi bir şekilde tahlil etmemiz gerek. Modern zamanlar, bireyi; çocukluk ve özellikle gençlik yıllarında sabitlemek, hatta hapsetmek istemektedir. Böylece madde kadar mana ya da beden kadar ruh, nefis, akıl, zihin, kalp, gönül, ahlak ve değer zenginliğine sahip çok boyutlu bir varlık olarak insan, sadece bedensel boyuta sıkıştırılmış tek boyutlu basit bir canlıya indirgenmiş olmaktadır. Modern zamanlarda gençlik, insanın kendisini bedensel, duygusal, zihinsel ve ruhsal anlamda enerjik ve güçlü hissettiği bir dönem olduğu için, tüketim kültürünün en önemli hedef kitlesini oluşturur. Bu nedenle tüketim kültürü tarafından tasarlanan hemen her ürün ya da meta öncelikle gençlerin beğenisine sunulur. Gençler tarafından beğenilen ürünlerin piyasa koşullarında dolaşımını sürdürebilme ve dolayısıyla yeniden üretilip geniş kitleler tarafından tüketilebilme şansının artacağı düşünülür. Böylece gençler, tüketim kültürünün araçsallaştırdığı metaları tüketen basit alıcılara dönüşmüş olur. Reklam endüstrisinin imkânlarını kullanan büyük şirketler de, ürünlerini albenisine sundukları kitleyi ellerinde tutmanın yeni yollarını arayarak, gençlerin beğenisini satın alarak marka değerlerini korumayı ve dolayısıyla eski ve yeni potansiyel müşterilerinin gözünde “ürünlerini meşrulaştırmayı” sürdürürler. Bu meşruiyet süreci, satın alma güdüsünü sürekli yeni yollar deneyerek canlı tutma ve varlığını güçlendirme şeklinde işlemeye devam eder. Aslında bu süreçte gençler, beğenileri üzerinden sadece herhangi bir ürünü değil, aynı zamanda o ürünün sunduğu yaşam biçimini de satın almaya özendirilir. Böylece pasif alıcılar olarak gördüğü gençlerin tüketim arzularını kamçılamaya yönelik mesajlar gönderen reklam endüstrisi, onları bitmez tükenmez istekler dünyasının bağımlı müşterilerine dönüştürür. Elbette her türlü bağımlılığın birey üzerinde tahrip edici etkilerinden söz edilebilir. Ancak kişinin doğuştan zaafları arasında yer alan ve bu özelliğiyle bütün din ve ahlak sistemlerinin kontrol altına almayı hedeflediği sınırsız istekler alanı, insan açısından belki de en tehlikeli bağımlılık potansiyeline sahiptir. Modern insanın, özellikle de gençlerin içine düştüğü her türden tüketim bağımlılığı bunun en bariz örneklerinden biridir. Elbette ki, insanın hayatını mutlu ve huzurlu bir biçimde sürdürebilmesi, yeme-içme, giyinme, barınma, üreme gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Ancak burada, insanın ihtiyaçlarının sınırlı, isteklerinin ise sınırsız olduğu unutulmamalıdır.

54763

Çilesi, hedefi, sorumluluğu olmayan bir baş eğlence peşine düşer…

     Evet, attığımız üst başlık Üstad Ali Şeriati'ye ait nacizane bir söz. Gençler ile hemhal olan, İran devriminde gençliği hazırlayan Üstad… Çünkü gençlerin hız-haz arasında kalmasından korku duyan, bu korkunun kendisini ve imkanlarını bu uğurda seferber etmesine yönelttiği,  özelde gençliğin genelde toplumun "Öze Dönüş"ünün şart olduğunu her daim dile getirmeye çalıştığı sosyolog… Yine bu Üstad der ki: "Rahatlık ruhun bataklığıdır." Ruha rehavet musallat olmuşsa Sekülerizm baş göstermeye başlar. Çünkü, insanoğlu dünyalık mal, mülk, para…vs'ye meyillidir. Gençlik yapılanmalarına bir göz attığımızda bunları rahatlıkla görebilmekteyiz. Kaba bir milliyetçilik anlayışıyla Kürt Gençlerini kendi saflarında toplayan HDP, gençliğe dair, hız-haz-rahat'lık tutkusunu iyi tahlil ettiği için her türlü seküler ortam sunabilmekteler; Verilen partilerin( tavaffuk olması gerek ki, ramazan ayı içerisinde gündüz vakitlerinde verdikleri parti sayısında hayli bir artış olmuştur), toplantıların kızlı erkekli olması, militarist düzeyde olan gençlerin Allah lafzından çok Apo lafzını dillendirmeleri…  Aynı minvalde baş rolünü CHP'nin üstlendiği ve Gezi olayını bir kültür haline getirerek "içkili, kızlı-erkekli ortamlar", "herkes kendi mezarına gider anlayışı", "içkime dokunma", "mini eteğime dokunma", "tacizcime dokunma" anlayışı toplum içerisinde domino taşı rolü üstlenen gençler üzerinde kurgulanan ve de bu kurguyu altın tepside sunan bir cahilane tutum söz konusu. MHP ve Ak Parti trollerinin, takım elbise ve altına da simsiyah bir kundura hevesleri, koltuk sevdası, "gençlik başımda duman ilk aşkım ilk heyecan" sevdasını taşıyanların gençlik yapılanmasına girdikleri gibi mevki peşinde olmaları  sözümüzü doğrular nitelikte davranışların sergilendiğini göstermektedir bizlere.

     Ne yazık ki tüm bu saydığımız mihraklarda gençliğe dair umutların yitirildiğine şahit olmaktayız. Tüm bunlar bize göstermektedir ki umut, İslami mücadeleyi üstlenen gençlerdedir. "Yönlendirilen Bir Gençlik mi? Yoksa Yönlendiren Bir Gençlik mi?" konulu yazımızda, İslami mücadele ve İslam inkılabı gençlerin omuzlarında gerçekleşecektir diyerek şunlara değinmiştik; "Peygamber efendimizin omuzlarına Risalet gibi ağır bir sorumluluk yüklendiğinde kendisine yardım eden ve canlarını ona siper eden unutulmamalıdır ki gençler idi; Zeyd, Ammar, Habbab ve diğer sahabelerin gözde kişileri hep genç kişiler idi. Hz. İsa davete başladığında Yahudi din adamlarının sert direnişiyle karşılaşmış ve topluma bir çağrıda bulunmuştu, bu çağrısına ilk cevap verenler genç havariler olmuştur. Zalim sultana karşı hakkı haykırmanın sembol isimleri Eshab-ı Kehf gençlerden oluşmakta idi. Hasan El Benna İhvan-ı Müslimin'i kurduğunda henüz 20'li yaşlarındaydı." O yazımızda değinmek istediğimiz; İslami Mücadelenin gençlerin omuzlarında yükseleceği idi şimdi ise bu söylediğimize ek olarak şunları söylemek istiyoruz; Toplumda gençlik bu hal üzere iken İslami Mücadelenin omuzlayıcısı olan gençlerin toplum içerisinde seküler hayat nizamını benimseyen gençlere örneklik teşkil etmeleri gerek.

Altın tepside sunulan seküler hayata aldanmamak gerek.

Kim bilir yarın belki aramızda önemli mevkilere gelen kardeşlerimiz olacaktır inşAllah, lakin  makam, mevki hevesine kapılarak ebedi dünyanın bu dünya olmadığını unutmamak gerek.

 Geldiğimiz, geleceğimiz yerleri Amaç değil Araç bellemek...

Yazımızı Genç yaşta Kıyama duran Hasan El Benna'nın gençliğe dair çok önemli gördüğümüz tavsiyeleriyle sonlandıralım:

Hasan El-Benna'dan Gençliğe Tavsiyeler

1-Şartlar ne olursa olsun Ezanı duyduğunuz zaman namaza kalkın.

2-Kur'an-ı Kerim'i okuyun, inceleyin veya dinleyin. Azıcık zamanınızı bile yararsız işlere ayırmayın.

3-Dilinizi düzgün konuşmaya çalışın. Çünkü bu Müslüman olmanın belirtisidir. Arapça’yı öğrenin, çünkü Kur'an en güzel şekilde Arapça ile anlaşılır.

4-Hiç bir konuda aşırı tartışmayın. Zira gösteriş hiçbir zaman yarar sağlamaz.

5-Fazlaca gülmeyin Çünkü Allah'a (c.c) bağlı olan gönül, sakin ve vakarlı olur.

6-Maskaralık yapmayın. Çünkü mücahid bir millet, ciddiyetten başka bir şey tanımaz.

7-Dinleyicinin işiteceğinden fazla sesinizi yükseltmeyin. Çünkü bu bencillik ve eziyet vermektir.

8-Kişileri çekiştirmek ve tavırları küçümsemekten sakının. Hayırdan başka bir şey konuşmayın.

9-Karşılaştığınız kardeşlerinizle sizden istemese bile tanışmaya bakın.

10-Görevler vakitlerden fazladır. Vakitten yararlanmak için başkasına yardımınızı esirgemeyin. Yapacak bir göreviniz varsa onu en kısa yoldan en güzel şekilde bitirmeye çalışın.

11-Her hususta temizliğe önem verin. Evinizde, elbiselerinizde, vücudunuzda, iş yerinizde... Çünkü bu din, temizlik üzerine kurulmuştur.

12-Ahdinize, sözünüze ve vaadinize vefa gösterin. Şartlar ne olursa olsun bunlara muhalefet etmeyin.

13-Okuma ve yazmanızı sağlamlaştırın. Müslümanların gazete ve dergilerini çokça mütalaa edin. Küçük de olsa kendinize ait bir kütüphaneniz olsun. İhtisas sahibi iseniz branşınızda derinleşin.

14-Hükümet vazifelerine düşkün olmayın ve onları rızkın en dar kapısı olarak bilin. Ama size verildiği zaman da reddetmeyin. Davanın vecibeleri ile tamamen çatışmadığı müddetçe bu vazifelerden ayrılmayın.

15-Malınızın bir kısmı ile davaya katılın, üzerinize farz olan zekâtı cemaate verin. Geliriniz ne kadar az olursa olsun, ondan fakir ve yoksullara bir hak ayırın.

16-Az da olsa malınızın bir kısmını beklenmedik hadiseler için ayırın ve katiyen lüks eşyaya kapılmayın.

17-Durmadan tövbe ve istiğfar edin. Uyumadan evvel birkaç dakikanızı nefsinizi muhasebeye ayırın. Şüpheli şeylerden kaçının ki harama düşmeyesiniz.

18-Eğlence yerlerine yaklaşmak şöyle dursun, onlara karşı bir savaşa girişmelisiniz. Bütün konfor ve rehavet görüntülerinden uzaklaşın.

19-Her yerde davanızı yaymaya çalışın. Nefsinizle şiddetli bir şekilde mücadele edin ki, onun yularını ele alasınız; gözünüzü haramdan ayırın, duygularınıza hâkim olun.

20-Sürekli cemaatle ruhen ve amelen bağlantılı olun ve kendinizi daima kışlasında emir bekleyen bir asker gibi kabul edin.

     

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2018, 17:16
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241