banner279

HDP striptizi bırakmadan asla!

Ömer Altaş

HDP striptizi bırakmadan asla!
 Bu ülkede; felsefe yoktur usulünce aparma ve fütursuzca uyarlama vardır.

Bu ülkede, ideoloji yoktur ezber diskurlar vardır.

Türkiye’de, dava yoktur dogma vardır.

Türkiye’de, mücadele yoktur tüketme düzeneği vardır.

Türkiye’de, kişisel gelişim yoktur kişiliği dondurma vardır.

Tüm bunlar; Sykes-Picot coğrafyasının ortak kaderidir.

Solcu, Sağcı, Kürtçü ve İslamcı gençler; ortaokul, lise ya da üniversitede dava adamlarıyla tanışıp ilk heyecanla okudukları bir dizi kitaptan sonra “stand by"da kalırlar.

Hayatın geri kalanı tekrardır, fikren geviş getirmedir.

Bir Solcu, bir-iki Marksist tezin sık tekrarlanan kelimelerine kurban olarak yaşar, bir Sağcıyı, ülkücü bir kaç slogan sürükler, bir Kürt militan, dağ ve savaş ideolojisinin itikafından çıkamaz, IŞİD ideolojisi, bağlamsız ve zamansız ayet-hadis kalıplarıyla elinin ulaştığı her şeyi tüketir.

Değişmeyen yöntem budur.

Genç, önce birkaç kitap okur sonra yakın çevresi tarafından entellikle suçlanmamak için(!) ömrünün sonuna kadar sadece “mücadele” eder. Dava için savaşmaktan okumaya ve özel hayata hiç vakit artmaz.

Mücadele sürecinin ve adanmışlığın her aşamasında okuduğu kitaplardan akılda kalanları usanmadan tekrar eder.

Her müellefe-i kulüp; kendi gettosunda, kitapçı, çay ocağı, hücre evi, dernek ya da vakıfta bolca tekrar edip duran cümleleri adı gibi ezberler, bu ezber gençleri nice on yıllara taşır.

Dede yaşı gelir. Bu ağabeyler, yaşamın tüm sırlarını, hâlâ, aynı temel cümlelerle analiz eder.

Konu, jeo-politikadır belki ama kelimeler aynı kalır.

Konu, belki kadın sorunsalı, belki ekolojidir ama cümleler aynıdır.

Konu, çözüm sürecinin bin şeklidir ama her birinde kalıp değişmez.

Zübeyir Aydar 40 yaşındadır, bakış açısı, edası ve dili 20 yaşındaki ile aynıdır.

Zübeyir Aydar şimdi 54 yaşındadır ama üslup aynı.

Zübeyir Aydar, tipik bir örnektir, eğitimlidir, avukattır, ömrünün yarısını Avrupa’da geçirmiştir ama sanki ideoloji mağarasından dışarı çıkmamıştır.

Diğer ideoloji-zedeler gibi, cümle sayısı bellidir, kelime sayısı bellidir. Dünyasını oluşturan kavram sayısı, bağlaçlar hariç otuzu geçmez.

Bu; bu toprakların genel karikatürüdür ama silüeti son derece ciddidir.

TSK’nın kuzey ıraktaki PKK mevzilerine yaptığı son operasyonun ardından KCK yürütme konseyi üyesi Zübeyir Aydar’ın açıklaması şudur: “Halklarımızı ve demokrasi güçlerini hiç gecikmeden derhal mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz” dedi.

-Halklar

-Demokrasi güçleri

-Derhal

-Mücadeleyi yükseltmek

Aydar ekledi: “Bu halk, kendi toprakları üzerinde özgür bir yaşam istiyor ve bu yaşamı gerçekleştirecektir.”

Son siyasal gelişmeler ve alınacak tutum konusunda HDP, DBP, HDK ve DTK eş başkanları ile İmralı Müzakere Heyeti olağanüstü toplanır. Toplantının sonucunda eş başkanların imzasıyla yapılan ortak açıklama okuduğunda, bu toprakların hiç değişmeyeceği bir kez daha açığa çıkar.

Yazılı yapılan ortak açıklamada kendi sevdikleri ifadeyle 5 tespit 3 tutum belirlendi.

Tespitlerinde kullanılan kelime ve kavramlar yarım asırlık: Ara rejim ve savaş kabinesi, ülkeyi içeride ve dışarıda savaşın eşiğine getirmek, yakın tarihin en büyük demokrasi, barış ve emek bloğunun hedef almak, Suruç katliamını demokrasi güçlerine yönelik saldırıların gerekçesi haline getirmek, darbeyle halkın muhalefeti engellemeye çalışmak, Kürt siyasal hareketine karşı savaş açmak.

Belirledikleri 3 tutum da şu:

· “Siyasetin ve yaşamın her alanında geliştirilen darbe ve savaş politikalarına karşı barış ve demokrasi mücadelesini yükseltme kararlılığındayız.”

· “Katliamların, savaşın ve soygunların sorumluların adil ve tarafsız bir yargı önüne çıkarılmasını sağlayacağız.”

· “Size savaş yaptırmayacağız! “

Son tutum koparıcı bir özelliğe sahip.

“Size savaş yaptırmayacağız.”

İdeolojiler, örgütler, dava adamları, militanlar ellerinde bildiri ile yaptıkları açıklamayı çok önemserler. Bildiri; yüksek ve kırık sesle deklare edildikten sonra her şeyin istedikleri gibi peş peşe değişeceğine samimiyetle inanırlar.

Haftalar geçer, hayat sadece bildiği yoldan ilerler.

Şartlar değişir, zaman değişir ama kalıp değişmez.

“Size savaş yaptırmayacağız.”

Daha önce iş görmüş bir olgu için icat edilen kalıp, olduğu gibi yeni başlamış bir sürece uyarlandı ve iş göreceği hesaplandı. Bırakılırsa sonsuza kadar bu kalıbı kullanacaklar.

“Size savaş yaptırmayacağız!”

Duygu bu ya, cümle güzel kurulunca sonuç güzel olacaktır.

Hâyâl ettiler ki, bu cümleden sonra yer yerinden oynar, olmadı!

Bu hissiyat dogmatizmin en önemli nişanelerinden biridir.

Örneğin, tanrıya yönelip, (haşa) “sana ahireti getirtmeyeceğiz!” demekte yeterince etkili bir cümle olabilir.

Öyle sanıyoruz ki, Suruç olayları boyunca bu açıklamalardan sonra çoğu kimse benim gibi ilk kez gülümsedi.

“Size savaş yaptırtmayacağız.”

Olur.

Yaptırmayın.

PKK’yı anlıyoruz.

KCK’yı anlıyoruz.

Onlar örgütlülüğün doğası gereği dağda bedenen ve fikren 25 yaşında donuyorlar.

Ya HDP’ye ne oluyor?

İçinizde aklı başında biri yok mu?

Görmüyor musunuz, sürecinizi ne hale getirdiniz?

Ayrıca bu süreç tek başına sizin eseriniz değil.

Süreç yeni Türkiye iradesinin, özne Kürtler, partiler parametre.

Ortada size dair bir komedi var.

Şimdi nedir bu Allah aşkına, “size savaş yaptırmayacağız!”?

Koca koca beş örgüt toplandınız, bu mottoyu mu buldunuz?

İçinizden biri çıkıp hiç mi “biz ne yapıyoruz” demedi?

7 Haziran seçimi sürecinde elde ettiğiniz kazanımın ferasetinizle değil de tesadüflerle gerçekleştiğini göstermek için bundan daha güçlü bir veri sunamazdınız.

Gerçek ile olgu arasında büyük boşluk komediyi var eder.

Realite ile sözleriniz arasındaki büyük boşluk sizi komik yaptı.

Oysa örgütlülük ve ideolojik kariyer açısından tarihinizin en popüler günlerini yaşıyordunuz.

Yaklaşın ve dinleyin!

Kürt sorunu, play station konsollarında oynanan bir oyun değil.

Bir şaka da değil.

Kürtlerin verdiği oylarla bar ve pavyon solculuğu yapıyorsunuz. Bu, en iyi bildiğiniz mücadele biçimi olabilir ama yanlış.

Kendinizi toplayın!

Önce şunun farkına varın, sizin şu anki yapısal mantaliteniz, eski rejimin tümörü.

Sadece eski düzenin içinde anlamlı olacağınızı bildiğiniz için o eski düzenin hastalıklı haliyle de olsa var olmasını istiyorsunuz.

Temel içgüdünüz bu!

Siz Kemalizm’in marazısınız.

Onu güçsüz düşüren ama var olmasını da can-u gönülden isteyen bir virüs tipisiniz.

Bu nedenle siz Kemalizm’in kendisinden çok daha Kemalist’siniz!

Çözüm sürecine en baştan beri bu refleksle karşı çıktınız.

Ama Kürtlerde barışa dair öyle güçlü bir irade vardı ki bu duyguyu sakladınız.

Bazen açıktan bazen telmih ile kendinizi deşifre ettiniz:

Gelişmeler karşısında bazen gizlemediniz; “Biz sekülerler bir araya gelelim ortak düşman belli”dediniz.

Kendinizi saklamak için bazen de saldırı yöntemini kullandınız: “Kürtlere en büyük zararı AK Parti verdi” dediniz.

Bu sirkatin itirafıydı aslında ve mezmuru şuydu:

“Kürtlere en büyük zararı PKK-HDP verdi.”

HDP bir olgudur ve gereklidir. Ama siz makinist olarak Kürtleri kürtlüğe değil başka bir yere taşıyorsunuz. Zaman içinde herkes buna fiilen tanık olacak.

En sonunda Çözüm sürecini sabote ettiniz.

Bin bir emekle inşa edilen kaleleri hem de haince yıktınız.

Öyle ki, “can havli” ontolojisi, sizi, liderinize bile ihanete sürükledi.

2013 yılından itibaren son aşamaya doğru getirilen Abdullah Öcalan iradesini alenen çiğnediniz.

“Serok’u” unutturmaya çalıştınız.

Demirtaş’a, “her şeyi İmralı’ya soracak değiliz” dedirttiniz.

“Başkan TC’ye satıldı” algısı yaratmaya çalıştınız.

Cemil Bayık üzerinden yabancı iltisaklı yeni bir liderlik inşa etmek istediniz.

Selahaddin Demirtaş’ın temel misyonu buydu.

Şimdi operasyonlardan sonra yüzünüz kızarmadan kelimesi kelimesine “Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasını istiyoruz” diyorsunuz.

Günaydın!

HDP, Türkiye’ye kamuoyuna şaklabanlık yapıyor.

KCK, Türkiye’ye ve Kürdistan'a karşı şaklabanlık yapıyor.

Kürtlerin bir şaklabanı eksikti!

PKK yöneticileri, Kandil’de Kemalizm’e striptiz yapıyor.

Kürtlerin töresinde striptizcilik yok mertlik var.

Ayrıca Kürtleri size bırakacak değiliz!

Kürt sorunu, bir stand-up gösterisinin malzemesi değildir.

Kürt sorunu Kürtlerin yaşamını ipotek altına almış büyük ve derin bir sorundur.

PKK ve HDP, şu anki tavırlarıyla bu ipoteği bir Kemalizm süresi kadar daha uzatmak istiyor.

Kürtlerin bunu fark ettiğini biliyoruz.

Bunu pratiğe dökmenin sosyolojik ve psikolojik eşik olarak zamanının gelmediğini anlayabiliyoruz.

Sizi Kürt sosyolojisinin kendi doğal akışında derinden derine dışladığını görmüyor musunuz?

Artık PKK, aklını başına toplamalı.

Artık HDP, aklını başına toplamalı.

Tarihin kırılma evresinde bu iki örgüt kendi içinde gerekli dönüşüm gerçekleştirmeli.

PKK, bütün kazanımları heba ederek başarısız olan KCK yönetimini tasfiye edip süreci anlayan ve taşıyabilen yeni bir icracı lider bulmalı ve yeni bir yönetim kurulu oluşturmalı.

HDP, sosyo-psikolojik sıkışmanın ve konjonktürel politik olguların hediye ettiği başarıyı çöpe atan ve çağı ıskalayan eş başkanlarını ve MYK’yı tasfiye etmeli. Çözümü ve barışı önceleyen, Kürtlük dışında gizli ajandası olmayan, Kürt meselesi üzerinden tiyatro yapmayan yeni eş başkanlar atamalı ve yeni MYK oluşturmalıdır.

Yeni PKK ve yeni HDP herkes için hayırlı olacaktır.

Türkiye kendisini yeniledi. Suruç sonrası operasyonlarla yeni Türkiye’nin bir devlet projesi olduğu tescillendi. Türkiye artık TC değil.

Yeni PKK oluşmadan Kürt sorunu çözülmez.

Yeni HDP inşa olmadan Türkiyelileşme mümkün olmaz.

Güncelleme Tarihi: 28 Temmuz 2015, 11:22
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241