banner279

Hayati safha…

ALİ BAYRAMOĞLU

Hayati safha…

Hayati safha…

Bu ülkede Türkler de var, Kürtler de, dindarlar da sekülerler de, kadınlar da erkekler de, homoseksüeller de…

Demokratikleşme her yerde olduğu gibi bizde de her şeyden önce, bu durumun kabul süreci olarak yaşandı ve yaşanıyor.

Bu sürecin sosyolojik boyutları var, siyasi ve (hak alanı anlamında) hukuki yönleri var.

Barış projesi bir anlamda bu çerçevenin içine oturuyor.

Zira, sık söylendiği gibi, bu proje şiddetin yerini siyasete terkederek silahların kalıcı bir şekilde susmasını hedefliyor, kalıcılık ise siyasi alanın, hak sahasının, birlikte yaşam koşullarının elden geçirilmesi demek…

O zaman görülmesi gereken ilk husus barış süreci ve projesinin 'öteki'yle ilgili olmaktan daha önce kendimizle, kendi tasavvurumuzla ilgili olduğudur. Mesele yeni kamusal alanının, ötekiye yer açacak yeni düzenlemelerin sindirilmesidir. Milliyetçilik duygusundan, devlet anlayışına kadar bütünlük istikametinde yapılacak değişiklilerin toplum tarafından sahiplenilmesidir.

2000 sonrası tetiklenen değişim sürecinin derinleşmesidir…

'Anlamak' bu noktada kilit kelime…

Algıda ve zihinlerde kavramların, durumların, kurumların, rollerin ayrışması ya da benzeşmesi meselesi ciddi bir meseledir.

Çağdaş demokrasi ve çağ, insanları ve sistemleri, benzeştirme yerine farklılaştırarak anlamaya davet eder. Katılımcı demokrasinin kurucu asgari koşullarından belki de en önemlisi ayrışma fikridir.

Önemlidir zira, ayrışma fikri, iktidarın, hukukun, bilginin, hem devlet katında hem toplumsal katmanlarda birbirinden özerk olabildiği duruma işaret eder.

Bu üçlü arasında etkileşim kadar bir mesafenin de olması, zihniyet kalıpları ve etik kuralların bu ayrışma fikrine dayanması, ayrışmayı koruma altına alması, hatta ilke kılması, çoğulcu ve katılımcı çağdaş demokrasinin temel koşulundandır.

Bu koşullar şu üç basit, ancak yaşamsal ilkeye gönderme yapar:

Özgürlük, eşitlik ve (siyaset ve devlet karşısında) özerklik…

Özerklik yerine kapsayıcı otorite fikrini, özgürlüğe karşılık itaat kavramını, eşitliğe karşı hiyerarşiyi koyduğunuz zaman ise ulaşacağınız düzen baskıcı ve sıkça 'otoriter' nitelikli olur.

Aslında bu kavramlara yol veren ve ayrıştırma mantığının temelini oluşturan, hayatın her alanını kapsayan belirleyici üç hal, ana belirleyici kavramlar 'meşruiyet', 'görecelilik' ve 'içe bakış'tır...

Toplumsal, ahlaki, siyasi meşruiyet...

Zamana, mekana, insana, kültüre oranla görecelilik...

Toplum ve kişilerin kendilerini sorgulama alışkanlığı...

Onlar, sizi, toplumsal, siyasal ve kültürel alanda mutlak olandan uzak tutarlar,

Bu istimakette 10 yıldır yol almaya çalışıyoruz.

Bu yola girmek gerekliydi.

Ama alınan yol yeterli değil…

Kabul etmek gerekir ki hiyerarşi, kapsayıcı otorite ve itaatin egemen olduğu bir düzenden, özerklik, özgürlük ve eşitliğin düzenine geçiş, kolay ve sıradan değildir.

'Barış projesi' bizi gerçek anlamda işte bu geçiş kapısına yaklaştırıyor.

Türkiye kuvvetli bir bütüncül dokuyu ancak bu kapıdan geçerek sağlayabilir…

Ülke, toplum, insan hayati sahfadayız, sınav safhasındayız…

Zihniyet çekirdiğini zorlayacak kapı ve sınav…

Güncelleme Tarihi: 05 Nisan 2013, 12:24
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140